ÖNER YAĞCI: AYDINLIĞA AKAN IRMAK


Öner Yağcı, Ahmet Nergis, Bahrem Yıldız, H. Hüseyin Yalvaç’la birlikte yazdıkları “Sonsuz Rüzgârdı 68” de, Devrimci Gençlik deviniminin 40’yı yıllardan başladığının altını çizer. 68’in tarihsel gelişimi içinde doğru bir yerde konuşlandırılabilmesi için 40 Kuşağının devrimci devinime olan katkılarını unutmamak gerekir. 68 Kuşağı, 1960’lı yılların görece aydınlanmacı gelişmelerinden doğmuşsa da, 40’lı yılların devrimci damarından beslenmiştir. Öner Yağcı, 68’e ulaşıncaya kadar bu dönemi emekleme dönemi olarak adlandırır. Ortak kitaptaki yazısında; “68 kuşağı, 1940’lı yılların ortalarından itibaren emeklemeye başlayan Cumhuriyetin emekçisi bebeklerin, bu aydınlık ufuklarda büyüyüp gençliğe adım atmalarıyla ortaya çıkan ve artık başka bir dünya arayışıyla ülkemizi emperyalist bağımlılık ilişkilerine ve emperyalist borç batağına sürüklemeyi tercih eden işbirlikçi politikalara karşı bağımsızlığın direniş mevzisi olmasıdır” diye yazacaktır. Yağcı, bunun bilinen dünya olmadığını, bir başka dünya olduğunu ileri sürer. Daha aydınlık bir dünyadır bu!

 

Başka bir dünya diyor, kırılma noktası olarak kabul edebiliriz. İeri doğru akan bir nehir, bir devrimdir. Kırılma noktasıdır ama kendinden sonra gelen ve karşıdevrim olarak adlandırıan 12 Mart’la kısa sürede kırılacaktır ve devrimci devrim şiddetle bastırılacak, devrimci kanı akıtılacak, darağaçları kurulacak, hapisaneler devrimcilerle doldurulacaktır. Türkiye için bir kayıptır. Yeniden doğru çizgi ve ileriye doğru gidiş durdurulmuş, tarihin pusulası saptırılmıştır.

 

Yağcı, aynı kitaptaki sunu’da 1961 Anayasası’nı yükselen sosyal bilincin yapıtaşlarından biri olarak gördüğünü söyler. 40’lı yıllardan gelen devrimci ulusal duyarlığı yeniden ve güçlü bir biçimde devinime geçirir anayasanın getirdiği görece özgürlükler. Bu bağlamda 68’i yalnızca ulusal anlamda değerlendirmek de -yanlış olmasa bile- eksikliktir, 68’in bir diğer yönü ulusal karakterinin ön planda olmasına karşın enternasyonal nitelikte olmasıdır. 68’in yeri bütün dünyadır. Ancak belirtmek gerekir ki, bizim 68’imiz, dünyanın 68’inden farklıdır. 68 dünyada kimi sosyal taleplerin ortaya konulması olarak yaşanmış, bizim 68’imiz bunu ulusal ekonomi-politik taleplerle, dünyanın 68’inden farklılaştırmıştır. Bunu sadece öğrenci devinimi olarak algılamak yanlıştır. Dünyanın 68’inde, bizde olan 1965’teki Milli Petrol Kampanyası, 1966’daki Deprem felaketzedeleri için kan kampanyası, 1967’deki Zamlara Hayır Kampanyası, 1968’deki NATO’ya Hayır Haftası, 1969’da Yeril Malı Kullanalım Haftası, 1970’deki Bağımsızlık Haftası, 1971’de Faşizme Hayır Kampanyası gibi, ulusal ve evrensel talepler yoktur.

 

Öner Yağcı da bu kuşağın yazar kıldığı yazarlardandır. 68 kuşağı yaşadıklarıyla da, düşünceleriyle de yazınımızı etkilemiş, kendi adıyla anılacak bir dönemi oluştururken, kendi yazarlarını/şairlerini yetiştirmiştir.

 

Öner Yağcı şöyle yazacaktır; “Birincisi, 68 kuşağı yaşadıklarıyla romancıların ve öykücülerin bir kısmını etkilemiş, bunların kuşakla ilgili yapıtlar üretmesine neden olmuş; ikincisi ise kuşak kendi içinden, kendisini yaşayan yazarların ortaya çıkmasını sağlamıştır.”

 

68 geleneklerine uygun örgütlenme ustasıdır Yağcı. Eğitim-Sen 1 Nolu Şube başkanlığı, 1974’deki TÖB-DER’in 4. Olağan Genel Kurulunda Merkez yönetim Kurulu üyeliği, Genel Sekreter yardımcılığı, örgütlenme ve Yayın Sekreterliği bunun somut kanıtıdır. Onun yaşam öyküsü siyasal direnişin içinde geçen bir aydını işaret eder. Çokça üretmesi, bu direnişinin yazıya dönüşmüş biçimidir. Düşüncelerini her dönemde çekinmeksizin yazmış ve yayımlamıştır. Aziz Nesin için yazdıkları boyunu aşar söylemi, Öner yağcı için de söylenebilir. Hiç durmadan üreten ve ürettiklerini paylaşan yazarlardandır. Yazının birden çok türünde ürün vermiş, denemeler, incelemeler, derlemeler, romanlar yazmıştır.

