BİR OTİSTİK TİK TOK YAKLAŞMAYIN! YOKSA İRONİ BAŞLAR... NESLİHAN YALMAN - ANGLOSAKSO


Neslihan Yalman'ın "Anglosakso" kitabındaki şiirlerini Yunan mitolijisindeki Medusa ile açarak ilerlemek istiyorum. Bunu "Çöküntü"(sayfa 74) şiirindeki Medusa göndermesi için değil, kitabın genelindeki algı üzerinden genişleteceğim.

Çünkü;kitap boyunca sadece kendi çevresindeki baskıyı gören, kendi acısına gömülen, başkasına kör, çitin ötesinde dünyasını bitiren kadına eleştiri ve öfke yok; aynı zamanda şikayetlenip mutsuzlanarak hayatında hiçbirşey değiştirmeye yeltenmeyen, aslında yaşadığı hayatı gizlice seven, kendi piştiği kazana kendi de odun atıp harlayanlara, hayatın her alanında mağduriyetlerinin hesabını soran; her alanda erkekle eşit derecede eşit haklara sahip olmak için savaşan,kaba bir erkek karşıtlığının ötesinde evrensel algılarla ve tarihten gelen bir bilgi ve bilinçle donanarak mücadele eden kadın başkaldırıcılara karşı iktidar sahibi olan kadın çevrelerince de gösterilen tepki ve belattı yaklaşımları eleştirmektedir.

Bahsettiğimiz bu başkaldıran kadın imgesinin mitolijik dönemden günümüze cezalandırılmış, ucubeleştirilmiş, cadı ilan edilmiş Medusa figürünün modern versiyonlarına tepkiyi tıpkı Caravaggio'nun Medusa' yı aynalı bir kalkana yerleştirirerek; perspektifle tabloya bakan herkese bir Medusa olmaktan başka seçenek bırakmaması gibi. Tam da burada Neslihan Yalman şiirin Caravaggio'sudur demek istiyorum. Çünkü onun şiirlerindeki aynalı kalkanda kendinizi görmekten başka seçeneğiniz yoktur. Kimler vardır bu aynada?

Kitabın birinci bölümünde kendinizi ışık hızında, kimi zaman doğaüstü, kimi zaman metal bir atla dünyayı dolaşırken buluyorsunuz. Bu at sizi paralel evrenler arası gezdire biliyor aynı zamanda .Sonra birden ikarosun kanatları eriyen atından yere düşe biliyorsunuz hızla.

Ekrandan ekrana koşuyorsunuz, hologramlar, yaratılan simülasyonlardan oluşturulmuş kahramanlar,sonsuz bir uzam. Mitolojiden tutun, antik yunan trajedilerine, ortaçağa, fütüristik deneyimlelerle deneysel geleceklere koşuyorsunuz. Doğrusu sinema, tiyatro, müzük, resim alanlarının hepsiyle küçük deneyimler yaşamış biri olarak bile kitabın hızına yetişmek zor.Kolay olmayanı seçiyor Neslihan ve okuru elinden tutup yukarılara çıkarıyor. Alışıldık, kabul görmüş dize yapısından, bilindik şiirden uzaklaşmaktan korkmuyor, şiir adına yeni deneyimlere giriyor ve cesur.Merkezdeki kibrin farkında, avama öfkeli olduğu kadar bu statik kibre de öfkeli.

Gece cesurdur demiştim. Şiir dünyasının gecesi demek istiyorum Neslihan'a.Yıldızlarının farkında olan bir gece. Öyle ki tarih boyunca ötekileştirilerek, kıyımdan geçmiş bütün kadınların yıldızlarının parlayıp durduğu bir gece.

Kitabın birinci bölümü Kustarica'nın film setleri gibi; en doğal haliyle bir çingene, bir ördek beklemediğiniz bir anda seslenebiliyor. Kimi şiirde Medea bütün öfkesiyle giriyor sahneye, kadının anne yanını ,çocuk doğuran yanını kesip atabiliyor acımasızca...

Küba'nın İspanya'nın renk cümbüşü, ahşap koca koca takıları ,dansları... Meksika 'nın acı sosları, Hint baharatları ne ararsanız damaklarınızda...

Dikkati zaman zaman dağılan küçük bir kız çocuğu gibi şımarık halleri de var, herkesi kayırmadan karşısına alıyor, yaklaştırmıyor. Bir otistik tik tok yaklaşmayın yoksa ironi başlar...

Sözcükleri eylemde taş atan biri olduğu gibi, kendine zarar vererek ucubeleştiren ve verdiği rahatsızlıkla uykudakileri uyandırmak isteyen biri.

