NEYZEN TEVFİK: HEM BEKTAŞİ HEM MEVLEVİ HEM NEY HEM MEY!


Ne diyor Tevfik? “Meyde Bektaşi göründüm/ Neyde oldum Mevlevi.” Öyleyse odur; hem Bektaşi, hem Mevlevi. Meyle, ney’i bir ve tek tuttuğuna göre o her ikisidir ve her ikisi iç içedir. Bektaşi yanı direnendir, Mevlevi yanı yitiren. Hem Bektaşi, hem Mevlevi olması dengede durma halidir. Yitirdiklerini yeniden kazanma biçimidir de… Bektaşi yanı gerçekçidir, Mevlevi yanı hayalci… Hem hayaldir hem gerçek… İnsan olma hâli!

Felsefesi kendi inancının kitabıdır. Kendi ruhunun sesiyle vahiy gelir, secde etme hali de kalbinin kutsal ateşinedir. Girmemiştir, kapısından bakmıştır ve gördüğü şudur: Cennet bir at pazarıdır!

Hem Bektaşi, hem Mevlevi olunca, batinidir. Namazdan uzaktır. Bu nedenle kendini namazdan uzak durmakla suçlayanlara verilecek bir yanıtı mutlaka bulunur. Allah’ı beş vakit anamda arayan ve görenlere, hep ve her zaman onunla olduğunu söyler.

Hadi onun dörtlükleriyle yazalım:

“Asrın yeni umdesi var, hak kapanındır

Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır

Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca

Kürs-i liyakat pezevenk, puşt olanındır!”

Bu bir. Bu da iki;

“Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,

Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü

Kara bir kine taassub pusudan çıktı yine,

Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü.”

Bir de o çok bilinen dörtlüğüne bakalım mı?

“Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler;

Kimi hırsız, kimi alçak, kimi deyyus dediler…

Künyeni almak için, partiye ettim telefon,

‘Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us!’ dediler…”

İnancı sevgi, inanılanı sevgili gibi görür Neyzen. Öyle görmeyenlere “Kör gibi tapınma kuru duvara” diye uyarmaktadır.

“Sahne-ı Ömrümden Nefs-ı Emmareye Hitâbım”da da basar küfrünü. Belki de Neyzen’i Neyzen Tevfik yapan bu yanıdır. Neyzenden sonra da Can Yücel’in adı gelir ki, onu da Neyzen’in devamı sayarlar.

Ama biz yeniden hitâb’a dönelim.

“Alemin bağızârını ….yim.

Sünbül-ü verd-ü hârın ….yim.

Andelib-i nizârını ….yim.

Hasılı nevbâharını ….yim!

Bana yoktur, yüzumlu gülşeninin,

Şeb-i tarik-ü rûz-ı rû’şeninin,

Ne gülâmanın, ne de zeninin,

Hepsinin tâ mezarını ….yim!

Ağlamam ben, ben erkeğim erkek,

Hayli güçtür bana cefâ etmek,

Minnet bu ömrü de be felek,

Atını al tımarını …yim!

Güççedir bu fakiyi aldatmak,

Yüzdürüp sonra künteden atmak,

Gözünü aç da sen bana bir bak,

Ben senin i’tibârını ,,,,yim!

Sâkıy-i mâh-rüyına ….yım,

Gülünün reng_ü bûyuna …yım,

Mutribin hây-u hûyuna ….yım

Sâgar-ı meşvadârını ….yim!

Yok sâfası hezâr-ı dem-gerinin,

Gül-sitanda şükûfe-i terinin,

Bezm-i sahba-yı rûh perverinin,

Neşvesile humarını ….yim!

Feleğin uğradımsa vartasına,

Yım ağzının tam ortasına;

Bunu yazsın cihan da hartasına;

Kıta’at-ü bihârını …yim!”

