OSMAN TUĞLU İLE ESKİ SESLER MÜZESİ ÜZERİNE


Şimdiye kadar hep çevirilerini okumuştum Osman Tuğlu’nun. Hatta kendisi ile yakın zamanda çıkan iki şiir çevirisi kitabı üzerine bir söyleşi de gerçekleştirmiştik. Şiirde yazdığını biliyordum ama şimdiye kadar şiirlerini okuma fırsatım olmamıştı. Derken Eski Sesler Müzesi adlı kitap, okuma listeme girdi. Alışılmış 4 formalık şiir kitaplarına göre 148 sayfalık ağır bir eserdi. Buradaki ağırlık sadece hacmen değildi. Bilirsiniz, özellikle İkinci Yeni sonrası ortaya çıkan ve birbirinin akrabası dizeler vardır. Açıkçası bu dizelerden oluşmuş şiirler bekliyordum Tuğlu’dan. Yanılmışım. Coğrafyamızda zamanında sık kullanılmış klasik nazım şekillerinin hemen her birinin denendiği bir kitapla karşılaştım. Hem de bu şekillerin dille günümüze uyarlandığı fark ettim. Şiirdeki ritmi duydum. Buradan hareketle Tuğlu ile yeni bir söyleşi gerçekleştirmek istedim.

HAKAN UNUTMAZ:Geçmişinizi sormayacağım, zaten sormuştum diye hatırlıyorum. Merak eden de ya kitaptan ya da küçük bir sosyal araştırma ile hakkınızdaki bilgilere ulaşabilir. Benim daha çok merak ettiğim şiirlerinizdeki ses benzerlikleri, redif-kafiye dokusu. Serbest şiirin dört yanı sardığı bu zamanda eski nazım şekillerini tekrar denemek bir risk değil mi?

OSMAN TUĞLU:

Yalnız bu kitabımda değil daha önce Kabalcı Yayınevi tarafından “Konuştum, bilip de susan dilsiz şeytandır’’ alt başlığı ile yayımlanmış Şiirler kitabımda da bizden ve Batılı eski şiir biçimlerini kullandım. Bu risk almaktanda öte bir tutum, bu neredeyse bir intihar. Birinci yenilerin, ikinci yenilerin, onların takibi daha nice eskimeyen yenilerin birbirine karıştığı vehmine kapıldığım zamanlarımda ben cesedimi köyümün yağmurlarıyla yıkasınlar ve eski bir ören yerine gömsünler diyerek geri çekiliyor ve böyle Üçüncü Eski şiirler yazıyorum. J

HAKAN UNUTMAZ: Ciddi bir ata kültü var şiirlerde. Genelde Türk mitolojisi işlenmiş. Bolca da fabla yakın (mesela Bir Tunguz Mançu Masalı hemen gözüme çarptı), eğlendirirken öğütleyen şiirler… Okuyanların tepkisi nasıl oldu? Biliyorsunuz, genelde ırksal malzemeler kullanılınca hemen faşistlikle, kafatasçılıkla yaftalayan bir kesim vardır. Türk, Kürt, Pomak vs. onlara göre fark etmez. En ufak bir çağrışım bile yasaktır. Ben bu konuda cesaretinizden ötürü sizi tebrik etmek istiyorum. Peki, siz ne düşünüyorsunuz? Kültürü anlatmak Faşizm midir?

OSMAN TUĞLU:

Ben halkların eşitliğine ve kardeşliğine inanıyorum.

Bir ulus adından yola çıkarak değil, halen bedenen veya içsel olarak yaşadığım ve genlerimin toplanıp geldiği genişliğine ve derinliğine uzanan bir coğrafyada var olan benliğimi geçmişiyle ve bugünüyle birlikte algılamaya çalışıyorum. Bu coğrafyanın bir ucu da derin Asya’ya uzanıyor, bu nedenle Tunguz masallarıyla da Başkurt söylenceleriyle de ilgileniyorum, onları ruhumda uyandırıyorum, yeniden üretiyorum. 

İlk kitabım Cenan ile Mecnun 2006’da basıldı ve bu kitabın bir bölümünün adı Hattuşaş Şiirleri, bir başka bölümünün adı Tuşba’ya Gece Yolculuğu’ydu. O şiirlerde, Urartulu bir Melek rehberliğinde kendi içimde yaptığım yolculuklarda kendimi daha iyi anlamak için ne kadar Hititli, ne kadar Urartulu, ne kadar Het oğlu, ne kadar Med oğlu olduğuma dair sorularıma cevap arayışımı şiirleştirdim. Mesela antik Mezopotamya’da ve antik Mısır’da da çağdaş bir sufi olup tayyı zaman ettim. Bunların siyasi bir karşılığı yoktur, sadece varoluşumun bir boyutuna ilişkin bir bilinç edinme çabasıdır.

