METİN FINDIKÇI'NIN ŞİİRİ


1961 doğumlu Metin Fındıkçı’nın 31 yaşındayken 1991'de yayımlanan ilk şiir kitabı Harabeler adını taşıyor ve kitapta Harabeler I, Harabeler II, Harabeler III... diye sıralanmış 13 şiir bulunuyor.

Kitapta neyin yıkıntı ya da kalıntılarından söz edildiğini hemen çözmek kolay değil. Arkeolog adı geçse bile harabeler bildik anlamından farklı anlamlarda, değilse simgesel özel değer yüklenerek kullanılıyor sanki.

Bu arada iki ayrı şiirde de "deniz dibi harabeleri" (s. 27 ve 37) ifadesi geçiyor.

Kitabın sonundaki vurgulu kapanış bölümünde geçen "duru suyunuzda yıkadım bu harabeleri" (s. 44) dizesiyse adeta şiirleri ifade ediyor.

Ağırlıklı olarak bu ilk kitapta toplumsal sorunların yanı sıra bireysel sorunların şairdeki yansımaları dile getiriliyor gibi. 1980'ler sonuyla '90'lar başının hâli pür melalimizin içsel resmi diyelim ya da.

*

Şairin 1996’da yayımlanan ve annesine adadığı ikinci kitap Ve Kalbim Sular Altında’da 36 şiir bulunuyor. Bu kitapta toplumsallık daha kenarda, ağırlıklı olarak içsel durumlar söz konusu. Biraz İstanbul – Ankara – Side arasında varoluş, hayat, aşk konularını sorgulayan bireyin şiirleri sanki daha çok.

Kitabın adı da Mavi Kuyu şiirindeki şu dizelerden geliyor: “Bir bakmışsın / Zaman akmış ve / Kalbim sular altında” (s. 83).

Aynı şiirde bu dizelerden biraz önce de , “Kalbim, terk edilmiş şehrin deniz feneri.” dizesi vardır. Şiir kişisinin deniz feneri yerine koyduğu kalbidir, sular altında kalmış olan, demek ki. Boğulmayı, boğularak yok olmayı, denebilirse ölmeyi, ölümü ifade ediyor gibi kitabın adı böylece.

Deniz feneri imgesi, bu dizelerin geçtiği şiiri izleyen sayfadaki Pasajın Kıyısında Beklet Ölümü şiirinde de devam ediyor: “Kim söndürecek bu deniz fenerini / Tutunamadı yüzünde ne ben ne deniz” (s. 84) şeklinde.

Bu iki şiirden önce gelen Kullanılmış Eski Bir Ölüm İçin şiirinde de, “Suyu aldınız yüzümden / Bu yaban otlarını bıraktınız / Gülü boğan kalbimde” (s. 75) dizeleri görülüyor.

Kitapta Kavafis’e açık, Yahya Kemal ile Kafka’ya yarı gizli göndermeler (atıf ve imalar) söz konusu.

Toplumsal konulara değinen dizeyse şu: “Odamıza astığımız Madımak / Behçet aysan’ı, metin altıok’u” (s. 65)…

İki de içimizi açacak dize alıntısı yaparak ayrılalım kitaptan:

Gülün içinden damlayan son damlasıydın suyun” (s. 73),

 “Sabah kavun çekirdeği kokusuyla açar” (s. 100).

*

2001’de yayımlanan 3. kitap Karanfil Mesafesi’nde, şiir başlıklarıyla bölüm başlıklarını karıştırmayıp doğru sayabildiysem 33 şiir var. Kitabın adı beş sayfaya yayılan Söylemeyeceğim Adını şiirinden geçiyor (s. 185-189) dört kez: “Karanfil mesafesiydi ruhun”, “Ve karanfil mesafesini yürüdüm.”, iki kez de, “Ve karanfil mesafesini kat ettim.” dizeleriyle.

İmkânsız bir aşka ulaşma çabasını mı anlatıyor bu ifade, ya da tam tersi vuslatı mı, anlamak zor. Sonu ayrılıkla bitmiş bir aşk ama. Ayrılık da bildik bir ayrılık mı, ölüm mü söz konusu, pek belli değil.

