FUAT ÇİFTÇİ’NİN ŞİİRİ


Uludağ Üniversitesinde öğrencimken, “Beş yıl sadece şiir oku, sonra yaz” demişim, sevgili Fuat Çiftçi’ye (1970). Demez olaydım. Bunu Varlık’ta Küçük İskender’e yazdığı kısa mektupta anlatmıştı. Geçenlerdeki kısa yazışmamızda bunu “7 yıl”a çıkaracak oldu. Hayır, “Yedi değil, beş: Varlık'ta İskender'e öyle yazdın ya,” diye yazdım kendisine.
Fuat'ın Toplu Şiirleri Kıran’ın kapağında “(1990-2020)” yazılı ve toplamdaki ilk kitabı 2005 yılında çıkmış. 1990 ile yaklaşık 2005 yılları arası nerede peki?
Oradan hiç şiir yok kitapta, niye o yılları şiirine dahil ediyor öyleyse? Şundan, sevgili Fuat’la karşılaştığımızda, kendine özgü şiirler yazıyordu ve uzaktan hatırlar gibiyim ki yayımlanmış −galiba− üç kitabı da vardı.
(Nitekim internette araştırırken, 1991’de Nevşehir’de kendi yayını olarak yayımladığı Tedirgin Yalnız ve Kuşkulu adlı şiir kitabının varlığını saptadım: 04.07.2020.)
Ancak çağcıl şiirden, günümüz şiirinden pek fazla haberdar değildi. Az da, belki benim gibi, gergince bir kişiliği vardı. Demek azcık kızdım ki ona uzun süre şiir yazmayıp bolca okumasını söylemişim, haddimin dışında. O yıllar benim kalıp yaklaşımlarımdan biriydi bu. Yazmaya çalışanlara önce okumayı önerirdim. Ama "üç yıl" derdim sanki genellikle, sevgili Fuat biraz damarıma basmış ki ona "beş yıl" demişim, son ifadesindeki gibi "yedi" değildir sanıyorum?
Fakültedeki bölümde bir de Mustafa Durak vardı, dekanımız Ali Özçelebi hocamız vardı. Üçümüz de nevi şahsımıza münhasır biraz zor insanlardık. Sevgili Fuat böyle bir fakültede okudu. Ayrıca ben belki travmaya yol açacak o sert sözü söylesem de sonraları Fuat’la bağım seyreldi; Mustafa Durak’laysa editör (şair) – yazar (eleştirmen) ilişkileri uzun yıllar devam etti.
Demek ki bu süreçte yazmakta olduğu şiiri büsbütün bırakmış, hepimiz gibi öğrenme yolunda olduğumuz Fransızca’nın da katkısıyla epey zor metinler okumuş, kendini geliştirmeye çalışmış.
Şimdilerde camiada sözü edilen bir şair olduğu gibi, Türkiye’de belki bir kasabada, belli bir kapsam ve doluluktaki en iyi şiir dergisi Şiiri Özlüyorum’u da çıkarıyor.
Fuat Çiftçi’nin kendi yayını “Toplu Şiirler” Kıran’ı (2020) 8 kitaptan oluşuyor. Bunlardan 7’si daha önce bağımsız olarak yayımlanmışken, sonuncusu ilk kez bu burada gün yüzü görüyor. Kitaplar şunlar: Aynada Arbede (2005), Ağrılı Renk (2009), Kumaş Atlar (2012), Uçurum Beyanı (2015), Deniz Konçertosu (2016), Elem Uğultusu (2017), Göçebe Çürüyüş (2020), Kıran (2020).
İlginç; sekiz kitabın yedisi iki sözcüklü, görüldüğü gibi. Tuhafı, şiir başlıklarının ezici çoğunluğu da iki sözcüklü. İkili adlandırmaların çokluğu denge ve sevgi aranışından kaynaklanabilir gibi geliyor bana. Bu konuda yapılmış bilimsel bir araştırma okumasam da. İşin ilginci ben de iki sözcüklü kitap adlarını severim ve bu konuyu biraz da kendimden hareketle böyle yorumladım.
“Kıran”, baştan bu yana aralıklarla da olsa Fuat’ın şiirlerinde geçen bir kavram. “Salgın hastalık” demek bilindiği üzere, “insanların ya da hayvanların toplu ölümüne yol açan”. Ancak kitaba ad olmasıyla, yaşadığımız Covit 19 süreci arasında bir çakışma, bir temas söz konusu mudur bilmiyorum. Gerek kitap adlarının gerek şiir adlarının genellikle iki sözcüklü oluşu, toplu şiirlerin adında da böyle bir yaklaşımı akla getirebilirdi çünkü.
*
Şimdi tek tek bu kitaplara bakalım.
2005’te, şair 35 yaşındayken yayımlanan, bölümsüz sunulmuş 18 şiirli ilk kitap Aynada Arbede epey iyi bir toplam. İlhan Berk’e, onun sözcük ekonomili, özdeyişsel pastoral şiirlerine biraz fazla yaslanır gibi olsa da. Bir şiirin adı İlhan Berk Meseli bu arada. Bunun dışında 7 kez daha adı geçiyor Berk’in, çokluk soyadıyla. Bunun dışındaki şair adları baştan sona sırayla: Hayyam, bir dize alıntısıyla Nelly Sachs, Rimbaud, Enis Batur, Nesimi, Karacaoğlan, Nâzım.
Modernize halk şiiri esintili, kitaba da adını veren Aynada Arbede şiiriyle başlayan bu ilk kitap Ağaç İçin Sözler’in aşağıya alacağım parçasıyla bitiyor: Genelde uyağa bel bağlayan bir şair değil Fuat Çiftçi ama buradaki adeta kendiliğinden koşup gelmiş ya da havada uçarken yakalanmış izlenimli şu iki uyağı ilginç buldum –şair de uyak taşıyan o iki sözcüğü espaslı - aralıklı yazmış:

