BOSNA HERSEK DÖRTLÜKLERİ


M A S A L

Çiçek, kendi suretinde yaratırmış tomurcuğunu
Koparsan kırmızı kanarmış renklere
Aslında vazolar, alet edilme duygusu taşırmış
Vakitsiz devşirilen bütün çiçeklere


Ağaç, kendi suretinde yaratırmış dalını
Acemiliğini sonbaharda çıkarır
Diğer mevsimlerde keyfini sürermiş doğanın
-Meyvesi için taşlanmak,
Münferit bir vakasıymış tarihinin-


Kuş, kendi suretinde yaratırmış yavrusunu
“Cik, cik” ler provası olurmuş
Uçacağı mavi gökyüzünün
Kerhen kanat bırakarak protesto etmese gökyüzünü

 

Koyun, kendi suretinde yaratırmış kuzusunu,
Kuzu kuzu dinlermiş efendime söyleyeyim büyüyüp koyun olduğunda
Önce “kendi bacaklarından” başlarmış asılma faslı
Sonra “kasap et / koyun can” oyunu kapalı gişe oynarmış mezbahalarda


İnsan, kendi suretinde yaratırmış tanrısını
Yaranmak için yarattığı tanrısına
Alırmış eline ateşi
Önce kıyarmış en has ozanına,
Sonra “zil takıp oynarmış” hem de ‘insan’, ‘insana.’

**

UFKUNDA CEYLANLARI KOVALANMIŞ KIRLARIN TEDİRGİNLİĞİ

a)
Hırçın sularıma eşlik eden martılar da gidince
‘Yağmalanan bir limana demirledim’ yüreğimi
Sığınacağım bir esmerliğim bile yok artık
Yeni sözcükler aramalıyım iletsin diye yeminimi

b)
Çocuk bahçeleri de terk edince düşlerimi
Çok özledim, gündüzleri güneşi betimleyin
Ozanların tabutlarına serdim ateşlerden derlediğim gülleri
Bari bu görüntüleri milada saklayın

c)
Hüzünlerime de pike yapınca kara kuşlar
Kuş olup kanat bıraktım bir siftah bile edemeden bahara
Bir kara yılan gibi ‘s’ ler çizerek ırayan dumanlarda
Geri getirin hançer biçiminde beliren Ay’ı
Yoksun kaldım yurdumun akşamlarından

ç)
‘Ülkesiz bir bayrak gibi’ çırpınınca umutlarım
Yarıya indirilen anlamı oldum barışın
Dalını kıran bir ağaç, ağacını kıran bir orman oldum
Soludum havasını ceylanları kovalanmış kırların

d)
Ad/alet rumuzlu La Hey’e özetleyince çığlığımı
Rehin bıraktım gözlerimi, bakılan bütün aynalara
Türkiye kadar bir hüzünle
Döndüm baharını ihmal eden bir yeşile, yeşilini ihmal eden bir bahara

e)
Hızır Paşalar, Hazır Maşalar kılığında kırınca sazlarımı
Eylülden de beter bir ayda, geleceğime salladılar ters çevrilmiş bir ‘p’ biçimiyle urganı
Unutma yurdum; ufkunda ceylanları kovalanmış kırların tedirginliğinde kundaklandığımı
Unutma, Yağlı Sakallara Gömülü Suratlar Cumhuriyeti’nin çektirdiği bu aile fotoğrafını!

****

VAN GOGH VE LA HEY

Bir zamanlar o dalgalı saçları

İvedilikle uzardı, tarasın diye Scheveningen (*) rüzgârları

Şimdi Scheveningen’in kollarında uluslararası bir mahkeme

İnsanın havsalası almıyor bu nasıl muhakeme

Artık adalet dağıtmak bu kentte âdetten

Tabii sıra gelirse ad/aletten

Ha bire diktatör topluyor, ey!

Muazzam koleksiyoncu La Hey

 

Önce sarıdan firar edesi geliyor insanın

Kesilmiş kulağınıza fısıldadıklarıma lütfen inanın

(*) Kuzey Denizi’nin La Hey’deki sahili.

