DAĞINIK ATLAS ÜZERİNE SERKAN ÖZER İLE SÖYLEŞİ (EKREM ACAR)


Ekrem Acar: İkinci şiir kitabın Dağınık Atlas’a geçmeden önce, genel olarak şiir ve günümüz uygarlığı-edebiyat ilişkisi üzerine düşüncelerini merak ediyorum; izninle bu konularla başlamak istiyorum sorularıma. Damardan girmek arzusundayım: Şiir eskisi kadar okunuyor mu sence? Başka bir ifadeyle can çekişen bir edebiyat türü mü şiir?

 

Serkan Özer: Öncelikle bu nokta atışı soru için teşekkür ederim. Şiirin ülkemizde her zaman için okuru vardır ve olacaktır da elbette. Can çekişiyor mu derseniz bence değil. Ama şiirin eskiden, şimdikine kıyasla daha çok okunduğunu ve ona daha fazla değer verildiğini üşünüyorum. Geçmişte, içinde bulunduğumuz dijital ortamın var olamamasından dolayı insanlar, şiire -ve elbette diğer edebiyat türü eserlerine- ulaşmak için emek veriyor, para harcıyor, kitapçılarda, o kitapların dünyasının içine giriyordu. Kısacası bir şeye ne kadar çok çaba harcanırsa, süreç içinde kıymeti de o oranda artıyor.  Ayrıca günümüzde, şair ve şiir sayısı geçmişe oranla daha fazla üstelik. Yani okunma oranını artırması gerekiyor değil mi bu durumun? Ama tam tersi bir sonuç var maalesef ve bunun böyle olmasının, insanların çoğunlukla sadece kendi şiirlerini veya kafasında belirlediği şairlerin şiirlerini okumasından kaynaklandığını düşünüyorum. Mesela bir dergiyi sadece bir şair için alan insanlar biliyorum. Sosyal medyanın da bu durumda payı var elbette. Sosyal medyada alınan beğenilerin, emojilerin şiirin önüne geçtiği kanaatindeyim. Eskiden sadece dergiler, kitaplar ve hayallerimiz olurdu şiiri okurken. Şimdilerde ise görsellerle, seslerle donatılmış şiirler, hayallerimizin önüne geçiyor sanki. Bu durumun da, günümüzde şiirin daha az okunmasına neden olduğunu düşünüyorum.

 

Ekrem Acar: Dijital ortam, sosyal medya dedik… Peki şiir için bir yayın ve/veya okura ulaşma mecrası olabilir mi burası? Ya da daha geniş açıdan, şiir-sosyal medya ilişkisine nasıl bakıyorsun?

 

Serkan Özer: İnternet; doğru kanallarda olmak kaydıyla, okura ulaşmak için uygun bir mecra olabilir günümüzde. Hele ki pandemi sürecini de düşünürsek, internet okura ulaşmak için, neredeyse ilk tercih oldu diyebilirim. Ama kitapçıların birer birer kapanması da çok üzücü… Ekonominin, her yerde olduğu gibi burada da etkili olduğu bir gerçek… Kendi adıma sosyal medyada şiirlerimi Şiir Postası adlı grupta paylaşıyorum ve oradaki şiir okurlarının düşüncelerini önemsiyorum. Şiir üzerine konuştuğumuz anlar ve sözler çok kıymetli. Kitap çıkaran bir kişinin, daha geniş bir okur kitlesine ulaşmak için sosyal medyayı tanıtım aracı olarak kullanmasına karşı değilim. Çoğunlukla kendi imkanlarıyla kitaplarını bastıran kişilerin, tanıtım için sosyal medya dışında başka şansı pek yok gibi görünüyor.

  

Ekrem Acar: Bazı şairlerin geleceğe kalma dürtüsünün çok güçlü olduğu görülüyor; sanki en çok da bunun için şiir yazıyorlar… Bazı şairlerin ise, daha fazla kesim tarafından okunma isteği güçlü sanki… Bir kısım şair ise, ne geleceği ne de okuru önceliğe alıyorlar, adeta şirin kendisi, dilin kendisi için yazıyorlar; özgün bir şiir dili oluşturmak her şeyden önemli onlar için… Peki Serkan Özer’in en öne çıkan yazma nedeni nedir?

 

Serkan Özer: Geleceğe kalma dürtüsü ile şiir yazmayı hiçbir zaman benimsemedim. Geleceğe kalma dürtüsüyle yazılan şiirlerin çok samimi olmadığı kanaatindeyim. Bırakın şairin geleceğe kalacağını okur belirlesin. Bu dürtünün insana çok hata yaptıracağı kanaatindeyim. İlk kitabımı, şiire başladıktan 20 yıl sonra çıkarırken tamamen hatıra kalmasıydı amacım. Hatta kardeşimin teşvikiyle oldu bu. Belki de hala sadece dergilerde şiirlerimi yayımlamaya devam edecektim. Ne geleceği, ne de okuru dikkate almamak da doğru değil elbette; bir bütün olarak tüm bunları yoğurabilen şair bence hem özgün dilini oluşturacak hem de şiir için yeni akıntılar getirecektir. Şairin kendisini rahat bırakmasını burada önemsiyorum. Benim öne çıkan yazma nedenim tamamen okurlarla, dostlarla ve minicik öğrencilerimle paylaşımlardır. Geleceğe kalacaksak ne âlâ… Benim öne çıkan yazma sebebim içsel devinimlerimde ve hayatımın her anında şiirin yer alıyor olmasıdır.

