Soruşturma /Nevruz Uğur


1-Donald Kuspit’in Sanatın Sonu kitabı aklımıza düşürdü: şiirin sonu mu geldi?

1 - Nevruz Uğur:

Diğer sanatlarla ilgili etkileşimlerini  sorgulamadan şiirin  tüm zamanlardaki gelişimini  açıklayabilmek mümkün değil; dolaysıyla da geleceğini de. Şiir de toplumsal kültür  oluşumunda önemli çok derinlerde kalan içsel bir yaratı ve yapım alanıdır. Bu anlamda bir vazgeçilmezliği vardır; şiir yazıldığı çağın, uygarlığının, toplumsal kültürün  sözle duyurulabilen ruhudur. Değişik evrelerde, değişik toplumsal dönüşümlerde işleyişin bir parçası olarak dolaylı bir  etkendir. Ne kadar etkindir, yine yıllara dönemlere göre  tartışılır. Şiirle ilgili bu düşünce  daha çok 18. yüzyılda romantizmle uc vermeye başlamış ve   modernleşmeyle 19. ve  20. yüzyıllarda daha  da çok yükseltilmiştir. Elbette tarihsel, toplumsal, kültürel gelişmelerden şair de etkilenecekti. Hatta sanatçılar  – şairler  tüm toplumsal kültürel açmazlarda ilk işareti veren, ama halk  tarafından da en son duyulan  kişiler olmuştur. Sanatın, edebiyatın, şiirin toplumsallığı hangi düzeyde olursa olsun tarihi süreçlerin belirleyenleri olamasalar bile işaretçileri, belgeleyenleri, olmuştur. “Şiirin sonu” düşüncesi biraz da bu geçiş süreçlerindeki sancıların değişik açılardan kavramsallaştırılmasıdır. Bu umutsuz  öngörüler zamanla  şiire nefes aldıracak yeni söyleyiş biçimlerinin; şiirle ilgili düşünce arşivlerinin zenginliği olurlar. Bu sürçler, kendiliğinden gelişen çağcıl masum olgular olmayıp, bir politik ve poetik  belirleyiciliktir de. Sonuçta şiirin, tıkanması, açmazı, çıkmazı olur ama sonu olmaz. Sanatsal gelişmenin diyalektiği, işleyişi olan bu  süreçlerdeki “post – kiç” şiir yazımının  günümüzde yoğunlaşması da süreçteki sancının şiire yansıyışıdır;  akışın, işleyişin  kıyıya attığı şiire dönüşümü olmayan karalamalar, iç dökümleridir. Her iktidar kültürel ve toplumsal değerleri kadar saygındır ve   o değerlerle anılır. İçinde bulundukları  gemi batana kadar gerçek  şairler orkestrası susmayacaktır. Şiir, şiirle ilgisi olmayan kitlenin  bile uzaktan az çok duyumsadığı iklimdir.  İlgili bireylerde ise  vazgeçilmez bir  yaşam   biçimidir. Ben buna şiirle yaşamak diyorum.

2-Dijitalleşme şiiri sanal üstün kıldı. Dijitalleşme şiirin kalitesini düşürüyor mu?

2 - Nevruz Uğur:  