Ölüm ve aşk aranışı kitabın önde gelen temaları gibi. “Kabuklu bir böceğin / Düşmesidir bir su bardağına: ölüm.” (s. 110).

İlk kitaptan gelen “harabeler” ve “arkeolog” da belirip kayboluyor zaman zaman şiirlerde.

Arka planda toplumsal acıların izdüşümleri de seziliyor yer yer.

Taze kesilmiş ağaç kokan pencereden /  ilk bakan bendim, taş duvarlar arasında / Yaşamı bulan avluya. (s. 114) dizelerini okuyarak geçiyorum kitabı.

*

Metin Fındıkçı’nın 4. şiir kitabı 2006’da yayımlanan Çölden Hırka. (Bazı kaynaklarda 4. kitap olarak “Unutulan” adı geçse de, Unutulan ilk üç kitaptan seçme şiirlerin derlendiği bir kitap.) Çölden Hırka kitabı şairin ilk kez bölümlemeye gittiği şiir kitabı. Mekânlar bölümünde 20, Çarşılar’da 17, Levhalar’da 2 olmak üzere toplam 39 şiir. Her bölümün birinci şiiri Sonat adını taşıyor: Sonat I, Sonat II, Sonat III.

Sonat, bir ya da iki çalgı için bestelenen, piyano, keman, viyolonsel gibi müzik aletleriyle çalınan, insan sesinin işe karışmadığı, üç ya da dört bölümlü müzik eseri.

Kitabın adı, ilk ve sekizinci şiirde olmak üzere, iki kez geçiyor. Sonat I’in şiir kişisi, vazosuna sevgilisinin bıraktığı mimozalar uyanmasın diye, giyindiği “çölden hırka”sını iliklemeden, parmak uçlarına basarak çıkmıştır odadan (s. 201).

Diğeri de, Cenin’e Mekân şiirinin bitiş ikiliğinde şöyle geçiyor: “Ey ateş giyinmiş renklerin doğu sureti, miras kalmayacak / çölden hırkan   /…/ ne bokim ne de aksa’ya.” (s. 213)

Aksa, Arapçada “uzak, en uzak” demek ve burada kastedilen Kudüste’ki Mescid-i Aksa’dır: Müslümanların ilk kıblesi. “Aksa” denmesinin sebebi de Mekke’ye uzaklığı. Bokim de Ürdün’de İbranilerce kutsal kabul edilen ve İncil’de Hakimler Kitabında adı geçen bir yer.

Metin Fındıkçı, Mardin’de doğmuş Arap kökenli, anadili Arapça bir arkadaşımız. Arap şiirinden yaptığı çevirilerle de biliniyor ülkemizde.

Kitapta adı anılan tek şair 10. yy’da yaşamış büyük Arap (Irak) şairi El Mütenebbi (s. 251).

Bu kitapta yer alan şiirlerde, şairimizin doğduğu bölge olduğu gibi ülke dışındaki Arapça konuşulan yerlerden de izlenimler bulunmakta. Her ne kadar yine ağırlıklı tema aşk olsa da.

*

2008’de yayımlanan 5. şiir kitabı Katran’da 4 bölüm halinde sunulmuş 29 şiir yer alıyor. Bir tür Mezopotamya, hatta Mısır ve Sudan’a uzanan tarihsel coğrafyadan yansıyan şiirler bunlar. Aşklar, çokluk tensel, şehevi aşklar, ayrılıklar, ölümler, acılar. Geçmişte şairin doğum yeri Mardin’de de hüküm sürmüş Mezopotamya uygarlıklarından Sümerler, Akatlar, Babiller, Asurlulara göndermelerle.

Metin Fındıkçı Tahta Çit şiirini  (s. 330-332), kendisi gibi şair ve şiir çevirmeni olan Cevat Çapan’a adıyor; Ahmet’in Narr Akşamı şiirinde de, “Ah Ahmet abim benim” dizesini de alıntılayarak Edip Cansever’i anlatıyor (s. 333-336).

Babil’in Ahşap Yangını şiirinin başında G. G. Marquez’den “Bu durum tıpkı kan lekesi gibi yayılıp üstümüzü örtüyor.” alıntısı var. Kuyu şiirini, Memet Baydur’un “Kulaklarını o serin yosun kokulu boşluğa yaslayarak Aşkımı dinledi.” cümlesiyle bitirip, sonuna da  “Memet Baydur. ‘Kuyu’ hikâyesinden esinlenerek.” notunu düşüyor.

