Yaşananlar sıktı!

Bütün “mani”ler ve bütün “manialar”…

Zamanımız, dünyamız ve insanımız ne hale geldi? 

Sadece bana göre değil, çevremdeki herkes için koptu kopacak ip gerilmesi gibi yaşananlar! Eprimiş sinir/ ruh halleri de bulaşıcıymış meğer... Buna hazırlıklı değildi dünya... Ülkeler, bölgeler, kentler, semtler, mahalleler... Doğru, ülkemiz de, komşularımız da kentlerimizin, semtimizin sakinleri de, ne olup-bittiğini kavrayamadı sanki!  Yoğun-bakımlar doldukça, soğuk bakışlar / bakışmalar titreşmeye başladı gözlerde… Gözlerimizde. Ölümler çoğaldıkça ve korku sokaklara taştıkça gerildik! Herkes gerildi! Yakınlarımızdaki, sevdiklerimizdeki, tanıdıklarımızdaki “bulaşma” olayları görülmeye, duyulmaya, çoğalmaya devam ettikçe, daha da bunalıyoruz.

Biyolojik bir depremden söz edilebilir mi? Edilebilir! Bencileyin, küresel insanlık felaketidir yaşananlar...  Hatta üçüncü dünya savaşı koşullarının hüküm sürdüğünü düşünmekteyim gitgide! Bütünüyle planlı-programlı saldırı gibi bir salgın! Yeryüzü kalabalığını yüzde yirmi oranında eksiltmeyi amaçladıkları yazılıp çiziliyor! Bilinçli nüfus kontrolü! Evet, pek çok dünya ülkesi gibi ülkemiz de hazır değildi buna!  Şimdi sabır, hoşgörü  (tolerans)  ve anlayış sınavındayız. “Koronavirüs” faşizmi acımasız koşullarını dayatıyor. Dayatacak!  Konu yalın dille anlatılacaksa eğer, baştan itibaren biyolojik felaket tanımı (enkaz kategorisinde)  değilse nedir başa gelenler? Ekonomimiz kötü, moralimiz kötü, dayanışmamız kötü, anlayışımız kötü, toplumsallığımız kötü, yoksulluğumuz kötü... 

Manzaranın asıl sorumlusu, yönetemeyenlerdir!

Ne var ki propaganda cambazı medya “pembe politika” güzellemesine ve umut hırsızlığına çanak tutuyor. Sürüncemelerle unutturuyor, tarihsel sorumluluğu: Sahtekârlığı tescilli, hırsızlığı çağın bütün verilerini aşmış hatta yeni zirveler tutmuş yüzsüzlük/ arsızlık/ doymazlık erki, insanlığın başına bela... Dünyanın ve ülkemizin mafya faşizmi ile yüzleşme dönemi uzun sürecek gibi! Mafya kartelleri, inanç bezirgânları, cehalet çeteleri, sinsi zorbalığın ve pervasız kötülüğün merkezidir. Rant gafleti, salgın (pandemi) ile koşut, yıkımını sürdürmektedir! Kayıtlara geçti artık;  her zamankinden çalkantılı ve aşağılık bir sömürü çarkı işlemektedir: Toplum ve insan soyu için kötünün kötüsü, teolojik “karakafa” hegemonyası, katil ‘korona’dan da beter ama “üstakıl/ üstünakıl” ölümle korkutup sıtmayla yönetme stratejisini uyguluyor her dönemdeki gibi... Şimdinin/ bugünün koşullarını yaratıp dayatıyor. Yarınları, doğmamış çocukların gıdasını ve varoluş güvencesini gasp etmiş en baştan! Korona pandemisi bahanedir: Azrail ya da “canalıcı,  tırpanlı karakafa” süregiden bir çarpık önyargı ile canavarlık saltanatını yürütüyor. Sonunda ne oldu? İnsanlık yenildi; kısır/ kötürüm aylar bıraktık geride? Geldik buraya: Kapandık! Uyduk #evdekal emrine… Yenildik! Dayatılana, yalana, güçsüzlüğe, sinir ateşine…

