MEHMET SARSMAZ İLE EFENDİSİZ KALPAZAN ÜZERİNE


 

Hakan Unutmaz

Farklı bir dil yakalayan, yakalamaya çalışan şaire ayrı bir önem vermekteyim. Çünkü bu şair, yıllar önce çıkarmış olduğu 64 sayfalık bir kitabın ekmeğini hâlâ yemeğe çalışmaz; kendini güncellemeye, şiirini daha da başkalaştırmaya uğraşır. İşin kolayını belleyip bir kurum köşesi tutmak yerine zor olanla yalnız kalmayı, sadece sanatını yapmayı tercih eder. Ben bu tip şairleri imrenirim, yalan değil. Mehmet Sarsmaz da bu imrendiğin isimler arasındadır. Şiiri samimidir. Doldurma dizeler yerine gerçeği aktarır. “Şu kırılacak, bu yanlış anlayacak,” diye şiirini makaslamaz. İçinden ne geliyorsa o şekilde yazar. İşte, asıl imrendiğim nokta da budur.

Sarsmaz’ın “Efendisiz Kalpazan” adlı ikinci toplu şiirler kitabı elime geçtiğinde şaşırmıştım. Çünkü şairin yakın zamanda (2009 ne kadar yakın bir zamansa) “Mehmet Sarsmaz Cumhuriyeti” adında toplu şiirlerini içeren bir kitabı daha yayımlanmıştı. Buradan hareketle (daha çok Efendisiz Kalpazan’ı odağa alarak) kendisine merak ettiklerimi sordum.

 

Hakan Unutmaz: Mehmet Sarsmaz Cumhuriyeti’nden sonra yayımladığınız iki şiir kitabını ve kitaplarınıza girmeyen şiirleri Efendisiz Kalpazan’da topladınız. Açıkçası alışılmış bir toplu şiirler bütünü değil. Bu konuda bazı düşünceler şairin sağlığında toplu şiirlerini yayımlamaması gerektiği yönünde. Şahsım adına sebeplendirdiğim birkaç durumdan ötürü açıkçası bu görüşe katılmıyorum. Peki, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Şiirlerinizi yeni bir yapıtta toplama fikri nasıl oluştu? Yayım süreci nasıl gerçekleşti?

Mehmet Sarsmaz: “Haklısınız mirim” sevgili Hakan, “en(el) hak’lı” hem de. Yanıtımın ilk tümcesi bu olsun, senin Caz Kedisi’nin 2018 tarihli 12. sayısında yayımlanan “en(el) hak’lı” adlı şiirini anarak. Evet, andığım dergi Caz Kedisi dergisinin 2016 tarihli 4. sayısında Serhat Işık’la yaptığımız söyleşide Işık, “Ufukta yeni bir kitap var mı acaba?” diye sormuştu. Yanıtım şöyleydi : “Biriken şiirler var, yeni bir kitap olur mu bilemem; ama toplu şiirlerim Mehmet Sarsmaz Cumhuriyeti’nden sonra yayımlanan İzmir Horozu ve 5023’ten Mektup’tan bende çok az kaldı. Yeni bir kitaptan önce ikisinin birlikte toplu basımını mı gerçekleştirmem gerek bilemiyorum. Her iki kitapta da ‘üçer-beşer’ büyük şiir vardır sanıyorum. İyi şair üç-beş, büyük şair on-on beş, ‘vasat şair’ de bir-iki şiiriyle var bana göre…” Bu durumda 2016’daki tasarımımı 2020’de gerçekleştirmiş olmalıyım, o söyleşide söz ettiğim biriken şiirler de Efendisiz Kalpazan adıyla bu iki kitaba eklenmiş oldu. Klaros Yayınları’nın önerisi olmasaydı bu süreç söz konusu olmayabilirdi. Kitabın ilk sayfası ve künye sayfasında “toplu şiirler 2” anlatımı geçse de ön “kapak”ta geçmiyor; kitabımın yayımlanma sürecinde mizanpaj yapan arkadaş değişince kimi kazalar da olmuş, kimi başlıklarda kaymalar filan olmuş, benim şanssızlığım diyelim. Normalde “Mehmet Sarsmaz Cumhuriyeti”yle “Efendisiz Kalpazan”ı birleştirip“Ardından Güzel Sonsuz” adıyla toplu şiirlerimi yayımlamak isterdim; ama o çok daha kapsamlı bir proje olduğu için ayrı bir işçilik de gerektiriyor. Şairin sağlığında toplu şiirlerinin yayımlanması, şaire bütünlüklü bir biçimde bakmak isteyenler için yararlıdır bence, sıradan okur için çok gerekli değildir. Bir de şiir kitapları çok az basıldığından -genelde üç yüz, beş yüz ve en fazla bin- toplu şiirler şairin diğer kitaplarına ulaşma olanağı sağlamakla kalmıyor, gelişim seyrinin de anlaşılmasına katkı sağlıyor bence. Önceki iki şiir kitabımda kimi küçük değişiklikler ve eklemeler içeriyor bu yeni baskı. Örneğin Şuaraya Akrostişler’e Enver Ercan eklendi. Kimi ithaflar çıkarıldı, kimi ithaflar eklendi; her ne kadar ilke olarak bir kitabın yeni baskısında değişiklik yapılmasına karşı olsam da böyle oldu bu.