Neyzen Tevfik Muğla/Bodrum doğumludur. 24 Mart 1879’un pek de soğuk olmayan Pazartesi günü doğmuştur. Doğduğunda, ailesi inançları gereğince, ezan okuyup adını fısıldamak yerine, kulağına ney üflediler, boğazına mey mi akıttılar, doğrusu bilmem. Büyük olasılıkla öyle olmuştur. Yoksa Neyzen Tevfik hem Bektaşi hem Mevlevi olmazdı. İyi ki öyle yapmışlar… Öyle yapmışlarsa, yapanın mey’ine de, ney’ine de…

Babası Hasan Fehmi Bey Ege’li değildir, Karadenizlidir. Samsun İli Bafra İlçesi, Kolay Beldelidir. Neyzen Tevfik bu beldeden alır soyadını; Tevfik Kolaylı! Bu soyadını taşır ama kullanmaz, adının önüne Neyzen’i koyuverir. Kolaylı soyadı da, Soyadı Yasası çıkması üzerine alınmıştır. Neyzen Tevfik’in Bodrum’da doğmasını da Babası’nın öğretmen olarak Muğla/Bodrum’da görev yapmasına borçluyuz. Rüştiye’de öğretmendir Baba Kolaylı.

Soydan gelen soya çeker derler. Neyzen Tevfik de öyle yapacaktır, soya çeker. Hasan Fehmi Bey’in de dönemine göre ileri görüşlü, aydın, müziksever ve gülmececi olduğu bilinir. Annesi için de sevgiyle söz eder Neyzen. Soy/sop’tan söz ederken kardeşi Ahmet Şefik’ten de söz edelim biraz. Ulusal Bağımsızlık Savaşından sonra Pendik Bakteriyolojihanesinde müdürdür. Bu görevi 1939 yılına kadar yapacaktır. 1945’e kadar da Tarım Bakanlığı teftiş gurubundadır. 1946 yılında Tarım Bakanlığı Müsteşar Yardımcısıdır. Sığır Vebası, Antraktsa teşhis çiçek aşısı, tavuk kolerası aşısı, Anadolu Keçisi plöro-paömonisi gibi konularda çalışmaları vardır. Bir Bakteriyolog başka ne yapar usta? Ama ailede en bilineni ve adı ansiklopedilere gireni Neyzen Tevfik olacaktır!

Tarihteki ünlü sara’lılardandır! Epilepsi’lilerdendir! Julius Caesar, Gaius Caligula, Feyador Mihailoviç Dostoyevski gibi, düşme hastalığı vardır.

Epilepsi üzerine daha önce yazdık. Epilepsi kutsal hastalık, Peygamber hastalığı olarak biliniyor. Küçük bir alıntı yapalım, anımsatalım.

Epilepsi nedir? Önce üzerinde ortaklaşa uzlaşabileceğimiz bir tanıma ve tanıya gereksinim duyuyoruz. Gülhane Tıp Akademisi, epilepsi konusunda en yetkin sağlık kurumudur. En yetkin tanıyı oradan alabiliriz. Bunun için bir “Epilepsi Rehberi” var. Doç.Dr. Zeki Gökçil, Gata Nöroloji Anabilim Dalı Epilepsi Polikliniği’nde görevlidir. Hasta ve yakınları için bir epilepsi el kitabı hazırlamıştır. Orada yazıyor. “Epileptik nöbet (Sara), beyindeki hücrelerin kontrol edilemeyen, ani, aşırı ve anormal deşarjlarına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Beyin, insan vücudunun ana kumanda merkezi gibidir. Beyin hücreleri arasındaki uyumlu çalışma, elektriksel sinyallerle sağlanır. Nöbetin nedeni, bir tür beklenmeyen elektriksel uyarı olarak düşünülebilir. Kısaca; epileptik nöbet beynin kuvvetli ve ani elektriksel boşalımı sonucu oluşan kısa süreli ve geçici bir durumdur. Epilepsi, dünyanın her bölgesinde, erkek ve kadında, her türlü ırkta ve yaklaşık 100 kişide bir oranında görülebilen bir hastalıktır. Hastaların yaklaşık yarısında belirli bir neden bulunamaz. Belli bir grup hastada ise; gebelikte olabilen beyin gelişme problemleri, doğum sırasındaki nedenler, menenjit, beyin enfeksiyonu, beyin tümörleri, zehirlenmeler veya ciddi baş yaralanmaları epileptik nöbetlere yol açabilir. Nöbetin nedeni tümör ya da başka bir hastalık değilse, epilepsinin ilerlemesi söz konusu değildir, bazen yaşla birlikte nöbet sıklığı da azalabilir. Epilepsi nöbetleri, çoğu zaman insana çok uzun sürüyor gibi gelse de 1-3 dakika içinde kasılmalar biter ve hastalar belli bir süre sonra nöbet öncesindeki normal aktivitelerini kazanırlar. Epilepsi nöbetleri, değişik tiplerde olabilir. Nöbetler; büyük (genel, jeneralize tonik-klonik, grand mal, kasılma-çırpınma ile karakterize) yada küçük (kısmi, Parsiyal, sadece yüz, kol yada bacakta kasılma[basit Parsiyal] veya anlamsız konuşma ve davranışlar ile karakterize[kompleks Parsiyal]) nöbetler şeklinde ortaya çıkabilir. Ayrıca kısa süreli (5-10 saniye), gözlerini dikip sabit bakma, bu anda cevapsızlık şeklinde, kasılmasız dalma nöbetleri (absans) ile özellikle sabahları uykudan uyandıktan sonraki dönemlerde ortaya çıkan ve kollarda sıçrama-atmalar tarzında myoklonik nöbetler de olabilir.” 1