 

Örgütlenmecililği yalnızca mesleği olan öğretmenlikle ilgili kurumlarda değildir kuşkusuz. Türkiye Yazarlar Sendikası, Dil Derneği, İstanbul Eğitimciler Derneği, Bilim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği gibi kurumlarda da yöneticilik yapar. 1933-1999 yılları arasında PEN Yazarlar Derneği, Edebiyatçılar Derneği, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, Özerk Sanat Konseyi ve Sivil Toplum Kuruluşları Birliği, 68’liler Vakfı Yönetim Kurulu üyleği, 12 Mart döneminde Dev-Genç Yöneticiliği gibi yazınsal ve siyasal örgütlenmelerin içinde de görürsünüz Öner Yağcı’yı. Öğretmenlik yaptığı dönemlerde Ağrı ve Kars yöresinde birçok TÖB-DER şubesinin kurulmasında da Öner Yağcı’nın büyük emeği vardır.

 

12 Mart’ın karanlık dönemlerinde Dev-Genç yöneticiliği yaptığı ve öğrenci olayları içinde olduğu gerekçesiyle iki yıla yakın bir süreç içerisinde Mamak Cezaevinde tutuklu kalmıştır. Bu ilk ve son tutuklanması da olmayacaktır. TÖB-DER’in kendi adını taşıyan bir dergisi vardı ve dergiyi Yağcı çıkarıyordur. Dergiyi çıkarması bile onun sıklıkla gözaltına alınmasına neden olmuştur. Faşist İtalyan Ceza Yasası’nın ünlü 141. Maddesinden yargılanacak ve TÖB-DER davası nedeniyle 8 yıl ceza alacaktır.

 

Bir başka davadan, bir başka ünlü maddeden de bir başka ceza onu beklemektedir.

 

Bunun için Maraş Katliamına bakmak durumudayız.

 

“Güneş Ne Zaman Doğacak” yönetmenliğini Mehmet Kılıç’ın yaptığı, senaryosunu Tufan Güner’in yazdığı, Cüneyt Artın, Oya Oydoğan, Baki Tamer’in oynadığı propaganda amaçlı, düzeysiz ve olmazsa da dünyanın yine de döneceği bir filmdi. Film’de Sovyetler Birliği’nden Türkiye’ye kaçan iki Türk’ün öyküsü anlatılıyordur. Filmde Kırım Türklerinin, Sovyetler Birliği’ne direnişi, Türklük propagandası yapılmak üzere gösterilmektedir. Aslında Çiçek Sineması’nda başka bir film gösterimdedir. “Zeynel ile Veysel” 16 Aralık 1978’de Çiçek Sineması’nda “Zeynel ile Veysel” oynatılmaktadır ve tam bu sırada Ülkücü Gençlik Derneği, ‘Zeynel ile Veysel’ değil, ‘Güneş Ne Zaman Doğacak’ filminin oynatılmasını ister. Çiçek Sineması bu istemi uygun görür ve film değiştirilir. Bu değişim zorunluluktan ya da değil, hiç önemli değildir. Belediye’nin tutumu da işgüzarlıktır ya da değildir. Bu da önemli değil. Film’in gösterime girmesinden üç gün sonra 19 Aralık’ta 20.00 matinesinde güneş’in batışı izleniyor ve gurup vakti değildir.

 

Filmin ortalarında tahrip gücü küçük bir dinamit patlatılıyor. Çıkan panikte, aynı anda çıkmak için sinemanın kapılarına yönelen izleyicilerden dokuz kişi hafif biçimde yaralanıyor. Bir başka kaynakta bu sayı yedi olarak veriliyor.

 

Patlama sonrası dışarıya çıkan 150-200 kişilik bir gurup bir araya gelerek “Milliyetçi Türkiye, Müslüman Türkiye, Komünistler Moskova’ya” sloganları atmaya başlıyorlar. Sloganlar daha sonra Alevi kökenli sola yöneliyor ve “Bombayı solcu Kızılbaşlar attı”ya dönüşüyor. Kaşa kaş, göze göz yanıt veriliyor ve ertesi gün 20 Aralık’ta Alevilerin çoğunlukla takıldıkları Akın Kıraathanesi’ne bomba atılıyor.

 

Bir gün sonra 21 Aralık’ta da Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) üyesi olan Kahramanmaraş Endüstri Meslek Lisesi öğretmenleri Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu, ‘faili meçhul’ bir biçimde öldürülüyorlar. İnfazın gerekçesi, bombayı sinemaya bu iki öğretmenin attığı iddiasıdır. Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu’nun cenazeleri öldürüldüklerinden bir gün sonra 22 Aralık’ta kaldırılmak üzere camiye getirildiğinde, “Komünistlerin cenaze namazları kırılamaz” denilerek, cenaze töreni 10-15 bin kişinin çatışması biçimine dönüştürülüyor. Bu çatışmada üç kişi yaşamını yitiriyor.