ağacın ağaca düşen gölgesi
çürür n a s ı l
gök iner ağaçların
çıplak göğsüne u s u l (s. 37).

Fuat Çiftçi yetiştiği çevrenin kültürüyle değil, genel dünya şiiriyle bağlantılı olduğunun açıklamasını “…bu türkü yalnız / bana söylenmesin; bir ben miyim çileli bozkır?” (s. 25) sözleriyle yapıyor adeta.
7 bölümlü Duvar Bildirisi şiirinin "c" bölümünü okuyarak geçelim sonraki kitaba:

otlar okşarsa karıncayı
sütünü verir toprak
sevişenlere... (s. 20).

*
2009’da yayımlanan ve yine bölümlemeye gidilmeden 26 şiirin yer aldığı 2. kitap Ağrılı Renk adını taşıyor. Ağrı ve renk farklı duyumların göstergeleri ama birlikteler. Burada hemen Baudelaire’in ünlü Correspondances (Eşduyumlar) şiiri ve içinde geçen "kokular, renkler ve seslerin" birliktelik içinde topluca algılandığı saptaması aklıma geliyor. Fuat’ın kitabında bir yerde de “ağrılı uyum” (s. 84) geçiyor, ancak konu bu kadarla kalıyor.
İlk kitaptaki İlhan Berk’in yerini bu kitapta Karacaoğlan alıyor, Karacaoğlan Kırığı adında bir de şiir var. İlhan Berk ikinci sırada yine. “Berk çırağı” (s. 68) adında bir de tamlama var. Bu adlandırmadan şair kendisini mi kast ediyor bilemiyorum tabii. Kitapta birden fazla anılan şair Ece Ayhan, ilk kez anılan da Haşim. Müzisyen olaraksa Neşet Ertaş ve Ruhi Su.
Ot, taş, kuş, gök, arı, ağaç, arı sözcükleriyle pastoral ve sözcük ekonomili şiirlerin yanı sıra, “ipini koparmış imge”lerle (s. 82), ilerde bazı kitaplarda abanılacak zor şiirleri haber veren şiirler de bulunuyor kitapta ve bu ikinci tarz bir şiir olan Suyun Koru'yla da sona eriyor.