Bu kitap dolayısıyla iki de güzel şarkı dinledim, bu arada: Biri, Pakistanlı şarkıcı Zarsanga’nın söylediği “Ro Ro Keda” şarkısı (s. 323). Ki böylelikle ilk kez Afganların ve Pakistan’ın bir kesiminin dili olan Peştuca bir şarkı dinlemiş oldum. Diğeri de benim de biraz aşinası olduğum Fransızca bir şarkı; Edith Piaf’tan dünyanın neredeyse yarısının dinlediğini sandığım, “La Vie en rose” (s. 339-340).

Kitabın adı, Katran ve Sürme (s. 280-282) şiirinde geçiyor.

Ardıç, çam, servi gibi özel reçineli ağaçların özsularından –daha çok yakılarak– elde edilen siyah, çamur kıvamlı, akmaz, bir tür sıvı olan katran, halk veterinerliği ve halk hekimliğinde ilaç yerine kullanıldığı gibi, ahşap yüzeyleri korumada da kullanılır.  Şairimizse katranı bir tür mürekkep gibi kullanmak istiyor: “Biriken katrandan kalemlerle yazarım / Külden kâğıtların üstüne / Bedeninde gezdirdiğin zamanı.” Ve ölümün “kadran”ına “Katranla tarih düşerim” diyor …

*

2009’da yayımlanan 6. kitap Sen İçerde Uyurken’de 12 şiir bulunuyor. Mitoloji ve tarih ile günümüz arasında gelgitler, Mezopotamya ve Ortadoğu’yla Kuzey Afrika yolculukları bu kitapta da sürüyor.

Akad tanrıçası İştar, Yunan tanrıçası Artemis,  Mısır kraliçesi Nefertiti, mitolojik kahramanlar Enkidu, Herakles, Prometheus, Helene, Babil imparatorluğu,  tarihi dillerden Aramca, günümüz Anadolu’sundan Madımak yangını (s. 358) göze çarpan özel ya da özellikli adlar.

Bu arada Kasvet şiirinin başında Âşık Şemi’den bir alıntı var: “Ben beni bilmem neyim / Söyleyen kim söyleten kim / Söyle aşk nedir?” şeklinde. Fakat kitapta bu ad Şair Semi diye yazılı. Âşık’a Şair denmesi pek sorun değil tabii, ama Şemi’nin hem kitabın bağımsız ilk baskısında, hem de toplu şiirler Sessiz içinde Semi olarak yazılması (s. 22 ve 362) hoş değil bence: Bir “Şair Semi”yi araştırın, kaynak bulabilecek misiniz; bir de “Âşık Şemi”yi araştırın, ne kadar kaynak, bilgi bulacaksınız. Evet şiirde sözcükler de, bazen harfler de çok önemli bence. Dikkat edilmeli.

Gülün Kokusu şiirinden hoş bir parça aktarmak istiyorum −köşeli parantez içindeki n’yi de mecburen ben ekliyorum: RD:

 

her gece ayı gülün giysileri altında aramaya çıkmalısın

rüzgâr sana yol göstermeli kuytu bir bahçenin asmasını

okşarken, suyun dibinde kayıp yüzünü görmelisin

şavkı budur demelisi[n], eğilip

bir avuç su içerken (s. 28 ve 377)

 

*

2010’da yayımlanan 7. kitap Sardunyanın Kehribar Zamanı’nda 11 şiir yer alıyor. İlkinde 4, ikincisinde 7 şiir bulunan iki bölümlük bir kitap. İlk bölümün başında Yunanlıların ünlü şairi Yannis Ritsos’tan, ikinci bölümün başında Arjantinli şair Juan Gelman’dan dizeler var.

Fakat bu kitap gizlice Turgut Uyar’a adanmış gibidir aslında. Birkaç yerde birden ona göndermeler var. Hatta ilk göndermesi çok ilginç, Metin Fındıkçı, adını açıkça anmasa da, Turgut Uyar’dan “kılavuzum olan bir şair” diye söz ediyor: “birden kılavuzum olan bir şairin dediğini anımsıyorum ‘herkesin içinde yürekle buluştuğu bir yerdi’” (s. 388): Söylemeye gerek varsa, anılan dize Turgut Uyar’ın.

