SEÇKİN SEZGİN - FUAT ÇİFTÇİ’NİN SORUŞTURMASINA YANITLARIM


 1. Donald Kuspit’in Sanatın Sonu kitabı aklımıza düşürdü: şiirin sonu mu geldi?

Donald Kuspit, ilgili yapıtında aslında pazarlanan, yani sıradanlaşan bir estetikten hareket ederek var olanı işaretliyor. Standart ve şematik olandan kurtulmamızı salık veriyor bize. Duyarlık çemberini genişletmek, çağrışım alanını bilinen sesölçerlerin dışına taşımak, bunlara bağlı olarak dilsel dönüşümü gerçekleştirmek başlıca amacı Kuspit’in. Demem o ki ortaya koyduğu analizde sanatın ve sanatçının durumu pek iç açıcı değil. Yani değişmeyene çakılı kaldığımız sürece sanatın sonunun geleceğinden dem vurabiliriz. Bu anlamda bireysel bir kılavuz, ayrıntılı bir uyarı kitabı Sanatın Sonu bence. Doğal ki bu uyarılar en başta şiir için önem kazanıyor. Hızla eskiyen söze/söyleme karşı kendini yenilemek zorundadır şair. Yoksa paçayı kaptırır ve çoğunluğun kaba beğenisine yenik düşer.

    2. Dijitalleşme şiiri sanal üstün kıldı. Dijitalleşme şiirin kalitesini düşürüyor mu?

Elbette kalite düşüyor. Bunun örneklerin sıkça görüyoruz. Neredeyse şiirsel bir akın var internete. Hiç kitap okumadan şaheserler yaratabiliyorlar. Şiirle şiirimsiler iç içe… Uydurmacılık ve aktarmacılık gemi azıya almış durumda. Şiirin ve diğer edebiyat türlerinin asıl adresi dergiler ve kitaplardır. Bu yönde mesafe almadıkça o korkunç benzerlik içinde yiter gideriz. Nitekim gündelik bilinçle yatıp kalkıyor çoğunluk. Mutsuzluklarını böyle ödünlüyorlar sanıyorum.

    3. Yıl içinde okuduğunuz şiir kitapları hakkında görüşlerinizi yazar mısınız?

Yıl içinde birçok şiir kitabı okudum. Okuduklarımın bir kısmı hakkında uzunlu-kısalı yazıyorum zaten. Genel bir değerlendirme yapacak durumda değilim. Bu çok kapsamlı ve özlü bir çalışma gerektiriyor. Ancak bazı ipuçları verebilirim. Örneğin; Sultan Gülsün’ün Lillipütyen’i, Elif Sofya’nın Hayhuy’u, İlhan Kemal’in Yitik Kitap’ı, Gülçin Sahilli’nin Masumiyet Cambazı, H. İbrahim Özbay’ın Yayı Eksik Viyalo’sı, Fergun Özelli’nin Ayaz Cümle’si, Emel İrtem’in Hu’su, dil, söylem olarak karşıtlıklar ve itirazlar barındıran yapıtlar olarak göründü bana.

    4. Şiir-öyküler epeyce çoğalmış görünüyor. Şiir, öyküye kardeş mi? Öykücü şiir hakkında ne düşünüyorsunuz?
‘Öykülü şiir-şiirli öykü’ gibi bir başlık açarsak sanırım konu daha iyi anlaşılır. Her öyküde   şiirsel parıltılar olabilir, her şiirde öyküsel ayrıntılar görülebilir. Tüm sorun birbirinin türünü üstlenmemektir. Yani bir öyküye, öyküyle girip öyküyle çıkmak, aynı şekilde bir şiiri de sonuçta şiir olarak tamamlamak.
Şiirin öyküye kardeş olduğunu filan söylemeyeyim artık. Bir ara ‘öykünün, şiirin kız kardeşi’ olduğunu iddia edildi. Haklı olarak bunun eril bir tanımlama olduğunu söyledi bazı kadın şairler. Kim kimin tasından ne kadar doldurursa doldursun. Bendeniz, birçok öyküye şiirle başladığımı itiraf edeyim. Öyküler içinde birçok şiiri erittiğimi de…
Bence bu tartışmanın içine ‘şiirde öyküleme’yi eklemek gerek, “Şiirde öykülemenin sınırı nedir, ne olmalıdır?” gibi!.. Ayrıca neye  ‘düzyazı şiir’ dendiği de açıklığa kavuşturulmalı. 