*

2012’de yayımlanan 3. kitap Kumaş Atlar da tek bölümlü ve içinde 23 şiir bulunuyor.
Bu şiirlerden üçünün alt başlıkları aynı: “-bir oratoryodan taşkınlıklar-”. Nedir oratoryo? Kısaca, bölümleri olan uzun bir müzik eseri; tiyatro ya da kilise için bestelenir. Demek ki şair üç şiirini bir müzik eseri, biraz oratoryo gibi görüyor. Bunlar: Karacaoğlan için Otuz Bir Kırık, Uzunca Oğlan için Yirmi Ötleği, İkinci Yeni için Otuz Tuğra. Başlıklarda geçtiği gibi birinci 31, ikinci 20, üçüncüsü 30 küçük parçadan oluşma şiirler. Kitabı okumamı kolaylaştıran bu şiirler oldu biraz.
Burada “kırık” sözcüğü üzerinde durmak istiyorum; çünkü Karacaoğlanlı şiirin dışında bu kitaptaki bir başka şiirin adı daha Kırıklar Harmanında adını taşıyor (s. 108-109).
Ayrıca gelecek kitaplarda da bu sözcükten fazla kullanılan tek sözcük deniz olacak. Her yer denize ve kırığa kesecek neredeyse. Üstelik bu kırık’ların çoğu italik yazılıyor, en az yarısı. Yukarıdaki iki şiirdekilerin tümü italik. Hatta şiir başlıklarında bile. Bir önceki kitapta da Karacaoğlan Kırığı adında bir şiir vardı ve oradaki kırık italik değildi.
Bu sözcüğün bilinen ilk anlamlarının dışında üzgün, melez, delimsek, oynaş – aykırı sevgili gibi anlamları da bulunuyor. Bir de kırık hava ifadesi var, müzik terimi olarak, halk müziğinin oynak, canlı türlerine deniyor kısaca.
Bu kitapta da adı en çok geçen şair Karacaoğlan, onu İlhan Berk, Ece Ayhan izliyor. Yeni adlar Mehmet Taner, Hilmi Yavuz, François Villon, Beckett, Kafka, Cemal Süreyya.
*
4. kitap 2015’te yayımlanan Uçurum Beyanı’nın en açık özelliği düzyazı-şiirlerden oluşması: Dört bölümün toplamında 24 düzyazı-şiir. İlk bölüm Kafka Tutulmaları’nın başında Kafka’dan, ikinci bölüm “İnilti Kanamaları”nın başında René Char’dan, üçüncü bölüm “Kanatsızlığın Derileri”nin başında Ece Ayhan’dan ve dördüncü bölüm “Beş Kırık Kadans”ta Hüseyin Çiftçi’den alıntılar var. Hüseyin Çiftçi şairimizin babası ve onun gibi şair, onun gibi Fransızca öğretmeni. Bu kitabın yazıldığı süreçte 2014 Nisanında ölür.
Kitabın en ilgi çeken şiirleri de bence bunlar. Çünkü şiirler genelde soyut ifadeler, uzayan ağdalı tamlamalarla kurulu; dolayısıyla içlerine girmek kolay değil. Bu bölümdeyse Chaplin, René Char, İlhan Berk, iki şiirle Hüseyin Çiftçi ve Hitit kraliçesi Puduhepa’yla ilgili şiirler var.
Sevgili Fuat babasının ölüm saatinden, onun gömülmesine, babasıyla yaptığı tek poetik tartışmaya kadar çeşitli ayrıntılara yer vermiş bu şiirlerde ve bence iyi etmiş.
Hatta bu şiirlerden sıcak acının yansıtıldığı Hüseyin Çiftçi’nin Sancıyan Paltosu’nu okurken nasıl nereden çağrışım yaptıysa Alper Tunga destanını hatırladım bir an.

Alp Er Tunga öldü mü
Issız acun kaldı mı
Ödlek öcün aldı mı
İmdi yürek yırtılır

Fuat’ın şiirinde bu dizeleri çağrıştıran hiçbir şey olmamasına karşın. Şiirden altını çizdiğim yerler: “… delikanlı şair boyundaydı, şimşeği gezdiriyordu hayretin tarlalarında yaban kekiği kokusuyla. (…)  Hüseyin Çiftçi bir ekin vaktidir, şiiri serçe çekiyor dağ yuvalarının gürleyişine.” (s. 212)
Kitaptaki Kedilik Çiçekleri (194) şiirinin Baudelaire’e adanması ilginç. Ünlü Fransız şairinin şiir kitabının adı Kötülük Çiçekleri bilindiği üzere ve bu kitapta Kedi adında bir şiir var. Ancak hepsi bu kadar. Aralarında bir benzerlik yok.