*****

BOSNA HERSEK DÖRTLÜKLERİ

Fotoğrafına boyun eğmiş

Mostar Köprüsü

Akmıyor artık altından

Suların köpüklüsü

*

Oturulmaz hale gelmiş bir evde

Yüzünde bebek odasının ıssızlığı

Gördük Bosnalı şairi

Yine de içimizi ışıtıyordu kelimelerinin ışığı

*

Miyavlayan bir kedi yavrusu gördüm

Saraybosna’nın inadına şirin mi şirin

Gözleri alıntılanmış iki dizesi gibiydi

İçinden savaş geçmeyen bir şiirin

*

Gökyüzü bile es geçiyordu

Bulutları delecekmiş gibi yükselen minareyi, kiliseyi

Bosna’da Allah her şey etsin de

Çocuk ve çiçekçi etmesin kimseyi

*

Kavalını çalarken kısıyor çobanlar

Hatırladıkça otlardaki barut kokusunu

Nasıl kısmasınlar, bastırmış Bosna

Çernobil korkusunu

*

Mayından sorulan arazilerde

Birer giriş tümcesi gibidir talan

Yelken bile rüzgârını şaşırır

Göndere bir bayrak gibi çekilince yalan

*

Su alan gemilerin demirlediği

Bir liman gibiydi yüzü

Adriyatik’in bile

Geceye karışmıştı gündüzü

*

Duvar dibinde oturan ihtiyar

Yıkılmış evlere bakıyor, sönmüş ocaklara

Bakıyor oyuncakları enkaz altında kalan çocuklara

“Buna da şükür” diyor, bakıp bundan sonra olacaklara

*
Bir tek duvarları kalmış evlerden

Hayallerine şartlı tahliye

Nefes almak artık onlara

İkramiye çıkmış gibidir bir talihliye

*

Yaralı bir fil yavrusu gibi

İnliyor yıkıntılar içindeki arp

Dor, re, mi’yi geçelim

Asıl “sol”u unutturdu bu harp

****

ADONİS (*)

a)

Şiir kendini toparlıyor

İçeriye girince ozanların Adonis adlısı

Ayağa kalkıyor bütün sözcükler

La Hey (**) çıkartmasını yapınca

Şiirin o soylu atlısı

b)

Gözlerini kısınca

Sanki bir masalın son cümlesine

Bırakıyor mahcubiyetimizi

Boynunu büken çocuklar gibi

Koruyabilsek keşke masumiyetimizi

c)

Birer piyango gibi çıkınca petrol kuyuları

Rüyalarında ‘kulağı kesik’ tacirlerin, söz açılıyor paralardan

Üzerlerine çocuk bahçeleri bindirildikten sonra kundaklanan

Çocukların çığlığını toplamak Adonis’e düşüyor parklardan

ç)

Ah Adonis! ‘Ker’in üzerine bir çizgi çekince

Yine her yerde ‘bela’ oluyor bu coğrafya ecdadımıza

Ha bire bir yıldırım gibi düşüyor

Bebek ölüleri vicdanımıza

d)

Bir deniz gibi batınca bakışları gözlerinin mavisinde

Boş geçmiyor hiçbir tekne hayallerinden

Hüzün, pike yapan bir kuş olup dalınca kalbine

Yine de usul usul konuşuyor

Sanki hiç Arap Baharı geçmemiş gibi ömründen

NOT: Adonis, şu yaştan sonra

          Dönüp dönüp bize bakıyor

          Hem de

        ‘Dünya, ölüm imal edilen bir tesis değildir’ der gibi

(*) Adonis(1930), dünyaca ünlü Suriyeli şair. Asıl adı Ali Ahmet Sait Eşber’dir. Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterildi. Kendisiyle birkaç yıl aralıklarla La Hey’de iki kez bir araya geldik.

(**) La Hey (Den Haag), Uluslararası Adalet Divanı’nın olduğu şehir. Uluslararası anlaşmazlıklar ve  savaş suçları bu şehirdeki mahkemede görülüyor.

İbrahim Eroğlu

İbrahim Eroğlu (1963) Yozgat, Sorgun,  Bahadın doğumlu. 1980 yılından beri Hollanda’da yaşıyor. Rotterdam Eğitim Bilimleri Akademisi Türkçe Bölümü’nü  ve Inholland Öğretmen Okulu (Hollandaca sınıf öğretmenliği bölümünü) nu bitirdi. La Hey’ de bir ilköğretim okulunda (Hollandaca) sınıf öğretmeni olarak çalışıyor.

Şiir, yazı ve çevirileri: Cumhuriyet, Milliyet, Yasakmeyve, Sincan İstasyonu, SarmalÇevrim, Eliz Edebiyat, Öğretmen Dünyası, Die Brücke, Karşı, Damar, Edebiyat Nöbeti ve Üvercinka gibi  gazete ve dergilerde yayımlandı.

Beşi mizah, altısı şiir, biri de antoloji (Haydar Eroğlu ve Tuncay Çinibulak ile birlikte)  toplam on iki kitabı yayınlanan Eroğlu, yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli şiir ödülleri kazandı.

Yazarın Tüm Yazıları

Benzer Yazılar