Soruya çağdan çağa geçiş süreçleri eğitişimi  ile bakarsak, dijitalleşmeyi daha net açıklayabiliriz. Dijitalleşme, adını nasıl koyarsak koyalım,  tekno iletişim  çağdır. Büyük iletişim şirketlerinin küresel ölçekte toplumların yönlendirilmesinde  egemen ve belirleyici olduğu bir çağdır bu. Zorunluluk ve gereksinim dışında insanları aracın aracı haline getirmenin çağı. Toplumları kendi çıkarları için bir ürün olma yönünde düzenleyen, nesneleştiren, kitlesel bağımlılığı gereksinim dışında da bir zorunluluk durumuna  getiren şirketlerin egemen olduğu bir çağ. Şayet onlardan biri değilseniz onlar için bir araç, bir ürünsünüzdür. Konuya dönersek; şiir dahil, tüm sanatsal akış ve  işleyiş onların istediği yerde, onların istediğince, onların belirlediğince; onların geleceği için yapılır duruma gelebilmeli. Önce kağıt ve kalemle yazmayı,  azalttık. Okumayı ekranlardan yapmaya başladık. Alış verişi yine öyle. Özetle yaşamın her alanında artık dijital kolaylık var. Bu kolaylık, insanların kayıt altına alınmasını, gözetim altında tutulmasını, istendiğinde, tutuklanmasını da kolaylaştıracak dijital faşizme doğru gitmekte. Zamanla hangi değerlerimizi dijital teknolojinin büyülü olanaklarıyla yok edebiliriz. Şair de bu dijital tutsaklığın tutukevinde onlar için zorunlu  ürün haline dönüşmekte. Şairin istenmeyen bu dönüşümü içinde şimdiden pes etmiş, teslimiyeti kabule dönüşmüş edebiyat sosyolojisinin de önemli payı var. Yayınevlerinin,  dergilerin, editörlerin edebiyata, özelde şiire bakışında, seçeneklerinde, seçkilerinde bu dönüşüm çarkına su taşıması söz konusu. Onca kolaylığa, pratikliğe, dahası büyüye rağmen editörlük, seçmecilik çalımı yapılabilmekte. Tıpkı şirketlerin bakışı gibi bir bakış bu; şair kendisi için ürün değilse ya da kendi sanatsal oluşumları kapsamında değilse yok sayılıyor. “Şair / yazar kime, hangi yayınevine  kazandırırsa onların dergilerinde yazsın” anlayışı, kendini editörden çok tecimen  katında görme anlayışıdır ki onlar adına, edebiyat etiği adına üzülmek gererek. Bu edit – terör, tecimen, şef  anlayışı ( ne derseniz deyin) dijitale büyük katkı sağladı. Şairler, ustasıyla, acemisiyle, heveslisiyle sanal özgürlüğü kullanmaya başladı, herkes kendini özgür hissetti ve o arenada  bir şiir patlaması yaşandı. Bekleme derdi yok, edit-terör kaprisi yok. Bundan söz konusu kimi dergiciler ve güncel kanon rahatsız oldu. Rahatsızlık nedenleri de ayrıca incelemeye değer. Kimi rahatsızlıklar içtenlikli olarak dijital ortamın sanatsal ürünlerin  yeri olmadığı yönündeyken kimileri de yukarıda benimle ilgili söylenenler  gibi “Ürünse bana kazandırmalı, ben satmalıyım” mantığı içinde rahatsızdı.

Soruya gelince dijitalleşme ya da başka bir düzlem sanatı, şiiri üstün kılamaz. Şiir platformlarla, yan etkilerle, geçici belirlemelerle iyi ya da kötü olmaz.  İyilik, şiirin kendi özgürlük içinde şiir ve estetik bilinciyle denetlemesindedir. İyi bir şair için editörün de denetimsizliğin de  pek anlamı yoktur. Bunlara rağmen dijital ortam, şiirle ilgili kişilerin öz denetimsizliği nedeniyle çok kolay kirlenebilen yer haline dönüştü. Güzel ve çekici olan yanı ise, şair okur iletişimini, paylaşım sürecini hızlandırması, olabildiğince çok sayıda okuyucuya ulaştırabilmesi. Okuyup beğenenler var, okumadan beğenenler var, okuyup beğendiği halde  üç maymunu oynayanlar var. Onların sayısı daha fazla gibi. Burası son derece hercai, kaygan, aldatıcı bir zemin.

Bu nedenle herkesin şiirle ilgisine bakıp, tarayıp gerisi ciddiye alınmamalı. Biraz da dostlarla şiirle iletişim durumu oluyor. Beğenilen, paylaşılan bile, oldukça komiktir ki, kendi şiirinin  hangi düzeyde olduğunu şaşırır.

Paylaşımının altında şiire yıllardır emek veren,  şiiri gerçekten iyi bilen birinin beğenisini, övgü dolu yorumunu görür  sevinir şair, onur duyar; şiirine bir daha bakar. Bu sevinç içinde bazen gerçekten hak ettiğini bazen de kandırıldığını göremez. Bu beğeninin birçok nedeninden aklında sadece şirinin “iyi” nitelenmesi kalır. Aslında biraz da kandırılmayı sever sanal ehli. Bir gün bir şiirin altında kendini de beğenen üstadın övücü sözlerini görür, anlar  sanal değerlendirilmenin sahteliğini. Ve kendinin de içinde olduğu istikrarsız havaya acı bir tebessüm bırakır. İş işten geçmiş gibi görünse de şairin çok daha geniş  ve derinlerden söylediğince bu düzeyde ve düzlemde de “şimdiyi bozmalı /Hüseyin Çiftçi”. Bozacak olan da şairlerin sanatla – şiirle ilgili tutarlı, etik davranışlarıyla olasıdır.