Hastalığın gerekçesi yedi yaşındayken geçirdiği travmaya bağlanır.

Muğlalı Kel Mülâzım Hüseyin Ağa, Muğla ve yöresinde halka zarar veren eşkıyaları avlar, başlarını vücutlarından ayırır, kent çarşısına getirir halka gösterir.2 Neyzen Tevfik de yedi yaşında buna tanık olur. Ancak ilk epilepsi atağının görülmesi Babası’nın bu korkunç olaydan sonra unutması için uzaklaşmak düşüncesi ile atandığı Urla’da başlayacaktır. Neyzen Tevfik, gövdelerinden bir üzüm tanesi gibi koparılmış, dilleri bir karış sarkmış, gözleri patlak patlak açılmış ya da acıyla yumulmuş kanlar içindeki bu kesik başları asla unutamayacaktır. Kesik başlardan kaçacak, onları unutmaya çalışacaktır ama kesik başlar nereye giderse gitsin onunla birlikte geleceklerdir. Ruhu kesik başlardaki kurumuş ve kabuk bağlamış yaralar gibi örseleyecektir.

Nöbet ve epilepsi biri sonuç diğeri nedendir. Dikbaş, genel nöbetler ve kısmı nöbetler olarak ikiye ayırıyor. Epileptik olmayan nöbetleri de ekliyor. Yalçın Küçük kaynak olarak Prof. Dr. Meral Topçu’yu gösteriyor. Bizdendir. Diğeri W.H.Theodore, R.J.Porter. İki büyük ayrım yapıyor. Generalize nöbetler ve Parsiyal nöbetler. Generalize nöbetlerde beyindeki elektriklenme tamamına yayılıyor. En önemlisi olarak bilincin bütünüyle kaybı, kasılmalar ve çırpınmalar. Grand mal nöbet de deniliyor. Hasta dengesini yitiriyor ve yere düşüyor. Düşme epilepside ilk belirtilerden. Adım atmak ve ayakları üzerinde durma yetisinden yoksundur. Düşüyor. Başka tür belirtiler de var. Belleğin geçici yitimi... Hasta hiçbir nesneyi algılayamıyor ve boş boş bakıyor. Dalıp gidiyor ve artık başka bir dünyadadır, bu dünya ile bütün köprüleri atmıştır. Nöbet sırasında bağırsakların denetimi yitiriliyor. İdrar kaçırma olgusu gerçekleşebilir. En çok korkulanı dili ısırmadır. Ağzın açık tutulmaya çalışılması bunun içindir. Parsiyal nöbetlerde ise istem dışı, normal olmayan yüz ve el devinimleri olabiliyor. Nöbetler sırasında hasta poptepileptik bir kendinden geçme yaşıyor. Bayılma diyebiliriz. Yatıyor ya da yüzüyorsa, boğulabilir. Kendini kurtarmak için başını çeviremez. En büyük ipucu düşmedir. Hasta birden düşüyor ve bu düşmeler sonucu hafif ya da hiç de hafif olmayan yaralanmalar olabiliyor. Topçu, aura’dan söz ediyor. Nöbetin geleceğinin ön işaretidir. Elence’dir, yel olarak Türkçeleştiriliyor. Bilinç bozukluğu izliyor. Partisyel ya da Generalize tonik klonik tipte nöbetin tüm belirtileri ortaya çıkıyor.3

Travmalar da epilepsinin gerekçeleri arasında sayılıyor.