HAKAN UNUTMAZ:Tıp üzerine eğitim aldığınızı biliyorum. Buradan yola çıkarak da lisede ve üniversitede edebiyat eğitimini pek almadığınızı, alamadığını varsayıyorum. Oysa bu kitabı okuyan kişi sizin ciddi bir edebî birikiminiz olduğunu eminim fark edecektir. Son günlerde Orhan Pamuk’un da birkaç cümlesi ile harlanan bir sorumuz var: Lise veya üniversitede verilen edebiyat dersleri şaire, yazara ne kadar katkı sağlar? Ben de benzer bir branş öğretmeni olduğum için görüşleri merak ediyorum doğrusu. Ortaokuldaki Türkçe derslerinde ya da lise birinci sınıftaki edebiyat derslerinde anlatılanlar yazın hayatınıza ne kadar katkı sağladı?

OSMAN TUĞLU:

Kabataş Erkek Lisesinde okudum ve çok yetkin edebiyat öğretmenlerim oldu. Gözde Halazaoğlu ve kendi de bir şair olan Oktay Tuncer. Onlardan çok yararlandım. Lise birinci sınıfta zor olmayan aruz kalıplarını dinlerken saptayabilecek derecede edebiyat bilgisi edindim. Işıklar içinde uyusunlar. Ayrıca okulumuzun mükemmel bir kütüphanesi vardı. Edebiyata tutkun, parasız yatılı bir çocuk için bulunmaz bir hazineydi orası. O yıllarda, ağabeyim bir süreliğine İ. Ü. Edebiyat Fakültesinde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Onun ders kitaplarını da kendi dersimmiş gibi okurdum. Bu okulun ders kitaplarını daha sonra elimden geldiğince, orada okuyan arkadaşlarım aracılığıyla edinip izlemeyi sürdürdüm.

HAKAN UNUTMAZ:Eğitimim gereği Dede Korkut Hikâyeleri üzerine çok çalıştım. Çoğu hocam, bahsedilen teraziye (Dedem Korkut bir yana diğer tüm eserler bir yana) göre hareket ediyordu. Tabii uzun süre ben de bu hareketin etkisinde kaldım. Hatta yeni bir nüshanın bulunduğu haberi çıkınca sanki Kutsal Kâse bulunmuş gibi heyecanlandığımı hatırlıyorum. Eski Sesler Müzesi’nin de büyük bölümü Dede Korkut’a ayrılmış. Daha doğrusu hikâyeler, tarafınızdan yeni bir yazımla şiirleştirilmiş. Siz bu terazi görüşüne katılıyor musunuz? Dede Korkut Hikâyeleri edebî açıdan sizin için ne kadar önemli?

OSMAN TUĞLU:

Dede Korkut Hikâyeleri çok önemli, çok değerli. 1969’da Bin Temel Eser serisinde MEB tarafından basılan, Muharrem Ergin’in hazırladığı kitap okuduğum ilk Dede Korkut kitabı oldu. 1975’te Erdal Öz sadeleştirip bastı. Erdal Öz’ün bu kitabı seçişi bu kitabın değerinin anlaşılmasında çok önemlidir. O kitabın sağı solu yoktur, ortak değerimizdir. O, bunca yol aldıktan sonra bile, her yaştan okuyanı biz ne güzel insanlarmışız, ne güzel bir dilimiz varmış şaşkınlığına düşürmeyi hâlâ başarabiliyor. 

HAKAN UNUTMAZ:Günümüz şiirine bakış açınızı da merak ediyorum. Hatta eski nazım şekillerini kullanan bir şairden günümüzde yazılan şiiri nasıl değerlendirdiğini öğrenmek istiyorum. Kimleri okuyorsunuz mesela, kimleri beğeniyorsunuz?

OSMAN TUĞLU: Kim yazarsa, nerede şiir varsa okumaya çalışırım, okurum. Hepsini severim, haddim olmayarak takdir ederim. İnsanı aldatma, yoldan çıkarma, vaktini çalma oyuncaklarının bunca çoğaldığı bir çağda şair dizini kırıp şiir yazıyor. Ne yazıyorsa başımız gözümüz üstüne. Ama şiirde ses kadar tez de ararım. O varsa daha bir beğenime yakındır. 

HAKAN UNUTMAZ:Son olarak yine çeviri şiire dönelim. Osman Tuğlu çevirisi ile okuyacağımız yeni eserler var mı? Varsa bunlar zaman olarak ne kadar yakınlıkta?

OSMAN TUĞLU: Yakında Heinrich Heine’den yaptığım Liedler Kitabı çıktı. Yine Prof. Dr. Mine Yazıcı Hocam ile birlikte kotardığımız Colerdige kitabı çıktı, bu kitapta Türkçeye ilk kez çevrilen Christabel de yer alıyor. Lorca’nın 6 kitabını içeren Dört Yol Ağzında adındaki kitabım da baskıda. Yine Rilke’nin Yeni Şiirleri’ne çalışıyorum. Emily Dickinson’dan seçtiğim sadece cinsellik temalı şiirleri bir dosya haline getiriyorum. Şiir bir iptila. Ölmeden bitmez.

Benzer Yazılar