"Vadi" Üzerine Barış Özer İle Söyleşi -Hüreyra Oflaz


 

Vadi öykü kitabı Şubat ayında Klaros yayınlarından çıktı. Birbiriyle bağlı sayılabilecek dokuz öyküden oluşan bu kitap mekân olarak Doğu Anadolu ile Doğu Karadeniz arasında sınır da sayılabilecek Çoruh Vadisini seçmiş. Vadi ismini almasının nedeni de buymuş aslında.  Tanıtım yazısından gördüğümüz kadarıyla yok olmak üzere olan vadinin asıl kahramanı vadinin ortasındaki tuhaf yapılı karmaşık bir ev. Bu evin içindeki sesler ve görüntüler. Yazar Barış ÖZER’ le kendisi ve Vadi ile ilgili bir söyleşi yapacağız.

Öncelikle bize kendinizden bahseder misiniz?

Adım Barış Özer. 1985 Niğde doğumluyum. Aslen Artvinliyim ama ilkokuldan üniversiteyi bitirene kadar Erzurum’da yaşadım. 2008 yılından beri de Tekirdağ’da Türkçe öğretmenliği yapmaktayım. 

Klasik bir soruyla devam edelim: Yazmaya ne zaman başladınız?

Yazmaya ne zaman başladım inanın bilmiyorum. Yani okuma yazmayı çok erken öğrendim. 5 yaşında falandım. Sanırım o zamandan beri de hep bir şeyler yazma isteği içimde vardı. Bunlar ne zaman derli toplu oldu, ne zaman bir biçime girdi çok emin değilim ama emin olduğum bir şey varsa o da şudur ki yazıya geçirilmiş, cümle haline getirilmiş her şey çok fazla ilgimi çekiyor. Öyle birden bire olmadı sanırım o yüzden zaman içinde kendiliğinden gelişti.

Vadi yayınlanan ilk kitabınız. Daha önce yayınlanmış bir eseriniz var mı?

Vadi basılı olan ilk eserim. İlk kurgusal eser diyelim. Daha önce çeşitli platformlarda, dergilerde yazılarım yayınlandı. Çağımızın bu yönünü seviyorum aslında çünkü söyleyecek bir şeyleriniz varsa illa ki bunun bir kitap halini almasını beklemeden kendiniz yayınlayıp tepkileri alıyorsunuz. Bu süreçte de yazmaya devam etme ya da etmeme kararı veriyorsunuz.  Bir anda çok fazla popüler olabiliyorsunuz. Örneğin Akademisyen Ceren Damar öldürüldüğünde boş bir dersimde oturup üç paragraflık bir yazı yazdım. Derslerim bitip eve geldiğimde Türkiye’nin her yerinden mesajlar gelmişti. Yazı benim sosyal medya hesabımdan çıkmış yüz binlerce kişinin okuduğu platformlarda yayınlanmıştı. Ancak bu yaptığımız tam olarak edebiyat olmuyor. Edebiyat yapmak istiyorsanız daha derin bir çalışma içine girmeniz gerekiyor.  Vadi de benim için böyle bir çalışmanın eseri. Uzun bir çalışmanın ürünü ve günlük tüketilecek bir şey değil.

Peki, Vadi bize ne anlatıyor?

Size bir şey anlatmaktan ziyade hissettiriyor.  Kimsenin bilmediği bir yerde Erzurum ile Artvin arasındaki bir karayolunda farklı zamanlarda geçen öykülerden oluşuyor. İçinde çok farklı karakterler var. Suçlu, katil, çocuk, kadın ama hepsi o coğrafyanın insanı. Özellikle bir şey anlatıyor mu diye sorarsanız okura bir coğrafya tasviri veriyor.  İnsanıyla, acılarıyla, dağlarıyla bir coğrafyayı anlatıyor.

Okuduğum kadarıyla biraz hüzünlü bir kitap. Sizce biraz ağır olmamış mı bütün o karakterlerin yaşamları ölümleri ajitasyon gibi düşünülebilir.