Neyzen Tevfik, ruhunu hasta eden ve düşme hastalığına yakalanmasına gerekçe olacak bu olayı şöyle anlatır: "Okula yeni başlamıştım, bir aksam paydos olmuş, ben babamla beraber eve gitmek üzere yola koyulmuştum. Tam çarsı hizalarına geldiğimiz sırada uzaktan gelen davul, zurna sesleriyle durakladık. Ben daha o yasta musikinin tutkunu, çılgınca düşkünüydüm. Babamı elinden çekerek çalgı seslerinin geldiği tarafa doğru adeta sürüklüyordum. Nihayet alayın ucu Köşkiçi Meydanında göründü. Biraz daha yaklaşınca zurna ve lavtaların ahengine tempo tutan davul tokmakları sanki hep birden kafama inmeye başlamıştı. Yaklaşan kalabalığın ellerinde on, on beş sırık, sırıkların ucunda da kesik insan kafaları vardı. Gözlerim dehşetle yuvalarından fırlamış ve ben çığlığı basmıştım. Şaşıran babam, güya o feci manzarayı bana daha fazla göstermemek için önünde durduğumuz demirci dükkânının içine dalıvermişti. Oysa olan olmuş ve çocuk ruhumda müthiş bir kasırga kopmuştu. Eve, dinmeyen titremeler içinde getirildim ve birçok korku ilaçlarından geçirildim. Fakat yazık ki bilincimin bir burcu göçmüş, akıl tahtamın bir çivisi demirci dükkânında düşüp kaybolmuştu."4

Neyzen bu olaydan sonra durgunlaşacak, Urla’da kendisini ziyarete gelecek Sara hastalığına doğru yuvarlanacaktır. Annesi tedavi olması için onu İstanbul’a, doktorlara taşıyacak, çözüm bulamayacaktır. Bu kez iş üfürükçülere kalacak, hacılara/hocalara götürecek ancak düşme hastalığı illetinden kurtulamayacaktır.

Neyzen’in, Ney’le tanışması Babası Hasan Fehmi Kolaylı’nın, onu Tepecik Camii yakınlarında sık sık uğradığı, çay içtiği ve rahatladığı kahvede, o kahveye yolu düşen dervişlerin çaldığı bu kargıdan yapılmış, upuzun ilginç enstrümana ilgi duymasıyladır. Bir kargı parçanın böylesi soylu sesler çıkarması ve o seslerin doğrudan insanın ruhuna işlemesi, onda bu garip enstrümanı çalma arzusu uyandıracaktır. Nasıl bir çalgıdır ki, bu böylesi inlemekte ve ağlama duygusu ile huzur verebilmektedir? Babası oğlunun eğitim yaşamının kesintiye uğramaması, aksamaması için Ney çalmasına izin vermez. Neyzen bunun da yolunu bulacak, zoru başaracak ve kendi yaptığı düdükleri çalmaya başlayacaktır.

Ney, kalabalıklaşmaktır, yalnızlıktan kurtulmaktır. Çoğalmaktır. O düdükleri çaldıkça, çevresindeki öğrenciler ona yakınlaşacak, onu dinleyecek ve izleyeceklerdir.

Şairliği -biraz da küfürbazlığı- Egelidir.

Ege’ye yolu düşen saz âşıkları, kent kent, il il, ilçe ilçe dolaşırlar ve dönemin bilinen klasikleri olan sözlü kültür geleneğinin Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber gibi halk öykülerini kâh çalarak, kâh söyleyerek aşk ve maşuk ederler. Müziğe vurgun ve düşme hastalığına neden olacak kadar tutkun Neyzen’in bunlardan uzak durması olanaksızdır.

