Dönem Değerlendirmeleri


 Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Benden önceki konuşmacılar şiirimizin geçmişiyle ilgili bilgiler verdiler ve bana zemin hazırladılar. O nedenle ben doğrudan günümüz şiiriyle; 90 ‘lı yıllarla başlayacağım. Günümüzde yazılan şiiri sadece 90’lı saymak olası değil. Eski kuşakların şairleri de yazıyorlar çünkü. Hem ben, sonu sıfırla biten yılların şiiri gibi bir kuşak ayrımını kabul etmiyorum. Her 10 yılda bir kuşak olmaz. Olsa olsa yüzyılın birinci yarısı (ya da 1945 öncesi) ve sonrası olarak ayrılabilir. Yüzyıllar sonra geriye, bugüne bakacak olanlar böyle göreceklerdir. 45 ‘in öncesindekiler; Nâzım Hikmet ve 40 kuşağı da dahil birinci yarıyı, Gariple başlayan, II. Yeni’yle süren ve günümüze kadar gelen süreç de ikinci yarıyı oluşturur.
 Garip, sokaktaki insanla diyalog kurmak isteyen yalın bir şiirdi. Ancak giderek basitleşti. O akımdan sadece Orhan Veli imzası kaldı. Diğer bütün yazanlar onun hesabına, onun imzasının üstüne yazdılar.  M. Cevdet ve Oktay Rifat’ın asıl büyük şiir serüvenlerinin Garip’in bittiği yerde başladığını daha önce yazmıştım. Sonra biçimsel açıdan en önemli şiir atılımı sayabileceğimiz II.Yeni geldi. Onlar kapalı, örtük, imgeye çok önem veren, karmaşık bir şiirden yanaydılar. İnsan karmaşıktı ve şiir de karmaşık olacaktı. Bilinçdışıyla, içsel çatışmalarıyla insan olacaktı. Halkla diyalog kurmak diye bir sorunları yoktu.Hatta Ece Ayhan’a göre okuyucu leş kargasıydı. Ardından gelen 60 kuşağı şairleri aslında ilk şiirlerini II.Yeni ortamında oluşturmuşlardı. “Geceleyin Bir Koşu” en tipik örnektir.Ama   İsmet Özel, Ataol Behramoğlu, Süreyya Berfe ve Özkan Mert’in  Ant dergisi çıkışıyla II.Yeniye karşı savaş başlattılar. İsmet Özel bir konuşmasında “O zaman II.Yeni ölmüştü, yoktu, önce onu ayağa kaldırıp varmış gibi hedefe koyduk ve ateş ettik” demişti. Doğrudur. O yıllar  zaten II Yeni’nin önemli adları da toplumcu şiirler yazıyorlardı. Cansever “Sonrası Kalır”’ı ,Turgut Uyar “Toplandılar” ı  yayınladı. Cemal Süreya zaten baştan beri toplumcuydu. Bütün o erotik şiirlerine rağmen toplumcuydu. Sonuçta hedefe koyup ateş ettiler. ( Bu dörtlünün sonraki yıllardaki çizgileri ilginçtir. Özel dindar oldu, Berfe II.Yeniye haksızlık ettiklerini söyledi, Özkan Mert ise son dönemlerde II Yeni’ye en yakın şiirler yazdı. Behramoğlu o zamanki tavır ve şiir anlayışını sürdürdü).   Ardından gelen 70 kuşağı 60’ın devamıdır. Belirgin bir fark yoktur. 60’lılar 68 dönemi romantizmini getirirken 70’ liler doğrudan halkın içine, alanlara, işçilere yöneldiler. Toplumculukları öyleydi.
