Mahallede faça işi ilk bileklerden başladı. Sırasıyla bacak, göğüs; sonra da boğaza kadar gitti. Faça sanatının üstadı Jilet Ayhan Kayabaşı'nda otururdu. Vücudunda kesilmedik yeri yoktu.

 

Bir keresinde Mıstık Abi göğsüne faça attı. Kan fışkırınca Hassüyün Amca öyle löp diye yere düştü, bayıldı. Koca adamı meğerse kan tutarmış. O günden sonra Mıstık Abi biraz daha dikkat etmeye başladı. Hassüyün Amcanın yanında kendine faça atmamaya azami gayret gösterdi.

 

Mecmualarda yazan elit kesimin tahlilleri de pek hoştu: Neymiş arabesk müzik kayıp kuşağın müziğiymiş. İçinde nihilizm varmış. Oysa boşlukta sallanırdı kukuletasız kelleler. Amcalar dayılar kederle bakarlardı kanlı çiziklere. Şarkılar bazı zaman hüzünlü; bazı zaman da neşeliydi. Sözlerin o anda yazıldığı çok olurdu. ‘Nasıl bestemi beğendin mi moruk? Hah hah ha.’

 

Bizim bir de Hamit Abimiz vardı. Hamo Hamit derdik. Onun da vücudunda artık façasız yer kalmamıştı. Bu konuda birinciliği kimseye bırakmazdı. Sevdiği kızı alamamıştı. İsyanından dolayı kendisine felaket façalar atardı. Caddede birdenbire arabaların önüne geçer, yoldan geçmelerine müsaade etmezdi. Karşı çıkan sürücü olursa da arabaya tekme tokat girerdi. Araba yamulurdu. Hamit Abi yamulmazdı. Geceleri kuru sulu gittikten sonra asla jilet kullanmazdı. Ya ekmek bıçağı kullanırdı. Ya da elindeki şarap veya bira şişesini kırıp çok derin façalar atardı kendine. Kulaklarımızın artık iyice aşina olduğu o şarkıyı söylerdi: ‘’Her demet zalim felek sineme dokunma benim.’’ Durmaz devam ederdi. Arada bir neşeli şarkılar da söylediği olurdu: ‘’Şappi gulu gulu şappi’’ der ve devam ederdi. Herkes Hamo Hamit’in derdini bilirdi. Kara sevdaya tutulmuştu. Sırtında kolunda dövme vardı: ‘’Leyla’’ yazıyordu yaptırdığı dövmede. Felaket içerdi. Bir dikişte şişenin dibini görürdü. İki üst sokakta oturan Piç Resul Abimizin karşılıksız aşkının ismi de Leyla'ydı. Leyla sanki Çinçin’deki tüm karşılıksız aşkların anonim ismiydi.