    5. Neyin şiir, neyin şiir olmadığına dair hararetli tartışma olmasa da sığ ve imgesiz şiirler dolaşımda görünüyor. Okurun sıkıntısı var görüşündeyiz. Günümüz şiiri açmazda mı sizce?
Şiir, imgelerle yazılır. Tümüyle şiir dilini kapsayan bir gerçeklidir bu. Gerçekliği alır başka bir şekilde yoğurursun. O dönüştürülen dilin içindedir imge. Parça tesirli şiirleri de önemsemekle birlikte ben şiire bütüncül bir gözle bakarım. Değişimi-dönüşümü  bütünlük içinde ararım. 
Şiir okuru çok özel bir okurdur. Bir şiiri yeniden üretecek kadar donanımlıdır. Geniş tabanlı bir altyapı içinde iyiyi kötüden ayırır. Olmazsa şairini sollayıp geçer. Şair de okur da benzerliği kırmayan, yetinme duyusuyla idare eden açmazını kendi yaratır. Kısaca sorgusuz sualsiz bir yavanlığın farkında bile değildirler. Şiirin her dönemde azınlıkta kaldığını düşünürsek, ucu bucağı belli olmayan ‘günümüz şiiri’ tanımının da bizi fazla ilgilendirmediğini anlarız.

    6. Türkçe şiir mi, Türk şiiri mi konusundaki tartışmalarda siz hangi konumdasınız?
Bu konu geçmişte de çok tartışıldı. Elbette Türk Şiiri ya da Kürt Şiiri, Azeri Şiiri, Çerkez Şiiri, vb..   Ötesi kavram kargaşası bence.

    7. İkibinli yılların şiiri, metafizik boyutların bütün kılıklarıyla geri dönüşü müdür?
İronik bir şair olan Ali Rıza Ertan, bir şiirinde ‘feodal’i ‘folidol’e dönüştürmüştü. Metafizik boyutta sorgulanacak bir durumdur feodal değerlerin varlığı. Malumunuz; sistemler ölür, kültürler bir süre daha yaşamaya devam eder. Ayrıca mitolojinin kullanılışı da çok önemli. Kullanmak başka, öne çıkarmak başka… Kaldı ki tümüyle geleneğe bağlılığın da zaman ve mekândan öte bir hevese büründüğünü söylemeliyim. Ancak İkibinlik yılların şiiri için toptancı bir yargıdan uzak duruyorum. Geçmişte 80’li yılların şiiri için de ayın şeyler söylendi. Konu, çok yönlü bir araştırmayı gerektiriyor.

    8. Şiir, folkrolik bir gelecek midir?
 Bir önceki soruya ekli bir soru bu. Aklıma hemen Cemal Süreya’nın, Folklor Şiire Düşman yazısı geliyor. Sanırım siz de aynı yazıdan hareket etmiş olmalısınız. Orada folklorun dönüşümünden söz eder Süreya.  Ceyhun Atuf Kansu’nun dönüşümsel gayretinin altını çizerken, Cahit Külebi’nin taklit boyutunda folklordan yararlandığını dile getirir. Bedri Rahmi Eyüboğlu da aynı gruba dâhildir bana göre. Dahası Milli Edebiyat kapsamında birçok şairin ve Köy Enstitüsü çıkışlı kimi şairlerin,  hem biçemsel hem içeriksel açıdan folklorik kalıplara bağlı kaldıkları görülür. Oysa yaşadığımız çağ farklı bir yorum beklemektedir bizden. Şiirin öncülüğü de öyle!..

    9. Şiir toplumun neresinde? Gerçekten şiir sokakta mı?
Mademki konu Donald Kuspit’ten açıldı, onun yapıtında geçen bir tümceyi yazayım buraya:
“Yüksek sanat mutlu azınlığa hitap ediyor olabilir ama mutsuz çoğunluğa seslenemez.”
Bu demektir ki mutsuz yığınların gerçekliğinden uzak olan sanatın pek ilgi çekici yanı yoktur. Her şeyden önce bir yapıtın gerçekliğini dert etmek zorundayız. Hatta buna ‘yakıcı gerçeklik’ gözüyle bakabiliriz. Sokağın şiiri, gerçekliğin yakın çekim halidir. Organik olduğu kadar karmaşıktır da. Birimsel olarak insan anlamak, toplumsal kaynaşmanın, bir bakıma yaşanan kaosun ayrıntılarında gizlidir. Ve sonuç ne olursa olsun şiirin öznesi ‘insan’dir. Biz, şiirimizi ondan çıkarırız.

    10. Toplumsal vitrinin görünüşün ve eda gibi geleneksel parçalara ayrılmış olmasından şiir çekmişse ne çekmiştir?
Sadece toplumsal yönseme şiiri kurtarmaz. Kaldı ki ‘toplum’ global bir kavramdır. Sosyalist, milliyetçi, dinci toplumlar gibi…  Birbirlerinden ideolojik yapıyla ayrılırlar.  Gerçekliğin içini doldurmak gerekir. Bu da ‘ideolojik-estetik-etik’ saç ayağının dengesiyle olasıdır. Bana sorarsanız, bu saç ayağının etiksel yanını daha çok önemserim. Etiksel duruşta hem ideolojik bir tutarlılık, hem de sanat yapıtına karşı estetik yeniliği üsteleyen sorumluluk bilinciyle yüklü bir yaklaşım vardır. Bu anlamda her türlü adlandırmanın şiir eleştirisine düştüğü kanısındayım. Sahi, eleştirmenler bir şeyler söylemeli artık!

Ahmet GÜNBAŞ - 3 Ocak 2012