Söz ile saz birleşmektedir.

Neyzen Urla’da, Ney çalmada virtüöz sayılon Berber Kâzım’la tanışır ve ondan ney dersleri almaya başlayacaktır.

Ailesi ney çalma tutkusunun onda epilepsiye neden olduğunu düşünürler. Neyzen ilk nöbetini Urla’da 1893 yılında geçirir. Ney yasaklanır. Bu yasağın açılması Pepo adlı bir doktorun, epilepsiyi kontrol eatmesi için onu devavi etmesi ve ilaçlar vermesi ile aşılacaktır. Dr. Pepo, istediğinin yapılmasını önerir ailesine. Öğretimine de bu yüzden ara verecektir.

İlaçlar nöbetleri bütünüyle ortadan kaldırmayacak, süreci uzatacaktır. Bir yıllık süreç içerisinde nöbet gelmemesi üzerine İzmir’de idadiye yazdırılır. Ancak geçirdiği nöbet bunu da bitirecektir. Yeniden okulu bırakır ve bu kez kendisini bulmasına yardımcı olacak bir başka ocağa koşacaktır: İzmir Mevlevihanesine.

İzmir Mevlevihanesi, bilinen İslam dışı inançların saklandıkları, sığındıkları dergâhlardandır. Ayrıcalık da sağlar. Mevlevihaneye gelenler arasında çok bilinen ünlüler de vardır. Şair Eşref bunlardan biridir. Bunun dışında Tokadizade Şekip gibi üstatlar da mevlevihaneye takılmaktadır. Neyzen, bu büyük ustaların da yardımıyla Farsça ve Osmanlıca öğrenir. Şair Eşref’in öğrencisi olur ve yergiciliği ondan kapar. İlk şiiri de bu yıllarda-1898’de- dönemin dergilerinden Muktebes’te yayımlanır. Babası aynı yıl onu İstanbul’a gönderir. Neyzen’in gittiği yer, Fethiye Medresesi ise kendini bulduğu asıl yer de Galata ve Yenikapı Mevlevihanesi’dir. Mehmet Akif’le burada tanışır. Akif onu başkalarıyla tanıştırır. Çevresinde adları bilinen edebiyatçılar, müzisyenler vardır.

Ancak Mehmet Akif Ersoy, bilinen sıradan şairlerden değildir. Osmanlıcı’dır ama Türkçü’dür de! 1901’de medresedeki giyim kuşama karışır, mevlevihanenin neredeyse resmi giysisi sayılan çüppe ve şalvar yerine setre pantolon giyilmesini önerir. Ortalık karışacak, Neyzen ve gurubu medreseden ayrılacaklardır.

Yeni taşındığı Fatih’teki Şekerci Han ve Çukurçeşme’deki Ali Bey Hanında, Muallim Naci, Ahmet Mithat, Tevfik Fikret, Halit Ziya Uşaklıgil, Ahmet Rasim gibi dönemin ünlü yazarları, şairleri vardır. Tanburi Cemil, Hacı Arif Bey de bu guruptandır.

İlk plağını doldururken ayık değildir, içkilidir. Gülistan Plâk’ın sahibi Hâfız Âşir Bey’dir. Sonra bunu diğer plaklar izleyecektir. Yüze yakındır sayı.

Ülkenin siyasal yapısı Abdülhamit’in baskısı ile belirlenmektedir. Sisteme karşı olanlar Sirkeci İstasyon Gazinosu’nda ve Güneş Kıraathanesine gelirler. Burada siyasal sorunlar konuşulur. Konuşanlar arasında Neyzen Tevfik de vardır ve bu konuşmaları yüzünden durumdan vazife çıkaran jurnalciler onu Abdülhamit’e jurnal ederler. Bu ilk jurnal de değildir. Daha önce de otuz beş kez jurnal edilmiştir. Gözaltına alınır, on beş gün boyunca sorgulanır. Nereye giderse gitsin ikişey peşinden gelir, sırıkların ucundaki kesik başlar ve Abdülhamit’in jurnalcileri!

Arkadaşlarına zarar vermemek ve onların da yakalanarak sorgulanmasını engellemek amacı ile onlardan uzak durur ve kendine uygun bir mekân bulur: Beyoğlu meyhaneleri.