 

Ekrem Acar: Hem Türkçe’de hem başka dillerde senin şairlerin kimler?

 

Serkan Özer: Ece Ayhan, Edip Cansever, Turgut Uyar, Haydar Ergülen, Küçük İskender öncelikli olmak üzere; Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Ahmet Arif diyebilirim. Başka dillerde ise Lorca, Arthur Rimbaud, Charles Baudelaire okumayı severim.
 

Ekrem Acar: Şiirimizde hep gündemde olmuş bir akım söylemi var. Örneğin Garip Akımı, İkinci Yeni, Toplumcu Gerçekçi şiir, 80 Kuşağı şiiri… Ne düşünüyorsun bu akım odaklı tasnifleme ve tanımlamalarla ilgili?

 

 

Serkan Özer: Tüm bu akımların şiirimize güzellikler kattığı düşüncesindeyim. Bir futbol takımının ilk 11’i gibi görmekteyim tüm bu akımları. Her mevkiden şairlerimiz, şiirlerimiz var. Kalecisi, sol beki, sağ beki, orta sahası ve golcüleriyle renklilik var; ne güzel. Tasnifleme veya tanımlama konusuna pek sıcak bakmasam da zamanın getirdiği bir şey olduğu kanaatindeyim. Her akım kendinden önceki akımı geçme derdinde olmuşsa da, bana göre hepsinin birbiriyle bütünleştiği şiirler de çok.

 

Ekrem Acar: Şiir kaynakların nelerdir? Başka sanat-edebiyat türlerinden beslendiğini düşünüyor musun?

 

Serkan Özer: Şiirin kaynağı, insanın ve yaşamın kendisidir öncelikle. Filmler, müzikler, sanat tarihi, coğrafya ve edebiyatın birçok türünden beslendiğini düşünüyorum.

 

Ekrem Acar: Şiiri yaşamından içinden bir duyguya ya da nesneye benzetmek istesen; neye benzetirdin?

 

Serkan Özer: Şiiri bir nesneye benzetmek istersem çaya benzetirdim herhalde. Çay içilen mekanlara, şehirlere özellikle. Stresin en yoğun zamanında, sevgiliyle, dostlarla içilen çaya benzetebilirim. Şiir benim her anımda var; çay da öyle.

 

Ekrem Acar: Gelelim ikinci şiir kitabın Dağınık Atlas’a… Şubat 2021’de yayınlandı, henüz dumanı tütüyor. Bu kitabını tek bir kavram ya da duygu ile imle deseler; ne derdin?  

 

Serkan Özer: Dağınık Atlas için “sadelik” kavramını kullanabilirim.

 

Ekrem Acar: Dağınık Atlas, hatta genel olarak senin şiirin, sokaklarda, ev içlerinde, çatılarda dolaşan; kuşlar, kediler ve çiçeklerle, şehirlerin sadece insanların yaşam alanı olmadığını hatırlatan, yaşamın kanlı canlı kısmının hüzünlü bir şiiri; ne dersin?

 

Serkan Özer: Yaşamın tüm öğeleri derim. Yaşam için, insanın göz önünde olduğu kadar saklandığı, kendine döndüğü yerler de önemlidir. Hüzün de burada hep oluyor. Çatılar, kuşlar, balıklar ve çiçekler, insanların yalnızlığının olmazsa olmazlarındadır. En azından benim için öyle.

 

Ekrem Acar: İmgeleme tarzın, alışılmış nesne-canlı ilişkisinin ötesinde; seviyorsun sanki okurunu zorlamayı? Örneğin “bir âlem şiir” başlıklı şiirinin girişi: “biz bir şiir yazar/damdan düşürürüz akrebi”… Ya da “ölünebilme kuralları” şirindeki “bir evin çatısı/yanlış bir kiremitle ağlamalı bölünür” dizeleri… Örneğin “kayıp atlas” şirindeki “evimizin çatısı yük tutar kolsuz/kuşlar, uçurduğumuz gökler kadardır” ya da “kara” şiirindeki “bilir misiniz her tülü pencereli sananlar/sözlerini gömüp, esas soruyu neden yanıtlamazlar”…

 

Serkan Özer: İmgelemede kolay gibi görünen ama okuru zorlayan şiirlerim var, doğrudur. Elime şiir ile alakalı ne geçse okuyorum. Şiirin bu gizemli dünyası, benim şiirlerime de yansıyor. Üç dizelik, hatta tek dizelik şiirlerim de var Dağınık Atlas kitabımda. Tek dize bile olsa okuru düşündüren, farklı dünyalara çıkarım yapmasını sağlayan şiirler yazıyorum ya da bunu amaçlıyorum.

