Raylar Yeşil İspinoz- Bircan Çelik


Raylar Yeşil İspinoz- Bircan Çelik

HİCRAN ASLAN

            "Ben acı çekerken şarkı söyleyen bir ırktanım!"diyen Rimbaud'un dizesini ispinozlar yılmadan ötüşüyor.Kitabın tek tek bölümlerinde bu sesi alamasak da, toplamında melodik ritmik yumuşak geçişle başlayan  kitap ilerledikçe değişiyor.Üçüncü bölümde ironik ,dördüncü bölümde arabeskleşiyor. 

            Dört bölümden oluşan kitabın birinci ve ikinci  bölümünde çok relaks bir ritimle melodik bir dizin çıkıyor karşımıza. Toplumun sert çatışmaları karşısında aşka sığınma,bu aşk çetrefilli, acıtan, çıkmaz sokaklarına götüren ağır ritimli bir aşk değil.Alevlenip sönen, dönüşen bir şey değil. Geniş zaman kipi içinde birbirine iyi gelme üzerinden dokunuyor aşka.Kadın ve erkeği uzlaşmaz çelişki gibi değil, birbirine deva iki öge gibi işlemiş şiirlerinde Bircan.

Seçilen sözcükler de şiirlerin duygusu gibi uyumlu ve melodik.Sözcüklerin ağırlığını almış. Bu dinginliğin içinde çektiği acılar da korkunçluğunu yitiriyor sanki yarası, yası, gecikmişlikleri bir trajediye dönüşmeden,aşktan çok şey bekleyerek ve nasıl iyi geleceğini çapraz bir anlatıyla örnekleyerek anlatıyor.

           

"sesten ve soluktan erkenden patlat tomurcukları

titret güz yapraklarından yaptığın yatağı

geceyi bestele,doğuracağımız güneşi çağır,köpekleşsin

etimizin sızısıyla tam da ortası dünyanın

   lacivert bir fırtına bu zamanın sonsuzluğu"(içimin kuşları asıldı rüzgârına şiiri -sayfa 33)

            Resimle ilgilenmesinin izleri kitap boyunca, akış içerisinde zenginleştirip çok seslileştiriyor şiirini. Macivert,harkırmızı,sarısabır ,yaşmak sözcükte çağrışım zenginliğinin dilin kullanışına getirdiği katkılardan faydalanıyor sık sık.Aşka bu inanç ve konsantrasyon bozulmasın diye sesini düşürüyor dünyanın.Dünyanın gürültüsünden kaçıp aşka sığınan, soluksoluğa bir kadın değil ;yaşamış ve anlamış uyumak zorunda olmanın getirdiği derin acının çığlıksız kontrollünü edinmiş bir kadın.İçinde sönen ince yerlerinden kırılacak çünkü sesini yükseltirse.

            İnsanın bir yanı hayat karşısında hep ergen kalır ya isyan, protesto yok.Ney odalarındaki ulvilik var çokça.Zaman zaman erotik göndermeler yüklü olsa da şiirdeki kadın kişisi -anlatıcı ben- onun da önüne geçiyor

ikinci bölümde bu kez yorgunluğunu doğaya bırakıyor.Dünyevi hırsları bedensel ve ruhsal hırpalanmaları bırakıp kalbindeki sulara balıklara yürüyor.

"her şeyin çöl olduğu günler acıyı bir tek seninle sevdim

belki de doğum ve uyum için acı şarttı

ince yerlerimden kırılmadan şarttı beyaz pencereler

simsiyah bulutlu yüzüne" (hayâl mi bitti son perde mi kapandı  sayfa 54-55)

            Üçüncü bölümde "ironyanın antik köprüsü"kitabın ritmi değişiyor ve açıkçası benim sevdiğim bir tona bürünüyor ironik...güler gibi hızlı notalar birden kesilebiliyor ve siz düşmemek için sarsılıyorsunuz.

günlük dildeki ünlemler güçlendiriyor bu akışı.

"makinist projektörü beyaz perdeye

yırtılan elmaya zuum...görüntü öyle böyle değilmiş

ho ho hohh cillop

çekirdeğe dolan cümle alem kah kaah kaaah...(ironyanın antik köprüsü sayfa 72)"

            Dördüncü bölüm "dünya uyuşmazı incecik derkenar notu"

Liliht'ten Mona Lisa ya  her kadının bir sayıklaması olan anneye gidişi."Ezeli Yara"(sayfa 97) şiiri annesine, annesinin içinden yeşermiş kendine anlatılarla, sanrılarla ,isyanlarla dolu.

V.

gece yaşmaklı annem:paslı nefesinle nasıl dirileyim!

tavaf edip durduğun kâbe dört siyah gül arası

gidelim desem insan terazisine koysak amentü'yü

bir kefesine,şiir m ises verecek yoksa

mayası ekşi

vahşi köprüler mi çökmek ya da geçmek için habis

büyüten şehvet örümcekleri mi,söyle!

asıldığım bu gömleği

başka vücuda hakikat diye mi giydirecekler...

billahi yaşmaklar gece!