Şiiri düşünmek, zamanı şiirle yoğurmak iyidir, güzeldir! Kitabından okumak, içerdiğini, (şimdiden sonraya) taşıdığını merak etmek, müzmin okurluğun sıradan halidir.  Araştırmacılar için şair-okur-şiir bağı, (kimileyin bağımlılığı da...) güncelliğini yitirmez. Yitirmemelidir derim naçizane! Öylesine şiire yoğunlaşma halleri, şu pandemi günlerinde insana iyi geliyor galiba!

Şiire odaklanıp, sıkıntıya, duruma, döneme/ sürece katlanmak, zamanı üretime kazandırmak, bir tür teselli sayılamaz mı? Sorulara yanıt arayışı da sakın züğürt tesellisi sanılmasın! Pandemi ve şiir, maske ve şiir, #evdekal ve tutsaklığa razı ol koşullarına rağmen, edebiyatın estetik derdidir burada zikredilen! Yaşanmış her anın sözcükte karşılık bulması uğruna çekilen çile, harcanan emek boşa gitmez(!) diyen umudu var. Umut da işlevlidir, yararlıdır sonuçta. İnsanın, kentli bireyin, mengenedeki ruh hallerini rahatlatabilir!

 

Pandemi günlerinin hasadı, can sıkıntısının kuluçkaya evirilmesi sonucunda mı gerçekleşir? Pandemi de işe yaradı galiba diyerek, şiirin yaratım, yazım hallerini küçümsemek değil böylesi düşünce beyanı... Yaratıcı birey esinleyen, çalıştıran, yazdıran her koşulu öpüp başına koyar. Ona kim ne der? Yaşananlara koşut yazıyı, yazılı sanatı gündemde tutma gayreti, kitaba yoğunlaşmayı özendiren her olgı/olay, küçük bir girişim fırsatı sayılsın öyleyse! Pandemi, korona virüs, Covid-19, aşı derken ve #evdekal tutsaklığına katlanırken, kitabı bir tür kalkan olarak benimseyenler zararlı çıkmaz okumaktan! Okumadan geçilmiş saatlerde umar yoktur! Özellikle şiir hayatı, hayat şiiri ve insan onuru adına aynı dizede buluşsun!  Orada şirin evi, yuvası da okuyana şifalı gelir büyük ölçüde!

 Kabul, her şiir bir tür dert yumağıdır. Sancı kovanı! Yaratan, yazan/ üreten her ölümlü (yazı kölesi) bilir bunu. Ayrıca, şu da bilinir ki şiire adanmış her birey, imzaladığı eserle vardır! Şiir, dert yumağından çile örmenin söylen(e)memiş adıdır! Hatta her dize, başlı başına her imge, ileti, arayış anahtarıdır. Açacağı dünyaya, çözeceği düğüme, ulaşacağı cevhere güdümlüdür. Bir tür sözcük simyacılığı; ses, ritim, anlam, çağrışım defineciliğidir, etkinliğin amacı... O bağlamda, zikredilen yumağın ve düğümün üzerindeki ucu belirsiz sıkışma, bir nevi, kişinin içindeki ruh topacıdır... Şiirin kurgulanma, çatılma, kurulma evresi hakkında ‘ipucu’ arayıp bulmak, eleştirici kaptan ve/ya tayfa açısından çok zordur o nedenle... Çünkü yaratılma/ yazılma atmosferinin bilinmesi olanaksızdır. Sürecin belirsizlik kozmosudur söz konusu atmosferin yurdu!

Peki, okurun penceresinden görünüm nasıldır? Ne kıvamdadır? Sormakta beis görülmez!

Sormak, okumak ile mümkündür; anlamak, tümüyle anlamak değilse bile algılamakla okumakla başlar... Şiiri okuyan gözlerin bilinç edinme eylemi, kışkırtıp ürettireceği soru, klasik anlamda “doğruya ulaşma” yolu ve yöntemidir o minvalde... Düğüm öyle çözülecektir! Çare çileyi tanımakta, açmakta, aşmaktadır. Zira sorgulamak, yaşantının dinamosudur ve aynı derecede önemlidir. Şiirin düşünce-duygu yoğunluğu ve yaygınlık gücü, okurun sevgi-saygı-kaygı donanımıyla değere bürünür. Öylelikle çoğalır/ yayılır izleğin, imgenin, iletinin anlam tohumu... İnsan yaşadığınca etkindir. Sonuçta birikim, deneyim edinirken, başlar sormaya, şiiri okuyan kişi:

1/ Bu şiir neden yazıldı?

2/ Bu şiir nasıl yazıldı?

3/ Bu şiir nerede yazıldı?

4/ Bu şiir ne zaman yazıldı?

5/ Bu şiir kime yazıldı?

