GÖKHAN ARSLAN


Son şiir kitabı  2017’de Bozuk Oda adıyla Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkan Gökhan Arslan’ın düzyazı ve şiiri

 

 

…/…

açmamış güller var bahçede. ipleri çürümüş hamak, paslanmış çıkrık, bir zamanlar aktığını unutan çeşme ve çamuru üzerinde kurumuş bir kürek. masada kenarları kesilmemiş kitaplar duruyor, henüz bir harfin gölgesinin düşmediği boş defterlerle sırt sırta. kurşun kalemin ucu kim bilir ne zamandır açılmamış. silgi ilk günkü gibi, hiç eksilmemiş kendinden. raflarda kurumuş böcek ölüleri. avlu kapısının menteşesi gıcırdıyor derken. çitlerin üstünden havalanan birkaç serçe, sundurmaya konmuş, bir şeyi müjdeliyor. evin uyanma vakti artık. yüzyıllık bir suskunluk terk etmeye hazırlanıyor bahçeyi. eşyalarda bir heyecan, çeşmeden ilk damlayan suyun sevinci. sen geldin işte, saçların belinde, elinde henüz kimseye okumadığın şiirler. artık hep beraber uyanabiliriz, dünyanın bu ilk gününe.


ellerinde makinelerle şu güzel insanlar

ceketin içinde yukarı sıyrılmış bir gömlek kolu gibi rahatsız ediyor beni
her gün gökyüzünde delikler açan şu kibirli binalar
güneşi görmek için güneşe uçan kuşlardan
su içmek için suda boğulan karıncalardan
ve toprağa kavuşmak için toprak olan ağaçlardan başka
bize verecek bir şeyi kalmadı dönerken gıcırdayan bu yaşlı dünyanın

kaç yıl oldu hatırlamıyorum, dağların arkasında kaybolan bir atı
en son babam hayattayken görmüştüm, geri gelmedi
saplandığı yerde çürümeye bırakılmış yorgun çapa da

oğullarıma bir masal anlatır gibi anlatıyorum ocaktan gelen çıtırtıları
yolun ortasında yatan kedi cesetlerinden öğreniyorlar
insan öldü, doğa yoğun bakımda, her yerde hayvan heykelleri
bir kitabın içine sığınıp yağmuru kokluyoruz geceleri hep birlikte
pencereyi açınca sabah değil, bıkkın bir nostalji doluyor içeri
hiçbir kelime kendini karşılamıyor artık

denizi seyretmek için indiğimiz kıyıdan, ceplerimizde kemiklerle dönüyoruz eve
çürümüş rüyalar, plastik duygular, konserve kutusunda neşelerle
ne güzel sevişiyor robotlar, nasıl da gülümsüyor makineler
arada bir canlı hayvan gördük mü tuhaf hissediyoruz
kaçak bakışlarla duyuruyoruz birbirimize, tepemizde dönüp duran gözleri

biraz sonra sırtlayıp götüreceğiz evimizi, ağlayan eşyaları bırakarak
ağzımızda demir tadı, su özlemi ve bir köpeğin dişleri
gittiğimiz yerde karşılayacak bizi otuz dokuz ayağını kaybetmiş kırkayak