Bektaşiliği oradan gelmektedir.

Sütlüce Bektaşi Tekkesi’ne gitmeye başlar. Siyasi baskılar artınca da gönüllü sürgünlüğü başlar, 13 Ocak 1902’de Mısır’a gider. Mesajeri Vapurunun güvertesinden İstanbul’un giderek yiten siluetine baktığında, kim bilir İstanbul ona hangi ney teksimi ile veda etmektedir. İstanbul ile Neyzen Tevfik arasında bir büyük sırdır. Bir büyük tutkudur da!

Mısır’daki yaşamı bilinememektedir. Daha çok söylenceler vardır. Bu bölüme girmeyi doğru bulmuyorum, geçiyorum.

Tekrar geri dönüşü 2. Meşruiyetin ilanıyladır. İstanbul’a değil İzmir’e döner. İstanbul’a oradan geçecektir. Sirkeci’de vapurdan indiğinde takvimler 8 Ağustos 1908’in sıcak bir yaz gününü göstermektedir.

Ferah Gazinosu’nda Sabah-ı Hürriyet oyunu oynanmaktadır. Oyun İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerince yasaklanır. Yasaklamayı sindiremez ve İttihat ve Terakkinin bu tutumunu eleştirir. Bu kez Abdülhamit’ten sonra, İttihat ve Terakki’ce tutuklanır. Tutukluluğu uzun sürmez, serbest bırakılır.

Başka bir tutukluğu yaşayacaktır: Bağnaz bir İslamcının kızı olan Cemile Hanım ile ailesinin zoru ile evlenir. Leman adını verdiği bir kızı olur. Kızıyla birlikteliği üç ay sürer. Evlilik teknesi kıyıya vurmuştur ve babası karısı Cemile’yi geri götürür. Cemile giderken üç aylık Leman’ı da yanına alır.

Sonrası savaştır.

Birinci Paylaşım Savaşı!

Neyzen, Savaş’ta Mehterbaşıdır. Askeri Müze’nin kurucularından Muhtar Paşa’nın birliğindedir. Muhtar Paşa ile kıyasıya kavga eder.

Enver Paşa Yalısındaki konseri ilgiyle izlenir ve Almanya’nın Romanya Kuvvet Komutanın çağırılısı olarak Romanya’da piyano eşliğinde bir de konser verir.

İlk kitabı olan “Hiç”, Ulusal Bağımsızlık Savaşının verilmek üzere ilk kıvılcımların çakıldığı 1919’da yayımlanır. 1926’da Mustafa Kemal Atatürk ile tanışacaktır. 1927’de iki düşmanı, alkol ve epilepsi nedeniyle Toptaşı Akıl Hastanesi ve Zeynep Kâmil Hastanesi’ndedir. Bakırköy Akıl Hastanesi’ndeki 21. Nolu koğuş onundur. Canı ne zaman yatmak isterse, gelir yatar, ne zaman çıkmak istese çıkar. Mahzar Osman dostudur.

Doğum tarihi konusunda farklı bilgiler bulunmaktadır. Adına açılan sitede doğum tarihi olarak 24 Ocak gösterilir. Bir başka kaynakta 14 Haziran 1879 olarak da yer alır.5 Ölüm tarihi kesin olarak bilinmektedir ve tartışma yoktur: 28 Ocak 1953.

Neyzenliği ile mi ünlüydü, taşlamaları ve yergileriyle mi ikilemi pek çok kaynakta tartışılmıştır. Neyzenliğinden çok taşlamaları ve yergileri öne çıkarılmıştır.

Bana kalırsa, her ikisini de aynı biçimde ve aynı ustalıkla götürebilmiştir. Nasıl hem Bektaşi, hem Mevleviliği aynı tende aynı canda iki ayrı gömlek gibi ustalıkla taşımışsa, hem Neyzenliği hem de yergi ve taşlama ustalığını da aynı biçimde taşımıştır, bağdaştırmıştır.

Neyzen’den Ney’i çıkaramazsınız!

Neyzen’den taşlama ve yergiciliği de çıkaramazsınız!