H.U.: Yanlış hatırlamıyorsam bir sosyal medya paylaşımınızda şiir hakkında yeteri kadar birikim sahibi olduğunuzu ve şiire bir süre ara verdiğinizi söylemiştiniz.“Küskün Şair” şiirinde de“Sıkıldım aranızda/şöyle bir iki yıl uzak kalmak istiyorum/Kalmak istiyorum/kendi dünyamda/kendi sorunlarımla” adlı dizeler sanırım buna kanıt sayılabilir. Şair, şiire mi yoksa şairlere, şiir ortamlarına mı küser? Bu küskünlüğe nasıl dayanılır?

M.S.: Andığın “Küskün Şair”adlı şiir 2011 tarihli İzmir Horozu adlı kitabın içinde bir şiir. Salt şairin şairlerden sıkılmasını değil, genel olarak insanların incelikten yoksun ortamından da sıkılmasını dile getiriyor. Sonra insanların gerçekte, gerçek anlamda okumayı bilmediklerini de dile getiriyor. Çoğu insan çok az okuyor aslında. Nicelikten söz etmiyorum, niteliksel olarak. Sonra iyi şiir “ender” oluyor, her zaman çıkmıyor, şiirin yazgısı bu. Bir sürü keçiboynuzu yiyeceksin ki iyi bir şiir bulasın. Şairin şiire, şairlere ve şiir ortamına küsmesinden söz ediyorsun, üçü de olası. Sözünü esirgemiyorsan, “dobracıysan” işin zor. İçtenlikli eleştirinin ne olduğunu, gerçek anlamda içtenliğin ne olduğunu bilmiyor insanlar. O şiirimin arka planında kimi şair “arkadaşlarla” ya da “arkadaş olamadıklarımla” yaşadığım kimi sorunlar da var kuşkusuz. Onları anıp ağzımızın tadını bozmayalım. Bu küskünlüğe dayanma biçimi, eski yaraları fazla kaşımamaktan geçiyor. Ama ne yazık ki aynı hataları tekrar tekrar yapanlara da katlanmak bir yere kadar. Artık biraz “mesafeli” oluyorsun. Deneyim diyorlar buna.

H.U.: Çoğu şiirinizde farklı ve güncel bir dil kullanımı göze çarpıyor. Mesela “Pazarlıksız belki yer,/ve bel göz diz jel./Ak bu çir ün,/içün böy iş,/Bek ör ric et,/meden pekcan.” dizelerini ya da “5023’ten Mektup” kitabını örnek olarak gösterebilirim. Hatta önceki kitaplarınızda da buna sıklıkla rastlıyoruz. Bir de görsel ögeler (Suda Q şiiri gibi) kullanıyorsunuz. Kimine göre bu güncellik ve farklı dil şiirin kalıcılığını öldürürken kimi de her şiirin zamanını yansıtması gerektiğini söylüyor. Hangisine inanmalıyız? Kalıcı kılmak için geleneğe mi yaslanmalı, tüm zaman sözcükler mi kullanmalıyız? Ya da eser, yazılmış olduğu çağı mı yansıtmalıdır?