Beklenen Akşama şiirinin başlığından sonra yıldız işareti koyup sonunda “* Turgut Uyar’ın herhangi bir şiirindeki kaf       iye sesini duyarak.” açıklamasını yapıyor (s. 391-393), sevgili Metin.

Bir başka gönderme de şöyle: “ve ‘bütün mümkünlerin kıyısında’”. Buradaki dize de Turgut Uyar’ın.

Ve son gönderme de “kılavuz” şairin adı Nâzım ve Edip Cansever’le birlikte şöyle geçiyor:

Nâzım’dan sonra, Turgut’la konuşacağım / Ruhi beyle oturup şarap içeceğim” (s. 415).

Bu alıntıdaki Ruhi beyden kasıt da, Edip Cansever.  Sevgili Fındıkçı daha önce de 5. kitabı Katran’da Edip Cansever’i onun ünlü şiir kahramanı “Ahmet ağbi”yle anmıştı, değindiğimiz üzere; burada da Cansever’in daha ünlü şiir kişisi Ruhi bey’den söz ediyor: Bir anlamda kahramanlarını şairinin yerine koyuyor.

İki de ressam da adı geçiyor kitapta: Meyhane tablolarından dolayı Fikret Mualla ile Fas-Marakeş’te kurduğu ünlü bahçesi dolayısıyla Jacques Majorelle.

Ağırlıklı tema için cinsel çağrışım yüklü aşk şiirleri diyebiliriz; yanı sıra, özlem, ayrılık: “bir çölden geçer gibi / soluk soluğa geçtik birbirimizin bedenlerinden” (s. 395).

İki de farklı dize:

bırak gece gelecek rüzgârı bekleyen yaprak yığını kalayım” (s. 385), “zamanın kısa kızıl saçları gibi yürürken sen” (s. 408).

Kitaba adını veren “sardunyanın kehribar zamanında” dizesi, içinde yer aldığı Çello şiiriyle birlikte sonradan 9. kitap Taşa Masal’a (s. 572) taşınsa da, burada da “sardunyanın toprağa tutunan zayıf bedeni” (s. 413) ve “sardunyanın keskin hançeri” ifadeleri bulunuyor.

*

2013’te yayımlanan 8. kitap Gülün Koynuna Düşen’in 5’te dördü galiba ilk bölümü oluşturuyor ve başında Metin Altıok’tan bir dize var (s. 420). Sonlara doğru 2. bölümün başladığını sandığım boş bir sayfada da Turgut Uyar’dan bir ikilik (s. 488), en sonda da 24 kısa bölümlü bir şiirden oluşma −sanırım− 3. bölüm bulunuyor, buradaki tanımlık da Adonis’ten ikilik (beyit).

Yukarıda anılan şairler dışında, Nâzım, İranlı Füruğ, Iraklı Nazik El Melaike, yine kadim Iraklı El Mütenebbi, Şekspir, Homeros, Behçet Aysan'ın; yazar olarak Edward Said, Demir Özlü, İbni Arabi'nin adları anılıyor.

Nâzım, Turgut gibi özel adlar büyük harfle başlarken “metin gibi, behçet gibi” ifadesinde görüldüğü üzere (s. 477) Metin Altıok ve Behçet Aysan’ın adlarının küçük harfle başlaması tuhaf. Şiirlerde özel adlar, insan adları ille de büyük harfle başlamalı, demek istemiyorum. Genelinin büyük harfle yazılıp bazılarının küçük harfle yazılmasını yadırgıyorum.

Kitabı içerik açısından özetlemem gerekirse, “boşaltılmış köyler”den, Uludere – Roboski katliamına, ülkemizin maalesef bir türlü çözülemeyen Doğu ya da Kürt sorununun yansımalarına, Batı Sahra gözlemlerine uzanan bir atmosfer söz konusu.

*

2016’da yayımlanan 9. kitap Taşa Masal'da 4 bölüm halinde sunulmuş 35 şiir bulunuyor.

