Yaşamın kirine bulaşıp, güzel kalabilen kutsaldır/Lokman Kurucu -665 Çocuk ve Şeytan-


  Lokman'ın şairliği bir ters köşe şairliği ,şiiri bir zeka şiiridir; o ne "ben de sendromundan çıldırmış , her şeye yetişmeye çalışanlardandır; ne herkesi kapsama -seslenme -duyurma kaygılarıyla kötürümleşenlerden;ne de kavramlar arasına yerleştirdikleri tirelere gömülenlerden. Mitolojik karakterlerden kutsal kitaplara, ilk günden günümüze Var oluş'un bütün handikaplarına ve öykü kuruculardan bozucularına ustalıkla sürüyor atını. Şeytanın içinde yürüdüğü her şeyi bir yıkımla beraber gelecek  birleşme anı gibi görüyor. Hayat bir sayılar, simgeler labirentidir.

Lokman sayılara bir de verileni evirip çevirip kurcalayan, kırıp parçalarken yeniden onaracak kıvama getiren bir çocuk gözünü- gönlünü ekleyerek oyunu bir rizikoya dönüştürüyor.

            Kitap dört bölümden oluşuyor/içtima/fısıltılar kitabı/665/hiçliği dinle

Kitabında alıntılara yer vermemiş, tarihi karakterle sözleyecek sözü var ,gözü kara, , tarihe mal olmuşları bile sorularıyla yeniden sorgulamaya götürüyor.

Freud; her tanrı anneye verilmiş sözdür, bozmak şeytan ister./Kafka; en ustaca cinayetleri anneler işler./Balzac; ağaç yaşken eğilir büyüyünce kırılır./Tolstoy; çıkışlarını sen yarattın inişlerini sevmelisin bu yüzden./Bakunin; bitsin diye beyninde dinmeyen çekilsin diye ruhunda kirli perdeler-atlara binmelisin çocuk kara kızıl atlara/Edip Cansever; anla çocuk birşey yok ama yok gerçeğinle yokluğun arasında kelimelerden başka.

Şeytanın

Narsis İçin

Fısıldadığı

I.

durmadan okşadığı yan cebinde

cennetten bir boşalma anı

tanrıdan çekilmiş durmuş

gözleriışıklarca kapalı bencillik

gözleri karanlığa açık durmuş

dudakları bir ömre ihtiyaç duymadan ölü

dudakları hayata yapışık durmuş

iman!bildiği bir şey var içinde

umut!anlatılacak bir gün aşk üstüne (sayfa 23)

            Şeytan kimdir? Boyun eğmeyi reddetmiş ,kovulmayı ardında bırakmayı başarmış herkes. Mitolojik varoluş hikayelerinden kutsal metinlere varoluşu yeniden yıkarak kendine bakmak; Adem'e -narsistte- aşığa- İsa'ya karanlık merhamete -kadına-suya -kendi aydınlığında boğulanlar için –diyor

Çocuğa Masal

...

çoban ölecektir

ya da yaşadığını sanacaktır bir nehrin soğukluğunda

tavşan gidecektir

tek başına ölecektir kayıp ormanında

bedeninden çoban kılığında bir ruh çekilecektir

karanlığın tanrısına(sayfa 45)

            Boşluğun içinde ilerlemenin nasıl zor olduğunun farkında ama boşluğun olanaklarının da farkında..Sistem kendini devam ettirmek için çocuğa çalışır,Sistem kimdir?Anne özelinde devamlılığı sağlayan her üretimdir. Şeytandaki çocuğu ve çocuktaki şeytanı konuşturuyor.Yoklukla gerçeğin arasında birşey yok aslında.

-Ne güzel suçtur öfke-

Lokman Kurucu’nun kaşığında ısınan şiir; onlardan olma olduğumuz tüm iktidarların kasıklarımıza bindirdiği hep kanayan korku elementlerini, suçla ensest anısı olan tüm uzamı, o kutsal kitapları, sağ ele yüklenen tüm başlangıçları yakıyor… yaktıkça kül-külden gelecek arınma ve özgürleşecek ruhun bahşettiği umut kitap boyunca gezip duruyor damarlarımızda.

Yaşamın kirine bulaşıp, güzel kalabilen kutsaldır dedirtiyor şair yolculuğunda naif kalabilmiş elleriyle. Çocuk ve ejder kapıyor birbirinden kalemi.