M.S.: Sorunda “farklı ve güncel bir dil” diye iki karşıtı birlikte kullandığıma ilişkin bir eleştiri var sanki. Gerçekte şiirin ayrı yollarını denemekten çekinmediğimi vurgulasak daha doğru olacak. Verdiğin örnek bir “deneysel şiir” örneği, Ücra dergisinde yayımlanmış bir şiir. Ama deneyselliğin lirizme açtığı ufka kapı aralıyor bence, çoğu deneysel çabanın ulaşmadığı bir nokta bu. Dördüncü Yeni’nin temel ereklerinden biri de buna yakın, ama deneyselliği vurgulamıyor; anlam ile ses güzellikleri arasında bir dengeyi hedefliyordu. Burada manifestoyu anıp daha net bir görüş edinilmesi sağlanabilir kuşkusuz, ama yeri burası değil. Görsel şiir de deneysel şiir kapsamında değerlendirilebilir. Önceki toplu şiirlerimde daha çok örnek bulunabilecektir. Hece dergisinin Eylül 2008 tarihli 141. sayısında “Tehlikeli Alaka Edebiyat ve Deneysellik” dosyasında, “Deneysel Şiir, Şiirin Ana Yolunun Yan Yollarından Biridir” başlığı altında söylediklerim bu konuda okuru netleştirebilecektir. Başlıktaki “şiirin ana yolu” anlatımı Memet Fuat’ın Özgünlük Avı adlı kitabında geçen bir tamlama. Ona göre yan yollar, ana yola katılabildiği ölçüde anlamlı. Bence doğru bu. Şiirin zamanını yansıtması, sanatın zamanının aynası olması gibi durumlar, roman sanatı için işlevsel olabilir ve gereklidir belki de ama şiirin kendisi zamanın bir parçasıdır, zaman olur, zamanı biçimlendirir. Diğer bir deyişle “başlı başına bir gereksinimdir”, amacı kendindedir. Kuşkusuz siyasal şiirler de yazılmıştır, yararcı çocuk şiirleri de, ama onlar salt o amaçla yazıldıkları için değil, şiir oldukları için şiir olmuşlardır. Bir yapıtın ‘çağını yansıtması’ kavramlaştırmasını tuhaf buluyorum. Çağımızla, çağımızın birikimiyle birlikte varız sonuçta.

H.U.: “Şuaraya Akrostişler” bölümünde birçok şairin adı geçiyor. Bazı bazı taşlama da seziyorum sanki. Aynı türde ürün verenler arasında ister istemez rekabet ortamı oluşabiliyor. Gözlemlediğim kadarıyla şairler arasında bu husus daha ciddiye alınıyor. Kısacası bir kısım şair, özellikle çağdaşı olan çoğu şairi sevmiyor, küçümsüyor. Sizde ise sanırım farklı bir durum mevcut. Kısacası, içinde olmadığınız ama var olan şairler arasındaki bu çekişme ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

M.S. “Şuaraya Akrostişler”de yirmi beş akrostiş var. Bence dikkat çekmesi gereken nokta pek şair sayılmayanları da şair saymış olmam olmalı; Tuncer Uçarol, Ramis Dara, Hüseyin Cöntürk… gibi. Tuhaf gelebilir ama şair olmak için şiir yazmak gerekmemektedir bana göre. Çünkü şiir, özellikle “büyük şiir” şans işidir biraz. Doğuştan şairlik bu şansla ilgili bir sorun. Yaşantıyla şiir bilgisi birleşince… Bilgi de her şey değil, deneyim de. Şair yok aslında, bizler şair ruhundan pay alabildiğimiz oranda şairiz. Şairlerin hakiki şiirleri karşılaştırılamaz. Yerleri ayrıdır çünkü. Şairler arasında kıskanç ve agresif olanlar, megalomani sergileyenler bence kendi yeteneklerinden kuşkulu olanlar daha çok. Ama kendilerini aynada görmeleri olanaklı değil.

