katharsis / Ne Güzel Suçtur Öfke' ye / Bahtiyar Kaymak


katharsis

                     lokman kurucu’nun “ ne güzel suçtur öfke “ kitabına

1

ne güzel suçtur öfke

ahşap kapıların müstakil evlerinde

gündelik eşyaların odaları

el-ayak sıkıntısı kesik tırnaklar biraz

devrilmiş şişeler sigara izmaritleri biraz

kağıt havlu kondom saç kılları biraz

bu

öfkesi güzel suçu üniformasız

naftalin sabun çamaşır kokusu biraz

2

bir kıyamet şarkısı

perişan bir aile saadeti

iskambil kağıdından evlerin odalarında

ortalığa saçılmış uçurtma kırıkları sallanan boş beşik

tanrı kitabının hangi sayfasında ağlayanlara kulak misafiri

3

extacy çiko

aman çiko serserim kir yoldaşım anahtarsız kuytunun piçi

boynumda engerek göbeğimde ejderha dövmesi

ben de sen bekliyordum

hani içimizdekileri temizleyip birlikte geberecektik

4

jilet

jiletin itirazı sokakların çıkmazına ürküntü bir

gönül sereserpelik arzusunda bilmezler iki

kendi oluşuna tehlikeler saçmaktan çekinmez zerre üç

çünkü öfke güzel

suç çıkmazın ahkamına itiraz sıfır

5

gecede piç uykusu

lambaları patlak sokakları el yordamı

zil zurna Arnavut kaldırımında yağmur suları

kapıların arkası kadar tekinsiz önleri

na böyle bir delikli yaşamak gürültüsü

darbukalar 7/24 düm teke düm tek

cigaralar la havle dumanı erotik

- gelen sokuluyor be ya epimizin evi boş arazi -

6

karda tiner

boğazı sıkılı poşetlerin ağzında ağzım

her nefeste bir lunapark çekiyorum

atlı karıncalar dönme dolaplar korku tünelleri

balerinin folloş etekliğinin altında

saklanıyor çocukluğum

- ay ablam neyin kafası bu dünya -

7

mendil satan çocuklar korosu

bizimki de bir mahalle yoksulluktan cahil

kırıyor çocuklukları mendilimizde aile içi şiddeti

bir haliç salya sümük gözyaşı fabrikası

uyuyoruz üstümüz yağmur altımız çamur

8

betonda eylül ölüsü

kim serdi beni bu betona

sessizlik mi sensizlik mi

ne çok şeyin dikişleri patlıyor

sızıyor ne çok mavi

uyusam ölür müyüm çiko

uyusam gemi olur muyum

9

cinnetçekim

sokaklarda yeraltı fare örgütünün militan kedileri

dallarda renkleri çıtır güvercinler sonra beş vakit

eda naz caka poz fırfır kibir fırfır kibir sonra beş vakit

haşıırrt huşuurrt haşa sümme haşa hüma devletlü hüma

tanrı uludur ulu dur ulu dur ulu dur tanrı uludur

10

heroin

bir yalnızlık çekiyorum içim mütemadiyen çağırıyor seni

ağzımda tutarsız bir deli koynuna iniyorum geceleri

dişlerim keskin tırnaklarım sivri duyuyorum

ürpererek toprağı sarsıyor sen yokken senden ölen biri

ağzını ver sevgilim esirgeme benden nefesinin esrarını

11

heroinstar

hurma çekirdeğinin çekirdeğinde tekrarında tekrarın

can havlinde 21 gram dumanında efkarın

tanrıyı gördüm…puuffff

bütün niyeti h’içmiş alemin

12

sürekli portakal kabukları

olağan şeylerin hizalı duruşuna fiske

piç sen misin sarsan götü başı dağılmış dengenin

piç yüzünü değiştirmezsen şarkı vermez ağzına blake

biliyorsun doğdun ve büyüdün cin ayetler sokağında

biliyorsun çıplak kalabilirim ölene kadar

piç vücudunun kumaşında

13

üç ses, seks işçisi, anne, transseksüel

sabahın süt saatinde aynadan kırılıverip düştü

müzeyyen müezzinin seks işçisi

olabilecek her şeyden biraz insan insanca pek insan

anne diyebilir miyim sana

bebek ağzım emsin uyusun uyandığımda bir kedim olsun

kuyruğu bir ormanın içlerinde

muntazamlıkları parçalamanın yağlıboya resmini çiziyor

geceye beni sen getirdin anne

dünya benim gibi biraz doğuştan ters ve vahşi

bıraktım vücudumu işte gidiyorum

iştahlı kurt içimde ölü bir baba

14

aynalar siyah aksa da

gelip geçerken bir an duran zamana aşk dedim

