Tanrı evrenin hiç okula gelmeyen velisidir


Sevgili Aylin Özer'le 2020 yılı Klaros yayınlardan çıkan kitabı Serçe Balad'ı üzerine şiire söyleşeceğiz.

1-2017 yılında çıkan şiir kitabın serçe telaşından 2020 yılındaki Serçe Baladı'na şiirinin geçirdiği devinimi ve telaştan balad'a geçen Aylin 'i biraz anlatır mısın?

             Serçeler değişmedi pek aslında . Serçe imgesinde kendimi buluyorum. Hareketli, pır pır uçuşan, naif, kırılgan ama güçlü bir kuştur serçe. Gündelik hayatımda kendime çok benzetiyorum serçeyi. O yüzden şiirimin ana dili serçe. Serçe Telaşı benim şiire bir telaşla girdiğimin kanıtıdır aslında. Uçuş uçuş bir kadının şiire yansıması ya da şiirdeki silueti gibi.

Tabi insanın ben’i değişiyor zamanla her şey gibi su gibi. Bende de bir takım duygusal ve zihinsel geçişler yaşandı. Mesleğimin de bu bağlamda şiirime yansıdığını söyleyebilirim. Yani alanımın dersem daha doğru olur galiba. Çünkü şiirim öğretmenlikte olduğu gibi didaktik değil ama felsefi yanım kelimelerimde ağır basıyor. Serçe Baladı planlanmamış bir isim. Hatta son dakikaya kadar dosyamın adı “Öd” şeklindeydi. Bir anda değiştirdim çünkü ruhumdaki öd yine patladı ve serçem üstün geldi.

2- Kitap aforizma cümlelerle başlıyor. Ve her şiir de bir epigraf denemesi gibi farklı birçok şairden, yazardan alıntılar var.

Cümleler mi şiiri yazdırdı? Yazdıkların mı o şair/düşünür/yazarların cümlelerine götürdü seni?

             Aforizmaları çok seviyorum. Nietzsche en sevdiğim filozoftur. Onun o şiir tadındaki aforizmaları beni bu alana çekti. Sonrasında Schopenhauer, Woolf, Dostoyevski gibi yazarların ve filozofların düşünce hazinelerindeki çıkış noktaları olarak aforizmaları kendi içimde içselleştirdim diyebiliriz bir bakıma. Evet, kitap dediğin gibi aforizmalarla başlıyor. Ama tek cümlelik şiirlerde denilebilir aslında. Mesela “Kalbim, suyla örülmüş bir istinat duvarı. Yıkın!” bu bir şiir aforizma değil.

  Sorunun ikinci kısmına geldiğimizde sevgili Hicran senin de dediğin gibi her şiirimin başında bir epigraf var. İlk kitabımda “Yansımalar” diye bir bölüm hazırlamıştım. Orada sevdiğim yazar ve şairlere yazdığım satırlarla onlara minnetimi sunmak istemiştim. Serçe Baladı’nda da benzer duygularla etkilendiğim insanların ruhuna bir dua gibi kendi dizeleri üzerine dizeler göndermek istedim. Benim inancım ve dua biçimimde bu.

 Bazen yazdığım şiirler beni onlara götürdü bazen de okuduğum dizeler/cümleler beni şiire götürdü. Her iki yolda benim için ayrı ayrı heyecan vericiydi. Farkına varmadan etkilendiğim ya da bilinçaltıma giden satırlar beni kendi şiirimin içinde yüzdürdü. Ara sıra boğulurken de bu cümlelere tutunup nefes aldım onlarla. Josef K.dan, Orwell’a René Char’dan Gülten Akın’a kadar bir çok alt okumaların ürünü olduğunu düşünüyorum bu yansımaların.

3-Biçimsel teknik olarak balad örneklemesi olmasa da içerik olarak tekerleme-masal ritimleri kişileri işleyiş açısından içerik balad özelliği taşıyor.

Çok yönlü okumalar yaptığını bildiğim için sormak istiyorum.İnsan şiirinde de hırslardan arınabiliyor mu?İnsanı sadeleştiren nelerdir?

            Evet biçimsel olarak bir balad değil kitabım. Yani üç uzun bir kısa bentten oluşmuyor. Ancak içeriğe baktığımızda senin de dediğin gibi masal kahramanları, tekerlemeler, mitoslar ve traji-komik çağrışımlardan oluşuyor şiirim. Her zaman dediğim gibi : “Şiir çocukluğumuzun arka bahçesi.” İyi ki hepimizin farklı hayatları ve hikâyeleri var. Çünkü böyle olmasa aynı imgeler değişik ritimler bulamazdı yazdıklarımızda.

 Hırs! İlginç bir soru başlığı benim için. Teşekkürler ayrıca bunu bana düşündürdüğün için Hicran. Kendime dönüp baktığımda ne meslek, ne özel, ne de yazın hayatımda kendimi hırslı bulmuyorum. Bu iyi bir şey mi bundan da pek emin değilim. Ama benim kendi yolum var. Bu yolu da hırs üzerine değil de daha çok çalışmak, öğrenmek ve gelişmek üzerine rotaladım hayatımda. Fakat Türk edebiyat ortamında hırsın çok fazla olduğunu görüyorum ve bu beni  epey üzüyor. Çünkü ben edebiyatın ve özellik de edebiyatın en lirik yanı olan şiirin bu tarz söylemlerle kirletilmesinden kendi adıma utanç duyuyorum.