5 şiirli 1. bölüm Aralık’ın başında Filistinli şair Mahmut Derviş’ten “Kendi gözlerini arıyor masal harabelerde” (s. 516) dizesi var; 22 şiirli 2. bölüm Taşın Defteri’nde tanımlık yok; 7 şiirli 3. bölüm –kitabın da adı olan– Taşa Masal’ın başında da Turgut Uyar’dan “Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, …” (s. 574) sözleri (sözleri diyorum; çünkü dizenin tamamı değil) yer alıyor.

“Harabeler” Metin Fındıkçı'nın ilk kitabına da ad olan ve toplu şiirler boyunca gündemden büsbütün düşmeyen bir sözcük. Burada Mahmut Derviş’in dizesinden gelen “harabeler” ile Turgut Uyar’ın “ölüler”i, bu iki çoğul sözcük, kitabın ana atmosferinin anahtarları gibi. Tarihten günümüze “ırmaklar arasındaki (Dicle ile Fırat) ülke”de: Mezopotamya’da yaşananların: hırgürün, darbelerin, savaşların, ölümlerin, yıkımların hikâyesi. Ve tabii bir bölümü Mezopotamya üzerinde kurulu ülkemizdeki acılar: Şairimiz 11 yaşındayken Deniz Geçmiş ve arkadaşlarının asılmaları (1972), Sivas Yangını (1993), Gezi olayları ve burada 15 yaşındaki bir çocuğun öldürülmesi (2013).

Bu arada şairimizin adı Metin, Arapça aracılığıyla, Akadca ya da onun lehçesi Asurca’dan gelmekte.

Aralık şiirinde geçen “…gökyüzünün / Bir gözünden Dicle / Bir gözünden Fırat akardı” (s. 528) dizeleri mitolojik tarihsel bir efsaneye gönderme konumunda: Bâbil’in yaratılış destanı Enuma Eliş’te, Bâbil’in baş tanrısı Marduk’un, “Fırat ve Dicle’yi”, iktidar savaşında alt ettiği, tuzlu sular tanrıçası Tiamat’ın “iki gözünden” “akıttığı” yazılıdır (Bâbil’in Yaratılış Destanı -Enuma Eliş-, Bâbilce aslından çevirenler: Selim F. Adalı - Ali T. Görgü, s. 41).

Kitabın 4. ve son bölümü Önsöz adını taşıyor ve bölümle aynı adı taşıyan 20 sayfalık uzunca şiir, gerek bu kitabın, gerek toplu şiirler Sessiz’in bir tür sondeyiş’i (proloğu) konumunda. Sevgili Metin Fındıkçı, yine Mahmut Derviş’in “şiirimin / son dizesini yazmaktan korkuyorum!” dizelerinden hareketle şöyle bitiriyor kitabı:

 

bunu anladım:

derviş’in yazmaktan korktuğu son dize

asla yazılmayacak! (s. 608)

 

Son dize, sonramızı, ölümü olduğu gibi, bizden öncesini de içeren hayattır ve onun sertliğini yumuşatıp yaşanılır kılmaya çalışan sanattır, edebiyattır, şiirdir, belki bunların özü, değilse özetidir, şimdilerde biraz hâlâ kitaptır belki de. Yeni şiir kitaplarında buluşup konuşmak üzere…

 

 

Metin Fındıkçı’nın Toplu Şiirler kitabı Sessiz’i (Klaros Yayınları, Ankara, Mart 2019, 636 s.)  oluşturan şiir kitapları

Harabeler, Yazılı Günler Yayınları, İstanbul, 1992

Ve Kalbim Sular Altında, Yazılı Günler Yayınları, İstanbul, 1996

Karanfil Mesafesi, Avesta Yayınları, İstanbul, 2001, 94 s.

Çölden Hırka, Şiirden Yayınları, İstanbul 2006

Katran, Artshop Yayınları, İstanbul, 2008

Sen İçerde Uyurken, Artshop Yayınları, İstanbul, 2009, 48 s.

Sardunyanın Kehribar Zamanı, Artshop Yayınları, İstanbul, 2010

Gülün Koynuna Düşen, Serendip Yayınları, İstanbul, 2013, 112 s.

Taşa Masal, Artshop Yayınları, İstanbul, 2016, 96 s. ////

 

 

(Akatalpa, Ekim 2020, Sayı 250)