Ben bu birbirini takip eden akımlarda ya bir dışadönüklük, açıklık ya da tersine kapanma, içedönüklük görmüşümdür.Örneğin Garip dışadönükken  II Yeni içedönük, örtülü oldu. Dönemin baskılarına bağlanıyor. Tartışmalıdır. Sadece dış, siyasi baskının böylesine bir şiir değişimi yapabilmesi tartışılabilir. Tabii etkisi olmuştur. 60 ve 70 birlikte dışadönükken 80 sonrası tekrar içe dönük, kapalı oldu. Bu durum genel olarak hâla sürüyor. Bu 12 Eylül döneminin getirdiği bir durumdu. Ama şunu söylemek isterim ki ben 80’lere zemin hazırlayan bir ara kuşak, köprü denebilecek 75  çıkışının varlığına inanıyorum. Her gün onlarca insanın öldüğü, ”bugün de ölmedim anne” diye müjde verilen bir ortamın acılı, hüzünlü şiirleri. 75,77,78 gibi dönemde ilk çıkış yapan  Ahmet Erhan, Haydar Ergülen, Ali Cengizkan, Yusuf Alper, Yunus Koray, Adnan Özer vb. adların 70’ten farklı bir şiir arayışına girdiğini ve bunun da 80’e zemin oluşturduğunu düşünüyorum. Ama sanırım hiçbirimiz  80 ‘deki karmaşayı, şizofreniform söyleyişi, uçuşan imgelerle yazılan şiiri amaçlamadık. Bizler de imgeye önem veriyorduk, ince duyarlı, lirik,  kısmen kapalı, daha zor anlaşılır şiirler yazıyorduk ama 80’deki çözük imge bombardımanından yana değildik.   Her dönemde olduğu gibi bu dönemde de çok kötü şeyler yazıldı. Ama şair olan kendisini kurtardı. Estetik çerçeve içinde şiirini varedenler kaldı.  Örneğin Orhan Alkaya, Tuğrul Tanyol, Salih Bolat, Akif Kurtuluş, Nevzat Çelik, Seyhan Erözçelik, V.B.Bayrıl, küçük İskender  vb.
             Doksanlı yıllar şiiri bir yönüyle, az değişerek, 80’in devamıdır. Serap Erdoğan, Emel Güz, Hüseyin Köse, Selim Temo, Cem Uzungüneş, Özgür Balaban, Gonca Özmen vb. çok sayıda şair. Biraz daha yalın anlatımları, duyarlıklarıyla Nilay Özer, Altay Ömer Erdoğan, Kuvvet Yurdakul, Devrim Dirlikyapan, Zeynep Köylü vb. Biraz daha karmaşık, imge yığmacı tutumlarıyla Enderemiroğlu, Ayhan Bozkurt,  vb.
    Bazıları öyküselliğe, anlatımcılığa yöneldi. Bunların öncesinde  Roni Margulies ve Şavkar Altınel vardır. 80’lidirler. İkisi de İngitere’de yaşıyor ve Anglosakson şiir anlayışını Türkiye’ye getirmeye çalışıyorlar. Roni, 90’larda ansızın 80’li arkadaşlarını topa tuttu, ki hepsiyle birlikte aynı dergilerde yazıyorlardı, şaşırttı. Hepinizi toplasak bir Attilâ İlhan etmezsiniz gibi sözler söyledi. Cahit Külebi vb. şairleri önemsemesi ilginçti, iyiydi ve dikkat çekti. Birçok yönüyle haklıydı ama kuşağını toptan karalaması kötüydü.  Şavkar Altınel ise ilginç bir biçimde Orhan Pamuk tarafından “Türk şiirinde son 40 yılın  doruklarından biri” olarak ilan edildi. Şavkar Altınel yalın, anlatımcı şiirler yazan, zaman zaman şiir dışı öyküselliğin olduğu  şeyler yazan orta düzey bir şairdir. Geleneksel olana ve Yahya Kemal’e bakışı yönünden yakın bulurum. Bakın şair değildir demiyorum ama orta düzeydir.  Bu anlayışa yakın olanlar Tuna Kiremitçi ve Nazmi Ağıl gibi adlardır. Anglosakson anlayışı sürdürenler. Bizim eski, Baudelaire, Rimbaud vb. Fransız şiiri etkisiyle, Akdeniz duyarlıklı şiirimizin yerine daha soğuk, nesnel bir anlayış getiriyor.Böyle bir anlayış ille kötüdür demiyorum ama son yıllarda enjekte edilmeye çalışılıyor. Sayın  Memet Fuat II. Yeni çıkışından beri bunu yapıyordu. Sonrada genel olarak  Adam Sanat Dergisi ve yayınları çevresinde sürdürdü.
Bir başka anlayış içdökme ağırlıklı anlayıştır ki bunun kaynağında Ahmet Erhan kardeşim vardır. Şiirimizde kimliğini oluşturmuş önemli bir şairimizdir. Yusuf Alper’in; benim, duruşum da yakındır. Belki o kadar içdökme yoksa da  bilinçdışı çatışmaların vb. dışavurulması anlamında yakınımdır. Bu anlayışın, eğilimin devamı olarak Bejan Matur ve Didem Madak vb.  var. Bunlar da, özellikle Matur, medyada çok yer aldı, övüldü. Fazla abartıldı, başkalarına haksızlık edildi.Ama önemli çıkışlardır ve ilerde çok daha iyi bir noktaya geleceklerdir.