3-Yıl içinde okuduğunuz şiir kitapları hakkında görüşlerinizi yazar mısınız?

3 - Nevruz Uğur:

Sanalda beleşten okumak varken para verip kitap almaya ne gerek var ki (!). Topluca  iletişim şirketlerinin hem çalışanı hem de ürünü olduk demiştik ya. Demişliğime bakmayın siz; yıl içinde edindiğimiz kitaplar oldu tabii. Benim okuduğumdan  çok okumak istediklerim olmasına rağmen mobil bankacılığı kullanma sorunum, kitapevlerinin  yüksek fiyat politikaları nedeniyle ancak okuyamadığım şiir kitapları listesi tutabiliyorum. Bu arada gönderilen kitaplar var, kendi edindiklerimiz var elbet. Her nasılsa. Okuduğum kitaplar hakkında bir şeyler yazmayı  istememe rağmen, özellikle gençlerle ilgili  İsim vermekten, zar atmaktan hep kaçınmışımdır.

Değerlendirmeye, eleştiriye gelince; sanatsal ürünlerde de diğer ürünler gibi iyileri zenginler kapıyor. Bu sözüm  kesinlikle diğerleri kötü anlamında anlaşılmasın. Aksine zenginler yetenekli genç  yazarı şairi buralarda görüp bir biçimde  kapıyor, ürünü - üreticisi haline getiriyor. Şayet bir şair kendini  sanatsal yaratısıyla birilerinin ürünü – üreticisi haline getiriyorsa onun şiirini beğensem de sahibinin dükkanına kazandırırım çekincesiyle bazen almıyorum; ama nereye kadar. Edebiyatla, şiirle  ilgiliysek her üründe olduğu gibi bunları da, oralardan da edinmek zorunda kalıyoruz. Kendine kitle yaratmış şairleri bu dükkan raflarında olmasını zaten anlayamıyorum. Şayet  edineceksem, bilmediğim, yeni bir şairse;  yazdıklarıyla ilgili bir okur soruşturması, ön bilgi taraması yapıyorum. Onca olanakla basılanlar içinde iyiler de var, yazmasa daha iyi olur, dediklerim de. Nasıl yazarsa yazsın, yeter ki satsın kar anlayışı. Konuyla ilgili özel bir çalışmaya, araştırma ve incelemeye girmeden, konuyu detaylandıracak notlar almadan, iş olsun sayfa dolsun anlamında yazmak istemiyorum. Bu arada gerçekten epeyi şiir kitabı okudum. Şöyle okurken kapılıp gideceğim, döne döne okuyacağım yeni  şiirleri  çok az gördüm. Bu genç şairin sucu değil elbette; tamamen dönemsel bir olgu. Buna rağmen gençlerden umutluyum. Az önceki sözünü ettiğim düzeyleri yer yer tutturanlar oluyor. İsim vermek bana yukarda belirttiğim nedenlerle pek doğru gelmiyor. Doğaldır ki bir estetik beğeni anlayışım var ama ben yakın düzeylerdeki şiirleri – şairleri yargılayıcı oluyormuşum gibi bir seçme  sıkıntısı yaşıyorum. Seçeneklerimi birebir belirtmek daha uygun geliyor bana. Dergide, kitapta ya da yazınsal başka  bir zeminde de olur ama, benim böyle bir yazınsal geleneğim yok. Bu işi cesaretle yapanlara da saygım var.

4-Şiir-öyküler epeyce çoğalmış görünüyor. Şiir öyküye kardeş mi? Öykücü şiir hakkında ne düşünüyorsunuz?