H.U.: Teos, Dördüncü Yeni, mEhMeTsArSmAz, Yenibinyıl Şiir, Hakiki Son Kişot ve Dört Renk dergilerini çıkardığınızı biliyorum. Nasıl başladı bu dergi serüvenleri? Buradan hareketle ülkedeki dergilerin genel durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Ayrıca bir de “Kırmızı Dokuzlu”adlı bir romanımız ve Felsefi Sözcükbilim adlı bir felsefe yapıtınız da var. Bir şairin başka türlerde eser vermesinin olumlu/olumsuz yanları sizce nelerdir?

M.S.: Altı adet dergi çıkarmışım; yedi, on iki, iki, sekiz, bir, dört sayı. Toplam otuz dört sayı olmuş çeşitli aralıklarla. Hepsinin kendilerine özgü serüvenleri var. Ama hiçbiri dergi çıkarmak için dergi çıkaralım mantığıyla ortaya çıkmadı. Salih Aydemir ve Derya Önder’in hazırladığı Öteki-siz dergisinin 2004’te yayımlanan “1980’den 2004’e Edebiyat Dergileri” özel sayısında kimilerinin serüvenini açıklıyorum. Selçuk Küpçük’ün Türk Edebiyatı Dergiler Atlası 1983-2010 arasında yayımlanmış ve kapanmış dergilerin yayın yönetmenleriyle yapılmış söyleşiler içeren 2015 tarihli önemli bir diğer çalışma. Orada da söylediklerim bulunabilir. Ama çıkardığım dergilerin genel özelliği kendilerine özgü olduğunu düşündüğüm bir tezlerinin, savlarının olması.  Dördüncü Yeni ve Yenibinyıl Şiir adlı dergiler bilindiği üzere “Dördüncü Yeni Şiir Manifestosu” ve “Yenibinyıl Şiir Bildirisi”nin yayımlandığı dergiler oldular. Kendi dönemlerinin şiir ortamına “müdahale” ettiler. Buradan hareketle ülkemizde yayımlanan dergilerin genel durumu hakkında ne düşündüğümün ipucu, onların “tez ve savlarının” olup olmadığıyla ilişkili olacaktır doğal olarak. Ama “ürün dergileri” diyorsak, onlara her zaman gereksinim olduğunu söyleyebiliriz. Ve zorunlu olarak “periyodik” oldukları için onlardan her zaman iyi şiir çıkacağını söyleyemeyiz, iyi şiir yoksa iyi şiir yayımlanamaz. Bu durumda dergiler var olanlar, ellerinde olanlar arasındakilerin en iyileriyle yetinmeye çalışırlar, o kadar. Çağımızda “büyük şair” yoksa suçu dergicilerde aramamak gerekir. Kırmızı Dokuzlu adlı romanımdan sonra başka roman yayımlamadım. Kendi çapında bir değeri var kuşkusuz. Genç kuşaklar için eğitici yönü de olabilir. Ruhum, romancılığın gerektirdiği disiplinden yoksundur belki, bilemiyorum… Felsefi Sözcükbilim (2020) adlı yapıtım, 2003’te yayımlanan “filozofça” diyebileceğim Sözcükbilim adlı felsefi çalışmamın akademik olarak temellendirilmesi amacıyla yazıldı. Çünkü kimi felsefi yapıtların da yazınsal yönü vardır, şiirin felsefi olabilmesi gibi. Şairin başka türden yapıtlar vermesinin olumlu ya da olumsuz yönünün olup olmadığı gibi bir soruya “şairi ne sandığımıza” bağlı bir yanıt verilebilir. Hem sıradan hem de olağanüstü olmadan hiçbir alanda özgün katkıda bulunulamaz. Özgün olacağım diyerek de özgün olunmaz. Sıradan olanın kendine özgü güzelliğindedir kimi kez şiir.

Benzer Yazılar