Şiiri, 5N1K saydamlığında görmek, bilmek, yaşamak, okurların doğal hakkıdır.  Gazetecilikte “temel ölçüt” sayılan klasik formül, şiir okuru nezdinde de geçerlidir ve benimsenebilir demek yanlış olmaz. Benimsenmelidir! Yaratıcılığa oradan bakılabilir! Şiirin künyesi denebilecek bu veri-görüntü cetveline yüklenebilir okuma etkileri! Okuyan, bir biçimde soru üretecek, yanıt arayacaktır şiirin metninden... Gerekçesine, kaynağına, estetik yapısına/ içeriğine, işlevine ve amacına ve iletisine, okura ulaşmasına bakacaktır. Bunca dünya sancısı, bunca ülke kararması/ kanaması, şiiri ilgilendirmez deyip kenarda duramaz hiçbir kalem erbabı... Söz konusu duramama huzursuzluğu ile yazılmış şiirlere yoğunlaşmak, zorunluluk değilse de haktır. İlgiyle, itinayla yaklaşılmalı öyleyse; yazılmış, yayımlanmış şiire, o mucizevi metne...

Dertsiz yazı yoktur! Sanatın ana kaynağı derttir desek, abartmış mı oluruz! Yaşantı karışımı/ kaynaşımı un-su ile yoğrulan hamurdaki maya ise sanattır, yani şiirdir, estetik/ inceliktir. Metnin niçin oluşturulduğu, merak edilip araştırılırsa eğer, geri plandaki gerekçeye ulaşılır: Temeldeki yaratılma, yazılma nedenine... Yani, öznenin derdine, hümanist endişesine, zarafet,  incelik, naiflik varır varır sorgu yolu! Okurun ilgi merceği, şiirin kime yazıldığına yönelir daha çok. Ya da öyle sanılır; kimin için yazıldığı, hangi dramatik aşkı, sevgiliyi işaret ettiği konusu kurcalanır. Ciddi bir yanılgı olabilir bu! Metnin içeriği, biçemi, algılanış kolaylığı, yani ritmi, akışı ve ses rengi de özümsenmeyi bekler çünkü!

 

Pandemi yasakları ile belirsizlik gerginliği ortamında, şiir okuru olmak kolay değilmiş meğer! İnsanlığın başına yüz yılda bir gelen bu evrensel felaket (ya da birinci dünya biyolojik savaşı) ölümleri, tarihteki dünya savaşlarında görülen toplam can kaybını aştığı söyleniyor. Dünya Sağlık Örgütü ve dev haber ajansları yalan söyleyecek değil ya! Gerçek veriler ışığında yaşam sancısı ölüm korkusundan beslenir. Bedenin ve ruhun sancısını anlatan ise sanattır. Sanatın, edebiyatın, en başta da şiirin ölüm-kalım gerçekliği ve dirim-doğa imgesi ile dil kurması, sürecin göstergesidir. Bir bakıma olağan sonucu... Koşulların ve gerilimin, endişenin akışı da öyle... Özetle: Kitapların hayattaki varlığı ve okuma seansları, dirimi-doğayı savunma eylemidir, her zamankinden çok!

 

Geçilmekte olan dönemin sanatı, edebiyatı, şiiri, öyküsü, müziği, sineması, bugünden yarına izler taşıyacaktır. Zamanın belgesi daima sanatsal yaratım/ üretim aracıdır çünkü. Anlık değilse de közü-külü bitmeden yazılır! Pandemi günlerinin kaydı, ölümle, ölüm korkusuyla ve ona bağlı can sıkıntısından oluşacaktır büyük olasılıkla... Yasaklı koşullarına direnme, evrensel yankılar taşıyan yapıtlarında, endişenin, belirsizliğin ve korkunun başat izleği olacak herhalde. Geleni varsaymak kehanete bağlanamaz o nedenle.

İnsanlığın, sorulara ve sorunlara, sanatla yanıt aradığı 5N1K labirentinden çıkışta, şiirin de dirim-ölüm çelişkisine (çatışmasına) tarihsel simya işaretleri bırakacağına kuşku yoktur. Şimdinin yapıtları, şimdinin tepki ve etkileri söylenmiş sözlerden kurulu soyut örgütlenmedir, evet, ama somut karşılıklar, görüntüler, beyanlar ile bezelidir. Yaşamın üstünlüğü, insana ait duygu düşünce bulutlarının anlam öbeği halinde gölge bırakmasıdır: Ölümü, yokluğu, hiçliği galebe çalmasıdır. Sanal (internet) ve somut (fiziki) eser/ yapıt meyvelerinin gövermesine ortam-oylum sunması da yadsınamayacak yaşam üstünlüğüdür.

Bir yıl öncesinden beri insanlığın başına çullanan koronavirüs etkileri/ yankıları, geleceğin sayfalarında/ sahnelerinde/ seslerinde ve simgelerinde sürüp gidecektir. Olabildiğince çok insan sağ olur, görür diyelim. Umut biricik sığınağımız!

Mudanya, Şubat 2021

Benzer Yazılar