4 - Nevruz Uğur:

Sanatların tümü kardeşken yazınsal sanatlar neden kardeş olmasın. Eskiden “manzum hikaye”  vardı. Şimdilerde de olmalı sanırım. Bu, öykünün şiir biçiminde yazılmasıydı. Kardeş olmaları birbirine dönüşmesini, aynılaşmasını ya da birbirinin bozumu olmasını gerektirmez. Şiir, şiir olmalı öykü de öykü. Her türün, diğerinden farklı, kendisi olması gibi. “Öykücü şiir” derken bir olay, bir durum aktaran, öyküleyen şiir; yani öykünün şiir  biçimi ya da şiirin öykü biçimi olmalı; “Nesir şiir, “manzum hikaye” mi desek...

Öyküde de şiirde de türüne özgü nitelikleriyle ancak doğru bir başarı elde edebiliriz. Her güzel, anlamlı, iyi ya da metaforik sözün şiir olamayacağı gibi, her olay, durum, görüngü vs. aktarımı öykü değildir. Öykü başlığı altında, günlük tutumunda yapılan iç dökümlere öykü deniyor artık.

Öykü şiir kardeşliğinin uzun bir geçmişi, geleneği var bizde. Gelenekçi bakışla buralardan yeni bir şeyler çıkarmak olanaklı mıdır varsaymak güç. “Öykücü şiir” geçmişte baş yapıtlar vermesine rağmen günümüzde benzer etkinliğini gösterebileceğine inanmak zor. Destanlar, öyküler, öykücükler, masallar ya da  fıkra kısalığında şirin, anlamlı, veciz yazın öğeleri özgün şiirin derinlerdeki mayasıyla _ kokusuyla oluşturulan, yazın türleri gibi gelir bana. Zaman zaman “öykü şiir” geleneğine takılsam da pek onaylayacağım bir tür değil. Bu tür şiirleri güzel gösteren şiir oluşlarından çok  şairin dile, içeriğe egemen oluşu yatar. Şiiri olayla, durumla, görüngüyle, mutlak anlamla kapatmaktır bu. Bu işi geçmişte çok iyi yapanlar oldu. Bu türden bir  biçim ya da içerik tekrarına şiirin - şairin gereksinimi olmamalı.

Konu geçmişte örnekleri çok olan uzun, sabırlı bir çalışmayı gerektiren ve  daha çok da bilinen, belli yaştaki çocuklara verilecek eğitsel bir konu. Bu, özgün şiire gidilecek yolda yeni, çoğulcu, bir şiir biçemiyle aşılabilecek bir yazınsal gelenek. Buralardan yola çıkarak bazen, acaba  Cemal Süreya  “ Folklora Şiir Karşı” derken bunları da mı düşündü diyesim geliyor. İyi de geçmişten ve gelenekten bir gelecek kurmak nasıl olacak? Onu edebiyat ve estetik bilimcilere mi bıraksak. Bence türlerin  özgünlükleri korunarak edebiyat yapılırsa kardeşliklerden de özgün, büyük yapıtlar çıkar. Geleceğe de özgün, arınmış, bireysel ve toplumsal ruhun, gövdenin tüm ritimlerinin kullanılabildiği bir şiir biçemi, çok sesli bir şiir  bırakılmış olur.

5- Neyin şiir, neyin şiir olmadığına dair hararetli tartışma olmasa da sığ ve imgesiz şiirler dolaşımda görünüyor. Okurun sıkıntısı var görüşündeyiz. Günümüz şiiri açmazda mı sizce?

Nevruz Uğur:

Günümüz şiiri (güncel şiir mi desek acaba) keşke açmazda olsa da kaplamını zorlasa. Yok böyle bir açmaz. Güncel şiir den görünen o ki şiirle ilgili bir sanma ve sanallık yaşanıyor. Kaba, ilkesiz bir hoşnutluk, yapay bir neşe içinde şiirsel şirinlikler yapılıyor; kitsch üretiliyor. Açmazın onurlu bir sıkıntısı, derinlerde, gizlilerde sabırla, umutla işleyişi vardır. Güncel şiirin böyle bir sıkıntısı çabası, derdi dolaysıyla da  onuru, ahlakı da yok. Hararetli bir tartışma bu şiir bilincinin olduğu yerde olur; bu sıkıntının , bu açmazın, be derinlerdeki işleyişin içindedir.