 

Ekrem Acar : “çiğ” şiirinde, çiy sözcüğünü bilinçli bir şekilde “çiğ” olarak kullanıyorsun, bu bana önemli geldi… Bunu konuşabilir miyiz biraz? Başka örnekleri de var mı bu tarz kullanımının?

 

Serkan Özer: Teşekkür ederim bu ayrımı yakalamış olduğun için. Benim için de bunu duymak çok anlamlı. Bu durum kimilerine kelime oyunu gibi gelebilir ama değil. Hatta yanlış yazmışsın diyenler de oldu. İnsanların ön yargılı şiir okumalarını anlayamıyorum. Şiire belli kalıplarla bakmamak lazım… Mesela kitaptaki bir şiirimde, Ali Arif değil de, “arifali” kullanımım da buna benzer. Daha da var ama “Dağınık Atlas’ı eline alan, okuyan bulsun, bize de söylesin” derim

 

 Ekrem Acar: Ben Dağınık Atlas’ta, illa “bir âlem şiir”, “ölünebilme kuralları”, “zayıf”  ve “kayıp atlas” diyorum; sen ne dersin?

 

Serkan Özer: Seçmiş olduklarının altına imzamı atarım ve “coğrafya dersi” adlı şiirimi de eklemek isterim ama tüm şiirlerin ayrı bir macerası var, bunu da unutmamak lazım…

 

Ekrem Acar: Kitapta dört şirinde ithaf var ve bunlardan birisi de, dünyada 4 bin kişide görülen Locked-In Syndrome rahatsızlığından dolayı yıllardır hareket edemeyen ve sadece gözleriyle konuşabilen ressam ve fotoğraf sanatçısı Ali Arif Ersen’e ithaf ettiğin “arifali” şiirin… Bu konuda bir şeyler söylemek ister misin yoksa “arifali” şiiri yeter mi dersin?

 

Serkan Özer: İthaf şiirleri önemsiyorum belli ölçülerle tabi ki. Yaşamın içinde olan her şey demiştik ya burası da öyle. Ali Arif Ersen’e sadece şiirin başlığındaki “arifali” demem bile bence her şeyi anlatıyor. Yaşamı ve mücadeleyi önce ona sormak lazım. İyi ki var.

 

 Ekrem Acar: “ece baba yaşa kale” şiirin, Ece Ayhan ile ilgili ya da onu yad etme amaçlı sanırım… Türkçe şiirin belki de en tartışılan şairi desek abartmış olmayız sanırım Ece Ayhan için… Ne düşünüyorsun onun şiiri ile ilgili; sana neler hissettiriyor?

 

Serkan Özer: En sevdiğim şehir Çanakkale’ye bir de Ece Ayhan eklenince ve şiire de Çanakkale’de başlayınca… Sanırım yaşamımdaki en önemli parçalardan birisi Ece Ayhan şiiri. Aşağı yukarı her dosyamda ona ithaf, bazen doğrudan bazen de dolaylı olarak var. Tartışılmış olması çok güzel bence. Suya sabuna dokunan şiirler hep konuşulur. Kişilik özellikleri, üslubu vs. bu benim odak noktam değil. Bu durum sadece Ece Ayhan’a özel de değil. Ülkemiz şiiri için çok özel bir şair olduğunu düşünüyorum. Onu tartışanlardan, seven de sevmeyen de, Mor Külhani, Yort Savul ve Meçhul Öğrenci Anıtı şiirini neredeyse ezbere biliyor. En güzeli bu değil mi Sevgili Ekrem Acar. Ayrıca geleceğe kalmak sanırım bu olsa gerek.

 

Ekrem Acar: “koş kişot”tan, “dağınık atlas”a; peki sırada ne var?

 

Serkan Özer: Sırada iki dosyam daha var, birisi bitti diğeri de bitmek üzere. Ama şimdilik erken… Maalesef bu konuda da ön yargılar var ülkemizde.  Biraz daha demlensinler diye beklemekteyim. Belki sonrasında da mesleğimle de alakalı olduğu için bir çocuk şiirleri kitabı çıkarabilirim. Yarım kalan Yarabandı dergimizi tekrar çıkarabilirsek çok da mutlu olacağım…

Bu güzel söyleşi ve nokta atışı sorular için teşekkür ederim sevgili Ekrem Acar.

Ekrem Acar: Ben teşekkür ederim sevgili Serkan Özer. Kitabının özellikle kendi okuruna bolca ulaşmasını diliyorum.

Benzer Yazılar