               Dört bölümden oluşan kitabında sondan başa yürüyerek öfkeyi yaratan etmenleri ve sevme gerekçelerini flashbacklerle anlatıyor. son bölümde çocukluğuna, doğduğu yere göndermelerle bizi retrospektif sergisinde gezdiriyor.

              Öyle kelimeler kullanıyor ki; korunaklı kıldıklarımıza tutunan, canlı, her an kafasına sıkabilecek, her an pencereden bedenini bırakıverecek veya çocuk gibi her an oyundan küsüp gidebilecek.

Birinci bölüm Ne güzel suçtur öfke şiirinde yaratılan bu düzenin böyle gitmeyeceğinin ipuçlarını altı sembolüyle veriyor. Uyumsuz ve öteki ilan edilen her şeyin büyük resimde bir araya gelerek tanrının kendine yardım dilenecek noktaya geleceğini adım adım anlatıyor.

aşağıda bir beden adı altı
yokluklar donmuş ağzında
yanında sarı poşet içinde cennet yapışkanları
çekilse Azrail kuşları içilse İsrafil şarkıları 
hiçbir altı göremeyecek bir leş

İsa, ezik İsa, gel gör üçün altı
bu kefede babanın adı altı!

Sözcüklerin gövdesini, kemirgen göz sürülerini, paranın organlarını, absürd haz nesnelerini tüm duyu organlarımıza görünür kılıyor şiirlerde ilerledikçe. An geliyor her şey ayaklanıyor.

Mekânlar, konuşulanlar şahlanıyor.

Tarlabaşı’ndan bildiriyorum sayın altılar
pencere önünde titreyen elim değil evrim
ve sabah-sabah ne güzel bir suçtur öfke!

Bir recm meydanının çılgınlığı, cezalandırılanlar arttıkça cezaya dönüşen kitlenin insanlardan olma bedenini, taş atıkça kitleden kopuk yapamayacak kadar korku giyinenleri, pıhtılaştıkça akan kanın etrafında oluşan coğrafyayı anlatıyor extacy çiko şiirinde.

Çiko çık
sırtlarına binelim zebanilerin
devriyelerden dayak yiyelim
çık bu kez kentin ortasında
boynumuzu keselim

hadi çık yiyorsa
piç
bu kez beraber ölelim

Mendil satan çocuklar korosu şiirinde hep doğu olan yanağını uzatıyor.

Bunun rahatlığıyla vuruyor karşıdaki.

örme patiklerimiz daraldığından beri açlığın
kezzap tadı damlar masumiyetimize
delik deşik olur patiklerinden taştığımız ülke

İkinci bölüm bak bunlarında yok elleri diyerek

Seks işçisi, anne ve transseksüel üzerinden cinsiyete, anneliğe ve transseksüelliğe değinerek bedenimizde eriyen erkeği veya kadını, cinsiyete yüklenen tüm ağırlıkları ve bu ağırlıklar içinde nefes alamaz duruma düşmenin kaderini, günahlar çoğaldıkça artan namaz rekâtlarını irdeliyor. Kimliği; ellerimizin nasıl karakterinden uzaklaşarak tuttuğunu, kendi irademizin yok edildiğini anlatıyor.

bir fahişe:

çıktım senden çoktan beri

içinden çıkan kardeşlerim gibi

anne uzak dur yakınıma

bak yok kızının da elleri

Üçüncü bölümde ölünüz lütfen diyerek öğretmenden başlayarak hayatımıza dâhil olanların sırtımızda nasıl büyük bir kambur oluşturduğunu, ben bir saatten geri döndüm diyerek zamanın eksilmekle geri dönmekle başladığını vurguluyor.

çünkü külle durur yaşamak

yalanken bu kadar donukken

külle bırakır şiiri sağ elim
 

belkiler ile beklediğimiz

muammaya akarken

durur ve yazamadıklarını külle açıklar

bir yerde silinmeniz gerek
kendime varmam için

 

dördüncü bölüm kendine yardım et tanrım

gezi parkını, hiç gelmeyecek olanı, çağrılmayan kayıp yönlerimizi çağıran cumartesi annelerini, orda hep uzakta duran köyümüzün, geçmişimizin tükenişini, ülkede yaşanan birçok soruna hiçbir sloganik dil yüklemeden, ustaca anlatıyor bize.

yırtarak can çekişen annesinin karnını

’ölene dek

dil

ölene dek

dil!’

                                                           

Benzer Yazılar