Sığ ve imgesiz şiir sanatsal estetiği öne almayan, güzelliği salt anlamda, akılda, mantıkta arayan metaforu, ritmi, sesi, dokuyu vb. yadsıyan bir şiir anlayışının ürünüdür. Şiiri bunlarsız yazanlar şair değildir zaten, şiiri sadece bir anlam çıkarma amacıyla okuyanın da iyi bir okur olmayacağı gibi. Bu yaklaşım içindeki yazanda da okuyanda da şiiri kendi düşüncesi için bir araç görme isteği vardır. Yeni sanatsal estetik te böyle bir bakış yoktur. Yeni sanatçı her şeyden önce estetiği önceliyor. Diğer öğeler şairin yaşam koşulları ve sanatsal kültür birikimleriyle, bilinciyle  şiire yansıyan efektlerdir. Okurun sıkıntısı da bu birikim, bilgi ve eğitim süreci içinde giderilebilir.

6- Türkçe şiir mi, Türk şiiri mi konusundaki tartışmalarda siz hangi konumdasınız?

6 - Nevruz Uğur:

ŞİİR Mİ DEĞİL Mİ deseydik keşke. Sorgulanan şiir olsaydı.

Şiirle ilgili şöyle bir sorunun yanıtı bu soruya da yanıt olabilir sanıyorum.

Soru şu: Şiir hangi dilde,  nece yazılmış?

Cevap kendiliğinden şöyledir: Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe, İngilizce vb. yazılmış.

Dede Korkut’u Arapça yazarsanız Arapça Türk şiiridir. Türkçe yazılan şiirler Türk şiiriyse Türkçeye

Çevrilen şiirler de Türk şiir olmalı. Türkçe yazan Kürt, Arap, Farisi, Arnavut, Laz şairin  şiiri doğal olarak Türkçedir zaten; duyarlılığı yaşadığı yer, olay ve ortamdır; dil ve içerik oralıdır yani. Buradan bakılmalı ki işin, olgunun  adı doğru konulsun. Türkçe şiir Türklüğe hakaret değil Türklüğe iltifattır. Bir baş yapıt hangi dilde yazılırsa o dile bir hediye, övgü, katkı ve iltifattır. Konum alındı - algılandı sanırım.

7- İkibinli yılların şiiri, metafizik boyutların bütün kılıklarıyla geri dönüşü müdür?

7 - Nevruz Uğur:

Tedirgin bir soru bu. “Metafizik”, fizikötesi şiir anlayışı, şiirin var oluş sürecinden bu güne değin hep olageldi. Batıda daha çok kilse çevreninden, kilise  eğitimden gelen şairlerin benimsediği, etkisi günümüzde de modern yansımalarla süren aşk, dinsellik yoğunluklu bir şiir türüdür. Günümüzde  bu tür şiir tarzı, her şiir  anlayışındaki örneklerle kendini yenilemek, çağa tutunmak, çağdaşlarıyla anılmak isteyen; kimi şairleriyle de bunu başarabilen, çağdaş  şiirde varlığını gösterebilen bir yapıdır. Buna rağmen metafiziğin olanakları, birikimi, geleneği edebiyatta  yadsınmayacak kadar da güçlüdür ve karşıtlarınca da benzer etkilenme söz konusudur. Yapılacak iş bu  olanakları ve gücü güzelden, iyiden, insandan, hayattan yana değerlendirebilmek. Tedirginlik, kaygı bu noktada olmalı ve buralardan soruya, soruşturmaya girilmeli. Şu bir tarihi gerçektir ki her iktidar, kendi kültürel ve sanatsal değerlerini yaratır ve bunları korur, yaygınlaştırır, önceler. Bu saptamamdan her metafizik şairin var olan devlet yapısıyla  iç içe olduğunu çıkarmayalım; amma sonuçta amaçladığı muhalif olduğundan öte dine dayalı başka bir devlet önerisidir. Özellikle uzun süren iktidarlar kültür sanat dahil  her alanda bir sistem yaratamazsa karşıtlarına yenilgi zemini oluşacağı korkusunu taşır. Şiire, bütünüyle şiire bu sosyal siyasal örgü dolaylarından da bakmalıyız. Burada bir kültürün yapılma, beslenme, yükseltilme süreçleri ve argümanları  söz konusudur. Şiir, tüm bu güçleri, yeni konumunu gerekirse yoktan var ederek, geçmişi tarihin arşivlerinde bırakarak, kendi  görkemi ve uğultusuyla, yine kendine özgü güzelliği ile bir gelecek düşü üretebilir. Ayrı şeyler mi söylüyoruz bilmiyorum ama şunu biliyorum;  şimdinin şiirsel kılıkları ve kırıkları işine - şiirine bakan şairleri korkutamaz. Metafizik şiir hangi kılıkta olursa olsun her dönemde dileme, dilenme, takiye, övgü, dua, tapınç,  bazen de soyut çile şiiri özelliği yansıtsa da  edebi değerlendirmelerde sevmesek de şiirdir. Bu dilenme, dileme, doa, korunma, soyut çilecilik niteliği metafizik şiirin özünde vardır. Yeryüzünde  bir tabu, bir mit arar; bulamazsa zaten ilenip dileneceği yer hazırdır. Geçmiş, bu şiir türünün örnekleriyle doludur. Gerçek şiir dert, sevinç, ret, isyan ve açmazdan, gerçeklikten, “şimdiyi bozmaktan” (H.Ç) çıkar.  Şimdiyi bozabilen şair zaman zaman bulutların üstünde de dolaşsa da toprağın, insanın, hayvanın, bitkinin kokusunu içermiş, gök yüzü ile yeryüzü arasında gidip gelen bir Simurg gibidir. Bu  da metafizikten en iyi biçimde yaşam ve sanatsal güzellik adına yararlanmak demektir. “İki binli yılların şiiri, metafizik boyutların bütün kılıklarıyla geri dönüşü müdür?”.  Hayır. En azından “bütün kılıklarıyla” dönmesi olanaklı değildir. Dönse bile sürekli geriden gelme geleneği olduğu için kılığını kıyafetini zamana ayarlama gibi bir sorunu var. Hangi kılıkta gelirse gelsin kılığını  bozacak iyi şairler kesinlikle çıkacaktır. Bunlar şiirin değil, mistik güçler de dahil tüm iktidarların  gölgesinde nefes alan güneş geldiğinde nefesleri duyulamayacak  hale dönüşen soyut sevgi, aşk, dua ve diğer dinsel ritüellerdir.

