ŞİİRDE DİYALEKTİK BÜTÜNLÜK


Gelmiş geçmiş şairlere karşı alabildiğine duyarsız kalarak şiir yazmaya çalışmanın nasıl bir şey olduğunu hiç anlamadım / anlamıyorum.

Şiir, büyük şiirler yazmış öncü şairlerden öğrenilir. O şairlerin şiirde yaptıkları özümlendikten sonra kendini hazır hissedebilir insan.

Doğru, geleneksiz de şiir yazılabilir ama bu, kolay bir şey değildir. Bu yolu seçenlerin başarılı olduğu da görülmemiştir.

Bu yargımı geçersiz kılmak isteyenlerin usuna Nâzım Hikmet, Orhan Veli, İkinciyeniciler gelebilir ama bu yanılgı olur. Çünkü onlar geleneği var saymış, özümlemişlerdir. Taklit etmemiş, dönüştürmüşlerdir. İçeriği değiştirerek işe koyulmuşlardır. Sonra bu içeriği somutlaştıracak şiir dilinin, biçiminin, biçeminin peşine düşmüşlerdir. Bu da, kendilerinden önce yazılan şiirler karşısında seçenek olan şiir yazmalarını sağlamıştır. Şiirin gelişim süreci böyle bir şeydir.

Her zaman yapılabilir onların yaptığı. Çünkü hayat aralıksız yeni konular, yeni sorunlar koyuyor şairin önüne. Belirleyici olan o konuları, o sorunları fark etmektir öncelikle. Sonra gereksinilen şiir dilini, biçimini, biçemini bulabilmektir. Şiirin yeni bir gerçeklik olarak somutlaşması, böyle yapılmasına bağlıdır. Bu kavranmayınca, bunun gereği yapılmayınca bazan konu, bazan biçim ve biçem öne çıkıyor. Bunların diyalektik bütünlüğü sağlanamayınca da oluşturulan metnin şiir değeri olmuyor. Yani birbirleriyle örtüşmeyen konu, biçim, biçem var, şiir yok.

Benzer Yazılar