Neyzen Tevfik; hem Ney’dir, Hem yergidir!

Neyzen Tevfik’i hiçbir toplumsal kurallaştırma içine koyamazsınız. Bir numara büyüktür Neyzen, sığmaz. Paraya ve maddi olanaklara asla yüz vermemiştir. Bunlar bozar adamı.

Aydındır, ilericidir, devrimcidir, Atatürk hayranıdır. Öyle ki, O’nun ölümünden sonra günlerce evinden çıkmamış, matem tutmuştur.

İki dostu vardır, ölünceye kadar da ikisiyle de dost kalmıştır: Ney ve Mey!

Bir gün, bir arkadaşı Neyzen Tevfik’i, burnunun ucunu bile göremeyecek kadar sarhoş ve yıkılmak üzere sallanarak çıktığını görür. “Vallahi Tevfik” der, “seni meyhaneden çıkarken görmek, beni son derece üzdü!” Neyzen yanıtlar; “Hemen geri döneyim öyleyse!” 6

Eskiler “lafı balla bağlayalım” derler. Biz de öyle yapalım, Neyzen’in adının geçtiği bir/iki fıkrayla sözü balla bağlayalım.

Yeşilaycı bir profesör, ‘içkinin zararları’ konulu bir konferans veriyormuş. Konuşmasının bir yerinde dinleyicilere sormuş: “İki kovadan birine rakı, diğerine su doldurup bunları bir eşeğin önüne koysak, eşek hangisinden içer acaba?” Dinleyiciler hep bir ağızdan “Suyu” demişler. “Neden suyu içer?” demiş profesör. Neyzen hemen atılmış “Eşekliğinden!”

Ahmet Rasim, bu fıkrayı Mustafa Kemal’e de anlatır. Çok beğenir Atatürk. Arkadaşlarıyla içerken, oralarda dolaşan bir köylü çocuğunu yanına çağırarak sorar; “Biz ne yapıyoruz?” Çocuk yanıtlar “Rakı içiyorsunuz?” Atatürk yine sorar “Söyle bakalım, iki kovadan birine rakı, diğerine su doldursak, bunları eşeğin önüne koysak, eşek hangisini içer” Çocuk yanıtlamış, “Rakıyı!” Mustafa Kemal, “Aman!” demiş, “Sebebini sormayalım!”

Bir başkasını ekleyiverelim.

Neyzen bir gün Mahzar Osman’la karşılaşır. Hastasıdır ya sorar, “İçmeye devam ediyor musun Neyzen?” Neyzen yanıtlar, “Neden sordunuz Beyefendi. Beni tedavi mi edeceksiniz, yoksa yemeğe mi çağıracaksınız?”7

Cenaze Namazı Beşiktaş’ta kılınacak, Sinan Paşa Camiinden defnedilmek üzere kaldırılacaktır. Cenazesine o kadar çok insan katılmıştır ki, caminin avlusu yetersiz kalır, caddeleri, kahveleri, Barbaroz Bulvarı’nı doldurur, aşağılara kadar uzar.

Cenazesinde kimler yoktur ki?

Memurlar, bilim adamları, kentin ileri gelenleri…

Başkaları da vardır ama…

Neyzen en çok onların orada bulunmasından hoşlanmıştır.

Kendilerine çeki düzen vermeye çalışan sarhoşlar…

Sokaklarda sürten, yatan kalkan sokak serserileri…

Mezarında, bir elinde Ney’i, bir elinde Mey’i, hem Ney çalmakta, hem Mey ile demlenerek yatmaktadır!

-------------------------

  1. Halit Payza, Epilepsi Üzerine Mediko-Politik Ya Da Politik Meditasyon 1-2, Berfin Bahar Kasım-Aralık2008, sayı: 129, 130,İstanbul.

  2. neyzentevfik.org

  3. Halit Payza, a.g.y.

  4. Neyzen, a.g.s

  5. Wikipedia.org/Wiki/Neyzen_Tevfik

  6. Aktaran Wikipedia.org.

  7. Fıkralarda küçük müdahaller yaptım. Kaynakça olarak göstermiyorum. Pek çok kaynak var.

Yazarın Tüm Yazıları

Benzer Yazılar