8 - Şiir folklorik bir gelecek midir?

8 - Nevruz Uğur:

Folkloru şiirle ilişkilendirirken kimi yanlış saptamalar oluyor kanısındayım. Folklor da, şiir de birçok sanatla  etkileşim içinde toplumsal kültürlerin bir öğesidir. Folklor şiire karşı da değil, düşman da değil, kuma da değil. Folklor,  şiirden ayrı, halk katında şiirden daha  yaygın bir yeri, bir geleneği zaten var. Kendi öğeleriyle, kendine özgü bir geleceği ilerde de  kesinlikle olacaktır. Folklorün  şiirle etkileşimi gayet doğal bir etkileşim durumudur. Folklor şiirde estetik, bir çalımla yansıyabilir; bu da  şiirin folklorsüz olamayacağı anlamına gelmez. Sadece yerindelik, estetik orantı ölçüsüyle  ele alınmalı bu nitelikler. Folklorik etkileşimi  ilke  ya da alışkanlık  haline  getiren  şiir türlerinin folklorik geleceği elbette olacaktır. Türkülere, halkların varyantlarına, lehçelerine, şölenlerine kadar inen şiirler vardır. Özgün şiirle ilgili aynı şeyi düşünmek bana en azından şimdilik olası gelmiyor.

9 - Şiir toplumun neresinde? Gerçekten şiir sokakta mı?

9 - Nevruz Uğur:  

“Şiir toplumun neresinde” sorusuna  şiirin toplumsal yapıdaki yerinden bakarak  doğru yanıtı verebiliriz. Bir üst yapı kurumu  olan sanatın  edebi, estetik kolu olan şiire ilgi toplumsal alt yapının iyi, eksiksiz oluşuyla değerlendirilebilir. Alt yapıdaki, başta ekonomi ve çalışma düzeni olmak üzere; bunlara  bağlı olanaklar düşünmeye, düş görmeye, kurgu yapmaya, özetle yazmaya, okumaya  elverişli mi? Hele de  çağdaş toplumun her türlü  dijital büyünün  akış hızından, bolluğundan  başını kaldırıp da sanatla – şiirle  ilgilenecek durumu var mı? Toplumun  ekonomik durumu sanata uygun  olsa bile genel eğitim müfredatı süreci  içinden gelip de sanatı alacak, algılayacak alt kültürü  var mı? Sorunuza, yanıtları tamamen içinde, soru üstüne sorular sorarak yanıt verdik. Bazen böyle de olabiliyor.