Her ne kadar fütürüistik, metalik sert bir dil kullansa da; sözcüklerin küfür yanını, tehdit yanını konuştursa da aslında Van Gogh' un "keder sonsuza denk sürecek" cümlesi gezip duruyor ikinci bölümde. Kucaklasan tüm dikenlerini kapatıp küçük bir kız çocuğu gibi ağlayacak. Kendimizin isyanları -ötekileri -canileri -celladlarıyız. Herkese bu denli tarafsız bakabilmek için bu mesafe.

"bu şiir çarşaf giymeden okunamaz"(sayfa.131)Disiplinler arası kimi deneyimlerle şiiri bir performans nesnesi haline de getiriyor çoğu zaman. Teknolojinin distopya yanından haberdar.

"-yakınları atacaktır ilk odunu

-zevkle zevkle"çoğu şiirde kurulu düzeni rahatsız eden işaretler taşıyan, çocuğundan kendi içindeki o uyumsuz yaradan şikayetçi kızgın bir gürüh görüyorsunuz .Yakınları başkasına bırakmadan öldürür kendini ve çocuğunu.

bir şiirinin adı "Dans bir sokak hereketidir."(sayfa.122)yani şiiri bir protestodur.Alışık olmadığımız bir küfür. Yeraltı şiirinden çok yapısükümcü bir şiir okudum ben. Derida"dil, yapısalcıların sandığı ve gösterdiklerinden çok daha fazla oynak ve belirsiz bir şeydir. Anlam, karşıtlık içinde başka bir anlama gönderme yapmaksızın doğamaz, ve anlamın sınırları Dil'in tarihselliği içerisinde sürekli yer değiştirir; çünkü göstergeler her zaman başka anlam bağlamlarından geçerler, başka anlamlara gelirler, asla kapatılamazlar. "

"normal bir aşk şiiri bekleyemezsin benden" Kolibri uçucu his şiirinde (sayfa 119)çıkış da bekleyemesiniz, post modern yazarların edası var burda şair kurtarıcı değildir.

"Kederden bir taç" takıyor saçlarına(sayfa 169)

"Büyük ayının altında BÜYÜK buluşma şiirinde"korku başlangıcıdır sanal çağın"(sayfa 94)aynı zamanda kendini avutmanın, kendini unutmanın kendi üzerinden atlayarak bir yerlere varmanın

tadıdır ekran.Bedenin yaşadığı yerde olması bir yanılgıdır artık. Bedenin kendisi bir yanılgıdır.

kendini imha bir karşı dildir!..Heykel atkı(sayfa.58)Güncel çağdaş sanatın geldiği noktayı iyi duyumsayan dizeler çoğunlukta.

Kendini de o kadınlar mahşer gününe koyar ve şiir ithaf eder.

Şiirle tasmalanan şairlerden değil Neslihan Yalman şiirin güncelle ve diğer disiplinlerle içiçe olması gerektiğinin farkında. Okurun ruhundan çok aklına sesleniyor.

"onlar marjinal diyecekler;ben özgürlük"

tüm kitabı buraya alarak; dize ve sayfa numaralarına boğmamak için yazıyı kitabından seçtiğim bu şiiri yazımın özeti olsun diye bırakıyorum buraya.(sayfa 75)

Çöküntü:

(Dansım gecedir benim)

(balkona eğildim ve haykırdım yıldızlara:

-neden bu kadar çok'uz)

bana yaşamanın kanallarını açıldığı gün

vadeedilmiş topraklarla tazelendiğini sandım vatanın

yanılgı!...

küçüktüm henüz kavrayamazdım

askerlerin dolaşacağını

Ortadoğu'su boyanan ak saçlarıma

marketlerde, otobüslerde, çocuk parklarında

tekbir nöbetleriyle

cehennemi tutuşturacaklarını bilemezdim ensemizde

sermayeder işkence!...başa saran boş sala!..

büyüdü oracıkta -bazı annelere benzemeyen hiç Medusa

bacaklarını kimseye vermeksizin kırıp

yeni deriyi astı yılanının boynuna

madem,yüzyıllarca yılan dediler göbek adıma

özgürbir kadın peygamber olamadığında

tekâmül!..

süründüm mesafeyi bulandıran zoraki savaşa

kaç yüzlü coğrafya ?

kafatasında giyotin,avucunda pala

zıpladığını yine gördü gencecik tohum

devam etti zevkle,boğazında çiğ etler

nefesinden tiksindim politik intikamın

ant içerek bağından kordon uzatmamaya

15 Temmuz'u 16 Temuz'a:

...Dünya Sıfır Noktasında...

Havva'm ağır öldü saç kılına tecavüz edilen bombayla

böyle ölmemesi gerekiyordu/m

alınyazımdan uçuruldu/m

su perilerimi uyuttu orman kanunu

tarihin öznesiydim-hükümsüz serebellum

çağrısını anlamadığım kutsuz sokakların

şerrinden tacımı çarkıfelekle kutsadım

inancın ateşiyle simsiyah yanarak

gördüklerimi söyledim,hissettiklerimi değil