 

Bir kent böylelikle provoke ediliyor ve gerisi propaganda ötesi korku filmidir. Maraş Katliamına giren yolun taşları böyle döşenmiştir.

 

Öner Yağcı, Maraş Katliamını protesto eylemleri içerisinde de yer alacaktır. Katlimı protesto ettiği gerekçesi ile yargılanacak ve ünlü 312. Maddeden bir yıl hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

 

Yağcı, yaşamının 5 yılını Mamak, Ulucanlar, Çanakkale, İmralı Cezaevlerinde geçirecektir. Elinden alınmış, yaşanmamış beş yıl... Yağcı, adam öldürmemiştir, ülkesini soymamıştır, topraklarını satmamıştır. Sadece ülkesinin bağımsızlığını, özgürlüğünü savunmuştur. Ödülü bu beş yıldır, yalnız Yağcı mı, bütün ulustur yitiren...

 

Faşizm kirli ve kanlı yüzünü pervasızca sergilemektedir.

 

Yağcı özgürlüğüne yeniden kavuştuğunda, kaldığını yerden devam edecek, Abce Dergisini çıkaracak, yine aynı kararlılıkla örgütçülüğünü sürürerek bu kez Eğit-Der’in kurulum çalışmalarında öncü olacaktır.

 

Yazar çağına tanıklık etmek durumundadır. Her yapıt bu tanıklıkların toplamıdır. Roman kurgudur ancak önce yazarın imgeleminde kurulur ve yazar yapıtını kurgularken yaşadıklarını, izledikerini, çıkarsadıklarını yeniden kurgulayarak kuracaktır. Öner Yağcı’nın romanları bu tanıklıkların yazınsal uzanımlarıdır.

 

Turnalar”da faşizmin bir başka karşıdevrim tarihini yazacaktır. Anlatılan 1980 karşıdevrimi öncesi ve sonrasıdır. Direnin ve asla umutlarını yitirmeyen insanların yazgılarını anlatır Yağcı. İşkencede, yoksullukta da onuruyla direnen, boyun eğmeyen insanları anlatacaktır. Sistem bu onurlu insanların karşısına hapisanelerle, cezaevleriyle, baskıyla, hukuku yoksayarak çıkacak, onları sindirmek, korkutmak, yoketmek isteyecektir. Turnalar Türk Halk ezgilerinde habercidirler, onlarla sıladan şeker, şerbet, bal istenir, boynu bükük benzi soluk yar istenir, turnalar haber getirmeyince beli bükülür, kılır eli kolu bekleyenin... Öner Yağcı Turnala’la, haberci imgesini yeniden anımsatıyor, umut, sevinç, güneş getirmesini, onmaz yaraları onarımasını bekliyor.

 

Kardelen” bir kız çocuğunun gözünden 12 Eylül’dür. Turnalar’daki umut, bu kez Kardelen’in çocuk gözlerindedir.

 

Gökyüzüne Akan Irmak” Öner Yağcı’nın da yazar olarak kimliğini belirleyen 68’li yıllara götürür bizi. 12 Mart’ın karanlık sokaklarında dolaştırır. Yitik bir kuşağın öyküsünü anlatır acılı sesiyle. 68’lileri bir kez daha bayraklaştırır.

 

Yediveren” de diğerleri gibi siyasal renkler taşıyan romanlarındandır. Bu kez 1990’lı yılları konu alır kendine. Yaklaşan 1980 karanlığının soğuk ürpertilerini duyumsatır teninizde.

 

Kaptan” Demokrat Partili yıllarda geçer. Demokrat Parti’nin ülkeyi Amerika’ya bağlamasının tarihidir. Yazar “Kardelen”, Gökyüzünü Akan Irmak” ve “Yediveren” kitaplarında ayrı ayrı incelediği siyasal süreçleri yeniden ve topluca anlatır.

 

En ayrıksı romanı 1914-1919’a kadar yaşanılan Sarıkamış’tan ulusal bağımsızlığa uzanan tarihi anlattığı “Kir”dir.

 

Yağcı’nın romanları bir hesaplaşmanın, hesap sormanın ve hesap vermenin tarihidir de...

 

Yağcı yalnızca romanlarda yapmaz bu hesaplaşmayı. Onun biyografik yapıtları da, dergi yazıları da aydınlık yüzlü insanları anlatır.

 

Bir ülkenin sömürgeleştirilmesi için, önce aydınları teslim alınır, sonra yerine satın alınmış sahte aydınlar türetilir, yerli işbirlikçiler ülkeyi başkaları adına yönetmeye başlar.

 

Aydın’ın görevi aydınlatmaktır. Karanlığa ışık tutmaktır.

 

Aydınlatmayan aydına, aydın denir mi?

 

Karanlıkta ışıldayan yıldızlardandır Öner Yağcı.

 

O aydınlatan bir aydındır...

Yazarın Tüm Yazıları