“Şiir sokakta mı?”. Açıkçası bu slogan bana pek hoş  geliyor. “Şiir bitti mi – bitiyor mu, şairin eski saygınlığı kaldı mı?” türü sorulardan daha net, tavırlı ve umuda yönelik. Genç, diri, asi bir slogan. Şiir bitti mi, şiirin saygınlığı konusuna özet birkaç söz söylemesem kimyama ters düşerim. Bu çağda, bu düzeysizlikte, bu ahmak, kibirli, kaypak, yaptırılma, belirlenme, güdülme, “eşekleşme”, yaşama mecburları çağında birilerinden itibar isteyen şair bu saydıklarımızla aynı yüzdedir. Ben bu çağın özellikle şiirle ilgili değerlerini tanımıyorum. Dijital prangaya vurulmuş benlikler ve aptallık çağı diyesim geliyor. Böyle bir insanlık durumu şiiri görebilir mi. Gördüğü kadarıyla saygı duyabilir mi? Asla!

Şiirin gerçekten sokakta olmasını  isterim; ama bir zerzevatçı gibi, bir hurdacı gibi değil; Şair gibi, anarşist gibi, bir dirim öncüsü, toplum militanı gibi… Sokakta, meydanda, vapurda olabilecek şiirler elbette var. Sloganından hoşlanmama rağmen  şiiri yalnızken, bir odada okumayı  seviyorum. Şiir sokakta sözü, bence insanları  şiire kışkırtmak için bulunmuş güzel bir ses. Bu güzelliğine rağmen pek etkili olamayışı da bize yukarıdaki alt yapı ve üst yapı sorunlarını yeniden anımsatsa da, ayrıca soruşturulmalı derim.

10 - Toplumsal vitrinin görünüş ve eda gibi geleneksel parçalara ayrılmış olmasından şiir çekmişse ne çekmiştir?

10 - Nevruz Uğur:

Nereden buluyorsunuz bu tür soruları arkadaş?  Sosyolojiden, psikolojiden  edebiyat piyasasından, şiir üstünden benliğin gösterisine  geçmek, orada gözlemler yapmak kolay mı. Acilen bir şeyler yazacaksak bile okumaya değer yeni gözlemler, araştırmalar, okumalar olmalı. Şair, şiiriyle toplumsal vitrinde, yine toplumsal bir varlık olarak sanatçı bir “eda” kibir ile durmaktadır. Bu onun sürekli ruh halinin dışavurumudur, ritmidir. Bu “edayı”, bu duruşu, bu masum  kibri hak etmek diye bir düzey de olmalı şairde elbet.  Şairlik, sanatçılık her engele, olumsuzluğa rağmen  başka bir biçimde var olma uğraşıdır. Bu, yukarıda sözünü ettiğimiz edebiyatın toplumsallığındaki iyicil ya da kötücül olguların yaratıcı konuma taşınmasıyla ilgili gibi. İşin olumsuz yanı da var. Gereğinden fazla övülme, şiir heveslileri ve medya tarafından şişirilmesi; şairin dostları tarafından olduğundan daha büyük gösterilerek abartılması.  Açıkçası, dilim varmıyor ama, belirleyicilerinin dekore ettiği, şiirden çok toplumsal vitrindeki verilen yeri benimseme hafifliği. Böylesi bir  “eda”nın, görünüşün geleneği var mıdır. Evet vardır. Şiirin, şairlerin  tarihi büyük edalıların  birbirini hicvetmesi, birbiriyle kavga etmesiyle ilgili yazılı belgelerle doludur. Ben daha iyi yazıyorum edası, benlik sunumu, kişilik gösterisi ya da kişilik düşüklüğü  işleri  devlete ve tarikata, tekkeye şikayete kadar götürmüştür. Olay yakın tarihimizde daha şenlikli bir hal almıştır. Şimdilerde de “görünüş ve eda” şairleri kutuplaştırırken  şiiri de ötelemeye, yok saymaya götürüyor. Sorun tüm  zamanlarda süreceğe de benzer.

10 Ocak, Pazar, 2021 / Sadabad / İstanbul

Hazırlayan: Fuat Çiftçi / Seçkin  Zengin