Sinir kontrolü denen “üç saniye” bekle, nefes al-ver, seçeneği yabana atılamaz. / hareketini/ hamleni ertele, yöntemini uygulayamadık çoğunlukla. Bilinçli sükûneti yaşamına katamadı kentli insanımız... Bilinçsizliği, sevgisizliği, cehaleti ve gafleti depreşti durmaksızın! Sinir sistemi için elzem sayılan “üç saniye” direnç öğretisi unutuluverdi... Düşünemiyor, eylemin sonucunu öngöremiyor! Bilimsel birikime, akılcı yönteme dayalı kararını veremiyor!  İyilikçi, güzellikçi, gelecekçi umut atmosferine uygun davranamadık. Bir de baktık ki hepimiz aynı havadayız; haklıyız, karşımızdakini yargılarız ve rahatlarız! Egolarımızı pekiştirdik sanki...  Öfke denetimi, “hamle kontrolü” denen dayanma gücünü çabucacık yitirdik. Evet, ilk adımda sabrımızı feda ettik! Bunca sıkışmanın “stres” denen endişenin kaynağı eşduyu (empati) ve hoşgörü (tolerans) yokluğudur. Hümanist (insanî)  bilinç aşınımı, erozyon...  İçimizdeki pandemi mengenesinin sıkıştırma sonucudur belki...  Her şey tuhaflıklar âlemindeki seyrini sürdürmekte sanki! Zincirleme hüzünler, halka halka, dünlerle bugünlere eklemlendi... Belki de eskilerin/ birikmişlerin yüküne dayanamadı sinir sistemlerimiz... Kim bilir! Bencilik (egoizm) faşizmine evrildi çağın/ insanlığın/ doğanın sinir atmosferi… Kötüler kazanmadı, kazanamaz ama iyiliğin kanırtılmış, kanatılmış bünyesi fiziki ve sanal felaketlere direnmekten öte yapacak bir şey kalmaz sonucunda. Evrensel çatışma; iyi-kötü, yanlış-doğru, güzel-çirkin, cennet-cehennem odaklı enerji üretim-tüketim biçiminde sürüp gidecek. O arada şirine, öyküsüne, romanına, sanatına yoğunlaşanlar aynı minvalde işine bakacak. Merakla ve minnetle, hayalle ve hayretle…

#evdekal koşuları neler de düşündürüyormuş insana! Korona virüs patlayalı on ay oldu, salgın kasırgası devam ediyor… Düşünmeye devam edilecek demektir bu! Nasıl olsa şimdi deminki zaman değil, gidiyor durmaksızın… Anılara damlıyor şimdinin katreleri…

İnsanlar iki çeşittir oğlum, derdi Mümin dedem. Başkasına hayrı dokunanlar bir de hayrı sadece kendine yontanlar. Dünya meyvelerini hep kendine toplayanlar: Kısacası, iyi insanlar ve iyiliği sömüren kötü insanlar vardır yeryüzünde! Dedemin söyledikleri aklıma gelir sık sık… Ve sorarım, bazı ben-merkezci sanat-edebiyat erbabı kişilere; başkası için ne yaptın şu edebiyat cıngılında? Kimin için ne yaptın?

Başkasının yararına ne yaptın? Hangi işi, hangi üretimi, hangi katkıyı sağladın?

İnsanlar ikiye ayrılıyormuş, evet; herkesin içeceği kuyuya su taşıyanlar bir de kuyunun suyunu çalanlar. Hatta bir ileri aşamayla kuyudaki kalan suyu zehirleyenler! Ne denir onlara? Bilemem! Değerli sosyolog, psikolog uzmanlar konuşsun o konuda!

Mudanya, Ocak 2021

Benzer Yazılar