Elbette öyle de düşünülebilir. Dram Halkımızın sevdiği bir şeydir ama benim amacım çok satmak ya da duygu sömürüsüyle bir şeyler elde etmek olmadı hiçbir zaman.  Öyküleri kurgularken en ölüm teması ana çıkış noktam oldu. Hepsini buna yönelik oluşturdum.  Bunun sebebi de şuydu: milyonlarca yıldır orada duran bir coğrafya var. Orada binlerce yıldır yaşayan insanlar var. Ancak günün birinde birileri gelmiş buranın önünü kapatır buradan elektrik elde ederiz demiş. O arada tek düşündükleri de bu olmuş. Yani bu coğrafya onar için baraj yapılabilecek en uygun alan olarak seçilmiş. Ama benim için öyle değil ki. Oradaki hiç kimse için öyle değil. Anadolu insanı bilhassa Karadeniz insanı toprağına bağlıdır. Doğduğu yerde ölmek ister. Altmış yıl boyunca süren bir cinayet planına tanık olduk biz. Oradaki herkes bu efsaneyle yaşadı. Bizim çağımızda efsane gerçek oldu. Kamulaştırmalar yapıldı, şantiyeler kuruldu. Bir gün bir baktım o çocukluğumuzda çıktığımız dolaştığımız dağlar tuzla buz edilmiş. Zeytin ormanları vardı mesela hepsi yok oldu. Baktım ki oraya bir tesis yapılmıyor binlerce hatta milyonlarca yıldır devam eden bir yaşam döngüsü yok oluyor. Orada yaşayan yetmiş yaşında bir köylü olduğunuzu düşünün. Vadinin hüzünlü yapısının aslında bir kurgudan ibaret olmadığını görürsünüz. Bu yüzden bir ajitasyon söz konusu değil ama bir ağıt var ortada. Öyle düşünün bir coğrafya için yazılmış bir ağıt. Okuyanlar da bu bilinçle okusunlar.

Bu açıdan baktığımızda politik bir kitap gibi duruyor. Öyle mi?

Hayatta politik olmayan çok az şey vardır. İnsan odaklı baktığımızda evet politik ama şu ya da bu ideolojinin savunucusu değil. Edebiyatı propagandadan ayıran şey de budur. Vadi slogan atmıyor, izmler için çalışmıyor. Hiçbir tarafta durmadan ortaya bir gerçeklik koyuyor. 

Daha önce de birkaç haberde iletişime geçtiğimiz için biliyorum Sendikacı kimliğinizle de tanınan birisiniz.

Evet, Eğitim-İş sendikasının yıllardır yöneticiliğini son birkaç aydır da Tekirdağ şube başkanlığını yapıyorum. Ama sendikacı kimliğimi edebi kimliğimden ayrı tutmaya çalışıyorum. Hak arama mücadelesi benim için çok ayrı bir yerde duruyor. Onu sonradan kazandım ama edebiyat içimde hep vardı. Konuşmayı öğrendiğim günden beri belki de. Bu yüzden Franz Kafka’nın o meşhur sözü tam olarak beni anlatır: Ben edebiyattan ibaretim. Başka hiçbir şey olmam, olamam.

Edebiyata bu kadar bağlı olduğunuza göre Vadi tek kitap olarak kalmayacak diyebilir miyiz?

Elbette. Bunu bugünden itibaren bile söyleyebiliriz. Pandemi süreci benim için bir fırsat oldu aslında. Günlük rutinden fırsat bulup yazamadığım ya da yazıp bir araya getiremediğim metinleri toparladım. Hali hazırda bir kitap daha var. Devamı da gelir sanırım.

Peki, bu kitabın içeriği nedir ya da ilk kitapla benzerliği var mıdır?

Tek benzerlikleri türlerinin öykü oluşu. Bunu dışında ne tema ne mekan ne de karakterler açısından bir benzerlik bulunmuyor. Elbette yine Erzurum ya da Artvinde geçen öyküler var ama bakış açıları yaşamları gelişimleri tamamen farklı. Zaten vadi gibi bir kitabı bir kez yazabilirsiniz. Devam ettirirseniz yukarıda söylediğiniz gibi ajitasyona dönüşür. O yüzde tek seferlik bir yapıt Vadi.

Bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Son olarak okura ne söylemek istersiniz?

Vakit ayırdığınız için ben teşekkür ederim. Şunu söyleyeyim ki iyi bir yazar mıyım henüz bilmiyorum ama iyi bir okurum. Bu konuda iddialıyım. Bu yüzden dönüp kendimin okuyacağı şeyler yazmaya çalışıyorum. Okurlar da kitabı alsınlar okusunlar ve mutlaka eleştirsinler. Bir yazar için en faydalı olacak şey kitabının satmasından ziyade okunup eleştirilmesidir.

 

Hüreyra Oflaz
Gazeteci