Çığlıklar Senfonisi-Nefret Sütü-Burcu Yalkın


            Duyum eşiği öylesine geniş bir aralıkta ki; yaprağın, dalganın, doğum ve ölüm anının çığlığını duyuyor. Nesneler nasıl boşluğu anlatmanın kilidi olur? O anahtar şiirin içinde nasıl döner?Bu kitap bir çığlıklar senfonisinden doğuyor.

"Edvard Munch gökyüzünün çığlık attığını işitti.Gökyüzü çığlık attığında, alacakaranlık başlayalı bayağı olmuştu ama güneş ufuktan yükselen ateş dillerinde hâlâ direniyordu.Munch bu çığlığın resmini yaptı.

Bugün tablosunu gören herkes kulaklarını tıkıyor.Yeni yüzyıl çığlık atarak doğuyordu."Aynalar: Neredeyse Evrensel Bir Tarih, Eduardo Galeano

            "Şiirimde karşılaşacağınız benlere selam olsun." diyerek başlıyor Burcu Yalkın.En başından kitabında  Munch'ın çığlık tablosunun içinde yolculuğa çıkacağımızın işaretini veriyor.

"annem sen gittikten sonra

kimse bana kırılacak bir eşya gibi dokunmadı

......

annem sen gittikten sonra

şu dünyada eklenti gibi kaldım

beni bütünleyen sen yoksun ya

öyle tuhaf öyle şekilsizim"(Eklentilerin tuhaf şekilsizliği sayfa 15)

            Her kadının annesinin hayatını giğindiği günler vardır.Yıllar vardır hatta.Onun hayatından edindiği bilgiyle iki insan kadar yaşamış görmüş geçirmiş olur.Tamda onun baktığı noktada ve dilde onun gibi konuşarak hayıflanırken yakalıyor insan kendini.Annesine ithaf ettiği kitabını ona duyduğu sevgiyle kutsuyor.İnsan hangi yaşa gelirse gelsin üzerine koruyucu bir pelerin olan annesinin sesine şefkatine nasıl ihtiyacı olduğunu çocuksu bir perspektifle pekiştiriyor.

"neden insanların dilini bilmiyorum tanrım dediği İçe çöküş şiirinde (sayfa 19-21)

burada yoksullar ,burada kimsesizler

burada arayıp sorulmayanlar

burada herkesin gövdesine bıçak

yarılıp yarılıp yeniden doğuma kucak açmak

seveceğim seni

sevişmeden,kırıp dökmeden,dökülmeden

dokunurum dokunmak istediğin o şefkat dağlarına

bırak bırak kendini,korkma

korkunun saçlarını sıfıra vurdum"

            Yaralarına dışarıdan yayılan zehre insandan uzaklaşarak merhem arıyor. Yaşamın heteronormatif kalıplarına, adalet terazisine ,delilik ve hiçlik arasındaki gitgellere şiirinde yarattığı atmosferle değiniyor.Detaylarla insanlığın  kendinden nasıl uzaklaştığını, acımasızlaştığını, körleştiğini anlatıyor.

"İnsanı “olduğu gibi” sunmak isteseydim eğer, öylesine şaşırtıcı bir çizgi karmaşası kullanmak zorunda kalacaktım ki, saf öğesel anlatım imkânsız olacaktı."Modern Sanat Üzerine, Paul Klee.

Tam da bu yüzden saf ögesel anlatım için günden, mekândan ve objelerin anını  iyi yaklamaktan yapıyor şiirini.

"Ve sonunda terazi dengeye gelene kadar bir tarafa bir bu tarafa ilaveler yapmayı sürdürür."Modern Sanat Üzerine, Paul Klee "diye devam eder Klee.

            Adaletin ve hayatın terazisinde dengeyi şiiriyle kurma çabasına girişir.Burcu'nun şiiri eksperesyonist bir şiir.Nesnelerin diliyle okuru üçüncü boyuta konumlandırarak çağrışımları çoğaltarak cevap veriyor.Bu yüzden yer yer kübist ve sürrealist. Çığlık tablosuyla yola çıksak da Paul Klee nin birçok akımdan etkilenen ve etkileyen yapısı bu şiire daha çok oturuyor.Ve tabiiki isyankar, hatta bazı dizeler şaşırtıcı derecede arabesk.

umarsızlık toprağı

ölü salyangozlara yuvadır...

....

dudağında intihar eden

balinaların sessiz çığlığı

...

bir manav tezgahındaki portakal gibi

kokusu sade kokusu kaldı

...

sabahın kör karanlığında

çamura düşen kum kadın eriyor

her kum tanesinde binlerce çığlık

..

Bilinmeden, anlatmadan ölmek acı veriyor, Beklerken bilgeleşmek acı veriyor.Bilgeleşmek yalnızlaşmak demek çünkü. Uzaklaşmak boşluğun kucağında.Ölümün yaşayan yanlarını aramak karanlıkta. Bu boşluğu anlatmanın dilini olaylardan, insan öykülerinden değil nesne ve detay örüntülerinden yola çıkarak anlatıyor.Sürrelaist gönderileri bu yüzden yoğun ve yorgun .

Benzer Yazılar