Sadeleşmek… Şiire ilk başladığım zamanlarda çok fazla sözcük kullanıyordum. Zamanla ve okudukça fazlalıklardan da arınmaya başladım. Şiiri kendime az sözcükle çok şey anlatma sanatı olarak aşıladım. Zaten minimal şiirler yazmamın sebebi de bu. Şimdi fark ettim de aslında şiirin varlığı beni hayatta sadeleştirmiş. Yaşamıma fazla gelen insanlardan, polemiklerden ve düşüncelerden beni arındırmış. Yani bende terse işlemiş ben şiiri yalınlaştıracağıma şiir beni sadeleştirmiş.

4-Kitabın sonlarında kısa şiirlerine yer vermişsin.Kısa şiir denince herkes haiku anlıyor.Senin şiirlerin haiku atmosferinde değil.

Neler söylemek istersin?

            Bir önceki soruda cevap vermişim gibi olmuş bir sonraki soruyu tahmin edemediğim için.

Serçeye benzettiğimi söylemiştim ya hani kendimi böyle pırpır. Benim kısa şiirlerim de öyle aslında hemen uçup gitmek istiyor anlatmak/düşündürmek istediği duyguya. Bir de ben biraz aceleci bir insanım hemen her şey olsun istiyorum, sözü dolandırmak falan hoşuma gitmiyor telaşımla da kısa şiirlerim oluşuyor. Haiku denemelerimde var ama minimal şiir ve haiku kesinlikle aynı şey değil tabi ki. Masaoka Shiki “Haiku edebiyattır.” Derken, sanırım haiku yazabilen kişilerin her şeyi yazabileceğini ifade etmek istiyor. Çünkü bu ölçülü japon şiiri az kelime ile çok şeyi hayatımıza katabiliyor.

5-Toplumsal konulara olan duyarlılığın ve isyanın masal karakterlerinin de yardımıyla şiirine kasmadan girebilmiş.

Her şeye rağmen eğlenebilen bir tarafı var hem kitabın, hem senin.Eğlenebilmek bir direnme biçimi midir?

            Gülmek devrimci bir eylemdir, derler ya benim içinde öyle. Hatta bu konuda çok eleştiri bile aldım. İşte şairler hüzünlü olur, acı çeker vs. diye. Güdüğüm kadar ağladığımı da kimseler bilmez. Gülmemi paylaşırım ama ağlamalarımı pek değil. Bu yüzden insanlar beni sosyal medya paylaşımlarımdan dolayı hep eğlenceli/komik biri olarak bilirler. Bundan hoşnutsuz değilim elbette. Hayat kısa, serçeler ölüyor çünkü. Hayata karşı bir direnme biçimidir eğlenebilmek.

 Toplumsal olaylar beni derinden etkiliyor her zaman. Özellikle tüm toplumlardaki kadın sancısı, çocukların çığlıkları, kapitalizmin önlenemez yükselişi, açlık, yıkımlar, tecavüzler…

İnsan olma erdemine sahip hiçbir bireyin bunlara göz yummaması gerekiyor. Ben de sanatla seslerini duyurmaya çalışıyorum bu insanların. Şiir ve tiyatro burada benim için güçlü bir direniş imgesi.

 Masal kahramanları! Onları hep sevdim. İyi olanlarını da, kötü olanlarını da. Devler de var şiirlerimde Polyanna da. Çocukluğumun şiirdeki masalı onlar. Kendi masalımı şiire taşıyorum diyebilirim. Kim bilir belki gökten üç elma düşer biri bana, biri sana, biri de bu söyleşiyi okuyan herkese.

6-Son olarak dini karakterlerin bile günümüzde geldiği noktada afalladığını,tanrı'nın şaşkınlığını da

düşününce şiir tüm bu olanbitenler karşısında neler hissediyor?

            Serçe Telaşı’nda “Ben Afrikalı Değilim” diye bir şiirim vardı. Orada şöyle bir dize geçiyordu:

“Şiirler, tanrıdan öncede vardı.” Bence durumun özeti bu!

 Ben imge olarak tanrı kelimesini ve içeriğini şiirlerimde çok sıklıkla kullanıyorum. Felsefeye olan bağlılığım da bunda etken. Bir Hypethia değilim elbette ki ama ruhu şiirimde yolculukta.

Ona soruyorlar “Hristiyanlığa/tanrıya inanıyor musun?” diye O da diyor ki : “Ben felsefeye/bilime inanıyorum.” Tabi sonucunda bir facia oluyor. Geometri ve astronominin anası çok trajik bir şekilde öldürülüyor.

“Tanrım yedinci kat nerde?”, “Acıyla olgunlaşırmış insan diyorlar, tanrı bilmez mi ki benim hep çocuk kalmak istediğimi”, “Ve Cebrail tanrının sonsuzluk uçağına binip geldi.” Gibi birkaç dize seçtim kitaplarımdan örnek olması için ama epeyce zorlandığımı söyleyebilirim. Çünkü neredeyse iki kitabımdaki tüm şiirlerin içinde bir tanrı imgesi var. Hatta ve hatta şiirlerimin başlıklarına baktığımda da aynı şeyi rahatlıkla söyleyebilirim. Son Günah, Haram, Soylu Çocuklar Mezarlığı, Son ölüm, Çiçek mezarlığı…

Tanrı evrenin hiç okula gelmeyen velisidir, Hicran. Ben de kitabımı şu ironik cümle ilebitirmiştim izin verirsen söyleşiyi de öyle bitirmek istiyorum.

ANNE BENİ HAYATTAN KORU. AMİN!