*
2016’da yayımlanan 5. kitap Deniz Konçertosu, biri isimsiz üç bölüm halinde sunulmuş 15 uzun şiirden oluşuyor. Kısaca bir denizlemeler kitabı bu. Denizle ilgili kurulabilecek bütün cümleleri kurmuş gibi Fuat bu kitabında.  Deniz sözcüğünün üç tür yazımı söz konusu biri deniz, diğeri Deniz, üçüncüsü de, yine küçük harfle başlayan deniz, ama sonuna gelen ekin kesme işaretiyle ayrıldığı deniz. Deniz Gezmiş (s. 234) adı da geçiyor bir yerde hatta. Serçe Banyosu adında uzun bir şiirle başlıyor kitap. Ve bu kitapta topu topu 6 kez serçe sözü geçiyorsa yüzü aşkın deniz sözcüğü geçiyor. Kitabın diğer şiirleri de aşağı yukarı böyle.
Ünlü Fransız şairleri Paul Valéry’nin Deniz Mezarlığı ve Arthur Rimbaud’nun Sarhoş Gemi şiirleri geçiyor aklımdan, ama Fuat’ın şiirinin bunlarla pek bir bağlantısı sezilmiyor.
Bence özellikle düzyazı-şiirler olmak üzere bu tür uzun ve kapalı şiirler; öyküler, öykücüklerle dirimsellik kazanabilir.
Baudelaire’in efsane Paris Sıkıntısı’nı düşünelim. Bu kitaptaki metinleri değerli ve çekici kılan cümlelerin, betimlemelerin, anlatımın, yer yer mesajların güzelliğiyse, metinlerin elde kalırlığını, dağılıp gitmemelerini sağlayan iskeletleri de, hayali ya da gerçek kahramanlar ve bunların çevresinde kurgulanmış öykücüklerdir bence.
*
2017’de yayımlanan 6. kitap Elem Uğultusu’nda 5 bölüm halinde sunulmuş 23 şiir bulunuyor. 4. kitapta hayatına katılan baba ölümüyle 5. kitaptaki denizlemeler burada da sürüyor. Önceki kitap sayfa olarak kapanıyor ama içerik olarak burada bu kitapta da devam ediyor bir bakıma. İlk kitaplardaki İlhan Berk’in yerine 4. kitaptan başlayarak Hüseyin Çiftçi geçmiştir. Berk arada bir yine uğrasa da.
Gerçi daha ilk kitapta da “Yitirilmiş baba: sökülüp giden / Çocukluk ve çorak dünya!” (s. 18) dizeleri vardır ya.
Sevgili şair adeta şiiri, sakın ha, aman, küçük de olsa bir anlam çıkmasın diye yazıyor gibi burada. İki ya da üç ifade yan yana geldiğinde bunlar birbirini ne çekiyor ne itiyor. Cümlelerin içindeki parçalar da aynı konumda. Tümü bağımsız. Kondukları yerde donup kalıyor adeta.
Ha, cümlelerde yapı bozukluğu da yok, sallanıyor, sarkıyor ama sonunda kesinlikle toparlanıyorlar. Ama biraz birbirinin benzeri metinler ortaya çıkıyor bence.
Şiirlerde şair kendinden, çokluk Fuad olarak, nadiren de Fuat olarak söz ederken, acaba d’li telaffuza, kendini yabancılaştırmak, tiye almak için mi başvuruyor?..

*
Yayın tarihleri ikisinin de 2020 olan iki kitaptan çok beğendiğim Göçebe Çürüyüş’ü sona bırakıyor, toplu şiirlere adını veren ve ilk kez burada gün yüzü gören Kıran’a değinmek istiyorum önce.
Benzetme ya da eğretilemeler ne kadar az bağlantılı öğeler arasında olursa imge o kadar güçlü olur diye genel kabul görmüş bir görüş vardır. (Bunu ilkin Pierre Reverdy’den okumuş ve bu şairin poetika parçalarından bazılarını Türkçeye çevirip bir yerlerde de yayımlamıştım.) Ancak bağlantısız öğeler arasında ilişki varmış gibi davranılırsa, metin ayağa zor kalkar, zor canlanır.
Fuat Çiftçi şiirinin zorluğu belki de ana tema’sının delilik ve hiçlik olmasından kaynaklanıyor biraz da. Ona göre “[yaşam: budalalar kavalı.]”dır (s. 354). “… boşluğun / dili bendim, bozgunluğun perdesi. şehvetli / bozgunluklardı deliliğimin ve Deniz’in övgüsü!” (s. 335). Delilik ve hiçlik atmosferini yansıtmak canlandırmak kolay değil elbette. Bunun için alkolden de katkı alınabilir, ama bir ölçüde.