Bu dönemde felsefe ağırlıklı bir çıkış da oldu.Epey sayıda okur oluşturan Oruç Aruoba örnektir. Haiku benzeri kısa şiirler yazıyor.Yine ilk çıkışını toplumcu olarak yapan ama 90 ‘larda kaynağını İlhan Berk’ten alarak eksiltili bir şiire yönelen, neredeyse sözcüksüz şiir yazmaya çalışan Sina Akyol ‘un açtığı yolda gidenler de var. Bunların en önemlilerinden biri Derya Çolpan’dır. Enis Batur’un gittiği yolda da epey genç şairin olduğu görülüyor. Bu arada  özellikle şairlerle, Cağaloğlu’yla  hesaplaşan, sıklıkla değerinin bilinmemesinden yakınan, oysa iki kitabıyla da ödül alan Hüseyin Peker, özgün şiirleriyle ayrı bir ses getirdi. Bir başka eğilim protest, anlatımcı, imgeci, mistik ve metafizik eğilim.Bunu İsmet Özel ve Akif Kurtuluş şiir anlayışının  sürdürücüsü olarak Ayhan Kurt yapıyor.
Etnik ve mistik ögeleriyle Metin Kaygalak, Metin Altıok hocasından çok şey öğrenmiş görünüyor. Başkaları da var. Örneğin Piya çevresindeki çok sayıda şair. Bunlar etnik ayrıntılar dışında genel olarak 80’in biraz değiştirilmiş sürdürücüsüdürler. Ahmet Telli ve Veysel Çolak’a yakın olanları da var. Bu çizgide başka genç şairler de var. Bedirhan Toprak ve  özellikle Ergin Yıldızoğlu  protest bir çizgide çıkış yaptılar. Mistik metafizik ögeler sol  kesimden  şairlerde de görülebiliyor. Bir tespit olarak söylüyorum.Yararlanan yararlanır.Bu arada islâmcı çizgide gençlerden iyi şiirler yazanlar olurken Sezai Karakoç’un son kitabında ciddi bir gerileme görülüyor. İlk kez dindar şiir yazmaya girişen İsmet Özel ‘de de belli bir düzey tuttursa da  gerileme görülüyor.Cahit Koytak ise sıkı şiirleriyle en çok dikkati çeken yeni ad oluyor.
Son dönem ya da  90 ve sonrası yazanlarda en belirgin özellik sanki herkes Amerika’yı yeniden keşfediyor. Oysa Amerika tüketilmiş bile.Herkes kendinden başlıyor, kimseyi okumuyor, umursamıyor. Ama nesnel karşılığı yok. Genel olarak pek okumuyorlar. Kendi yazdıkları yetiyor. Ben böyle yazdım, ben yaptım anlayışı ama geçmişte yapılmış, farkında değiller. Zamanları az belki ondan. Bilgisayar, internet vb. çok zamanlarını alıyor belki ama şiir de okunmadan yazılmaz. Tabii içlerinde çok okuyanlar, geçmiş şiir birikimini değerlendirenler olacaktır ve onlar başarılı olacaklardır. Yunus Koray’ın  Yahya Kemal’ den alıntıladığı gibi “Kökü mâzide olan âtiyim” anlayışını ben de benimsiyorum. Geçmiş birikimimizi bilmeyen birinin iyi ve gerçek şair olacağını sanmıyorum.
Daha önce söylediğim gibi son dönem şiirde duygu, hüzün azalıyor, daha soğuk ve nesnel bir anlayış geliyor. İmge, karmaşa azalıyor, yalınlık ve öyküsellik ön plana çıkıyor. Gruplaşma eğilimi genel olarak yok aksine çözülme ve bireyleşme söz konusu. İntihar konuları çok geçiyordu, sevindirici olarak azalıyor. İntihar çok yazılmasına karşın neyse ki çok az genç şairimiz intihar etti. Globalleşmenin yansımaları olarak sınıfsız, katmansız bir toplumun şiirleri yazılıyor gibi.
Ayrıca demin sözünü ettiğim şizofreniform yığma şiir anlayışı yerine daha borderline (sınırda) ve narsisistik (ben merkezci) anlayış egemen oluyor. Bu da giderek yalnızlaşma (izolasyon) eğilimini ortaya çıkarıyor. İnsanlar nasıl yaşıyorlarsa öyle yazacaklardır. Cemal Süreya’nın dediği gibi ”Şairin hayatı şiire dahildir”. Bu da doğaldır. Burada daha önce yaptığım “Sanatçı Psikodinamiği ve Şiir-Psikiyatri İlişkisi” başlıklı konuşmamda bunları anlatmıştım. (Bu konudaki yazılarım yeni kitabım “Şiir ve Psikiyatri Kavşağında” da bulunmaktadır).