aynaların ah çatlağından siyaha yürüdüm

kendi ölümünün yasını tutuyordu kalbim

ölümle sakatlanmış umut yok hayat için

salı diyorum salı zehirli iğnemin adı

babamın ve devletin ateş çemberinde

akrebimin yok bir terbiyecisi

beni dölleyen doğuran beni

örtündüğüm aşk şalı

15

bir yirmi dört nisan şiiri

bir maviyim bir yırtıcı ateş ten doğmuş kanatlarım kızıl

öldürüyorum üzgün annelerin aile saadetini

öleceğim ben de büyü ince kül ve kıvılcım anne

her şeyin bir ölüsü var deniz değil hep deniz dağı taşı var

köpüklü bir hayattım kurdun ağzına düştüm

büyü ince deniz olacağım anne

16

jon venables

hayatı yaşarken kanıyor insan

büyü ince ölüyor çocuk

gece çok karanlık göğün yüzünde

düş yıldızları düş yıldızları

ne kalır hayattan çocuğu koparttın mı

diyorum kelebeklerin ıslak taşlarında geçip

kaplumbağaları sevin besleyin kaburgalarınızda güneşi

benim gelinim diyorum esmerlerin en gecesi

17

ölünüz lütfen

gidiyorum

adının gizli anlamında bırakarak yüz değiştiren sokakları

giderken

duvara astığım kurumuş çiçeklerin kederine

lanetimdir bahar şarkısı söylemesin kimse

gidiyorum

gürültünün mor lekeleri ev mahallinin odalarında

bırakarak ölmek marifetini

beni besleyen vücuduna aşk illet olsun

sinsi köşelerde sokak hayvanları kollasın ölme ihtimalini

biliyorsun yaralarımızla beslenen iki gövdeli bir hayvan

                                                                                          aşk

                                                                    ölmeden ölmüyor

18

geçmiyor hayat yaşamakla

ay meyhanesinde sandalyeler çakır masalar ayyaş

dönülecek bütün yolları siliyor zaman

omuzumda karanlık bir el kal diyor sen burada kal

akıl bulanıklığında kendini ayrılığın çilesine hazırla

geçmez hayat yaşamakla bir sevişmek lazım

denize girmesi gibi upuzun ırmakların

sokul ölüm sert sokul daha hayatıma

ayrılık yatıyor işte başkalarının mezarlarında

ben sonsuz uyuyacağım ağla sen kısa kısa

19

gezi’ye suruç’a

alt sokakların kırlangıç telaşı

komünal fırtınası alt sokakların

böyle ve böyle genişliyor infilak

20

cumartesi

plaza de mayo

kayıp

çocukların annesi

21

orda bir köy tok uzakta

her sabah çağırıyor beni güneş doğduğum mısır tarlasına

her sabah doğu bölük pörçük bir köy mahalli

terk ve ziyan doğu dönülecek çocuk yurdu

22

araf

ama ben “ öldüm ama gitmedim “

paslı iğneler buldum kendime

yırtıkları vücutsuz elbiseler

zafer makasları buldum kendime

post soydum gece hayvanlarından

sana geldim

bir hayat daha var biliyorum

23

ben de gördüm

artık bahsim kalmadı ölümden

güllerin tarhına götürün beni

çırçıplak serin kayaların kınasına

bahsim ince sap bir yaprak gelincik

bahsim yürek bağı karanfil

dineldim gecenin üçüne

ay dedim ay

bir çiçek hayatı yazdım karnıma

erdim tanrının sırrına

24

1915 bir çocuk

yüzümden geçen gölgeler çanlarını çalıyor

avlu mırıl mırıl kutsi masal

karıncaların tanrısı solucanlar

delikleri çok dua evlerinin kapılarından bildim

kıskanç ve ölü kıskanç ve ölü kıskanç ve ölü

25

avuçlarımızda isa yanıkları

dağ taşın gövdesi rüzgar yaprağın şarkısı

pek iyi insan insanın nesi

dedim hatırası insan insanın

iner boyun çukurundan cevahire nefes

dilin çırasında yananın külünden söyler şefkat

kendinden kendine varıyor her şey

sonra ve sonra

solduruyor gök tanrıyı avuç közü

26

ölene dek dil

gece sırılsıklam melek sanır

oysa divane aşk ve şarap

ayyaş bu ya rap

dili yerin göğün bülbülü

üç söyler dokuz duyulur

böyle kitapsız bir esrar

dilini verir ağzın balına

bir ölür üç dirilir

bir ölür üç dirilir

Bahtiyar Kaymak