"Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, ama duyulmak üzere oluşmuş müzik ile söz arasında, sözden çok müziğe yakın, ortalama bir dildir". diyor Ahmet Haşim.Sembolist, gizdökümcü bir şiiri var Nurgül Sedef'in.Geçmişten, somut olaylardan bahsetmeden eşyanın ve imgenin gücüyle bize iç atmosferini hissetiriyor. Dışa bağıramayan, sözcüklerle öfkesini gösteremeyen, dünyayla bağlantısını insansızlaştırmayla, nesnelerle konuşarak ve konuşturarak kuruyor.Şiirinin müziği çok bohem,mecazlarla dolu kapalı bir anlaltımı var.

 

bir de adamım var arakavrukluğu idam

yaz yağmurlarında kışlar başı

kapı aralarında küskün konuşmalar

döl tutan kadınların şakak terleri

bakire sandık kokusu

dahildir rüyasına

onu da aşkla...(mızıkası kadın-sayfa 11)

 

            Saçlarını kesen kadın artık gitmeye karar vermiştir. Kadınların  saç telleri uzadıkça hayatla bağları kopmaz hale gelir.Bu yüzden saçlarını kesince çoktan vazgeçmiş ve yola çıkmış olurlar.

Sanrılar içinde hayvanlar, bitkiler ve nesnelerin içindeki uzamı hissettiren çarpıcı birleştirmeleri var.Nesnelere hitap ederken; kendiyle konuşmaya, kendiyle uzlaşmaya, söz geçirmeye çalışıyor.

 

yanık ellerim uzlaşmadı ateşteki suyla

peki kapansın kepenklerim

dağılsın gözlerimin gazelleri

örtülsün

örtüsün artık

mezarımın toprakları

orda ruhumu okşasın istedim

cehennem cenabetleri

gözlerime karışsındı korkak pınarlarım(benim atlarımın sahici arabaları vardı-sayfa 18)

 

            Torino Atı – The Turin Horse-filmi Nietzsche’nin 89 yılında yaşadığı bir olaydan yola çıkıyor. Kırbaçlanmakta olan bir ata sarılan Nietzsche, olaydan sonra iki gün boyunca hareketsiz yatıyor ve sonrasında 10 yıl süren bir sessizliğe bürünüyor. Bu sessizlikten önceki son sözü ise: “Anne, ne aptalım!” oluyor. Filmin yönetmeni Bela Tarr, bu bilgileri bize siyah ekran üzerine yazı ve dış sesle verdikten sonra,bizlere atın ve arabacının sonraki yedi gününü gösteriyor.Nurgül Sedef'in şiirininde bu filmdeki gibi kuvvetli ve etkileyici görsellik var. Siyah beyazın müthiş etkisi kitap boyunca beni sarmaladı,gerçekten Torino Atı filmindeki o at bütün yorgunluğu ,tekrarı ve varolmanın ezici ihtişamıyla yol aldı kitap boyunca.Tabi burda yorgun olan sadece o at mıdır?Ya da Nurgül Sedef'in kitabına dönecek olan yorgun olan sadece bu sembollerle iç çığlığını anlatan şair midir?Değil.

Şer bize dünyanın da nasıl yorulduğunu, nesnelerin içinde biriken şahit olmanın yükünü,hüznünü,katmanlarını ve katılığını da hissettiriyor.Yorulmak insanı sertleştirir.Tam göğsünün ortasın tecrubelerden güzelleşmiş kocaman bir nasır var bu kitabın.

 

ağzım

ah!ağzım hareketli nesneler yatağı(yusuf-sayfa 42)

            Şiirin,şairin ağzı yutmak zorunda kaldığı sözcükler,hayeller,geriye dönememenin ızdırabıyla dolu. Hayatının kişilerinin adını vermeden, her birini bir nesnenin ruh durumunda mühürleyerek,yazıyla su serpmeye çalışmış yüreğine.

Benzer Yazılar