*
Sevgili Fuat Çiftçi’nin bence en güzel kitabı iki uzun şiirden oluşma Göçebe Çürüyüş’ü. Kitapla aynı adı taşıyan düzyazı-şiiri de, 28 parçadan oluşma Kırık Koma şiirini de gerçekten başarılı buldum, sevdim ve sevindim.
Düzyazı-şiirde 1. tekil ağızla söyleyen belirgin bir şiir kişisi var ve bir de sen diye seslendiği 2. şiir kişisi. Bu uzunca düzyazı-şiiri şiir yapan bu şiir kişileri oluyor bence. Ortaya bir hikâyecikler toplamı çıkıyor, lirizm doğuyor. Cümleler, düzyazı-şiir satırları, dizeleri birbiriyle bağlantılı bu sefer çokluk. Önceki iki üç kitaptan gelen deniz, kırık, ahkâm sözcükleri ile baba Hüseyin Çiftçi izi de az bu şiirde.
Kırık Koma’yı oluşturan şiir parçacıkları da hoş. Lirizmin yanında yer yer eleştirel ince alaya yaslı parçalar da var bu şiirde:

şaşılacak şey, yalnızlık
mağarasıyla söyleşiyor
dudağının mescidi.

içimde din yapılan mülkleri sevmedim,
kendimi yok etmeyi bıraktım sana. (s. 398)

*

Sevgili Fuat Çiftçi, sen özel, olağanüstü çabanla, araştırıcılığınla, birikiminle, enerjinle, kararlılığınla bir yere geldin, belli durmayacaksın, daha da yol alacaksın.
İçine sinen, hayata biraz daha fazla değen şiirler yazacak, kitaplar çıkaracaksın umarım.
Bence, Göçebe Çürüyüş kitabı üzerinde dikkatle durmalı, belki şiirini oradan geliştirmelisin
Benimle ve üniversite ortamıyla tanışmadan önce yazdığın ilk gençlik şiirlerine ve yayımladığın o kitaplara, sıradan hayata çok fazla haksızlık etme, onlara da dön bak, onlardan, oralardan alacağın şeyler de olabilir, seni bu günlere getiren birikim içinde mutlaka onların da payı vardır ve olmalıdır. Başta şimdi burada söylemeye çalıştıklarım olmak üzere hakkında söylenenleri, aldığın alacağın ödülleri çok fazla önemseme.
Ve kendi içimden bakınca, sen benim hayatımın büsbütün boşa geçmediğinin de somut kanıtlarından birisin, teşekkürlerimi sunuyor, yolun açık olsun diyorum.

Fuat Çiftçi’nin toplu şiirler kitabı Kıran’ı (Şiiri Özlüyorum Kitaplığı, Mart 2020) oluşturan kitapları
Aynada Arbede, Yom Yayınları, Şanlıurfa, Ocak 2005, 64 s.
Ağrılı Renk, Hayal Yayınları, Ankara, Ağustos 2009, 80 s.
Kumaş Atlar, Komşu Yayınları – Yasakmeyve, İstanbul, 2012. 64 s.
Uçurum Beyanı, Noktürn Yayınları, İstanbul, 2015, 96 s.
Deniz Konçertosu, Şiiri Özlüyorum Kitaplığı, Avanos, 2016, 148 s.
Elem Uğultusu, Komşu Yayınları, Yasak Meyve, İstanbul, 2017, 96 s.
Göçebe Çürüyüş, Şiiri Özlüyorum Kitaplığı, Avanos, 2020, 64 s.
Kıran (2020), Şiiri Özlüyorum Kitaplığı, Avanos, Mart 2020, 60 s.


(Akatalpa, Eylül 2020, Sayı 249)