‘’KUŞLAR YUVALARINDA UYUMAZ’’ ROMANININ YAZARI GÜLAY GÜL İLE SÖYLEŞİ


 

Kimdir Gülay GÜL ? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Samsun’da doğdum. Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi ‘’Türk Dili ve Edebiyatı’’ bölümünü bitirdim. Edebiyat öğretmeni olarak yurdun çeşitli bölgelerinde görev yaptım. Bu bana farklı kültürleri ve uygarlıkları tanımanın yanı sıra farklı kimlikleri de tanıma olanağı sağladı.

Talim ve Terbiye Kurulunda kitap inceleme ve yazma komisyonlarında çalıştığım yıllarda ağırlıklı olarak ders kitapları ve kaynak kitaplar yazdım. Bunları dışında ‘’Kelile ve Dimne’’ üzerine 100 Temel Eser kapsamında bir çalışmam oldu ve bu çalışmam yayımlandı.

Yazarlığımın yanı sıra çeşitli yayınevlerinde editörlük görevimi hâlen sürdürmekteyim.

Yazmaya ne zaman başladınız?

Yazmak, hayatımın her evresinde benimleydi ve iyi ki de öyleydi.

Öncelikle çok iyi bir okur olduğumu söylemeliyim. Çocukluğumdan itibaren okumak bende bir tutkuydu. Okumayı henüz öğrenmemişken annem sayesinde kitaplarla tanıştım. Her akşam ben ve kardeşlerim, annemin bize okuduğu kitaplarla okuma sevgisi edindik. Okur yazar olduktan sonra da bana ilk kitabımı alan yine annemdir.  Özcesi, ben kitap okunan ve hatırı sayılır bir kütüphanesi olan bir evde büyüdüm. Bu okuma sevgisinin beni yazmaya heveslendirdiğini söyleyebilirim. 

Okul hayatım boyunca güncem ile devam eden yazma sürecim, beni en çok istediğim mesleği yapmaya yönlendirdi. Öğretmenlik, bana göre olağanüstü bir meslek. Sınıfa her girdiğinizde, karşınızda geleceğin doktorları, mühendisleri, yazarları, sanatçıları, sporcuları, hakimleri, savcıları gözlerinizin içine bakıyor. Hiçbir meslek size bu olağanüstü fırsatı sunmaz. Öğretmenliğin bana çok fazla değer kattığını ve bu damardan beslendiğimi söylemek isterim. Şimdi ise ilk romanım ile kendimi tamamlamaya devam ediyorum.

Sizi yazmaya özendiren şeyler nelerdir?

Yaşamın kendisi, canlılar ve doğayı oluşturan tüm kavramlar. Mitler, efsaneler, evrensel hikâyeler ve elbette ki bunları yaratmış olan insanlar.

Yazmak bir yetenek mi?

Yazmak tek başına değil ama yazarak anlatmak ve bunu okuyucuya aktarabilmek bir yetenek...  İyi yazmak, yetenekli olmanın yanında yaratıcılık, bilgi birikimi, yaşanmışlıklar ve biraz da acı gerektirir, diye düşünüyorum.

Yazmak, samimi olmaktır. Kurmaca deyip geçtiğimiz her roman aslında yaşadığımız gerçekliğin bir yansımasıdır. Gerçeklere katlanamadığımızda sığındığımız bir başka dünya, yeni bir şanstır.

Romanınızın kurgusuna çalışırken sizi etkileyen imgeler ve esin kaynakları nelerdi?

Benim yazma nedenim insandır. İnsanın var olma mücadelesi, çıkış noktamdır. Kadim hikâyeler, mitler, efsaneler, söylenceler, mesneviler, masallar, halk hikâyeleri yazmak için büyük bir havza ve ben bu havzadan beslendiğimi söyleyebilirim.

İlk romanım, ilhamını binlerce yıldır anlatılagelen ‘’Ashab-ı Kehf’’ hikâyesinden aldı. ‘’ Ashab-ı Kehf’’ ‘’ Mağara Arkadaşları’’ anlamına geliyor. Hangi çağda ve hangi toplumda anlatılırsa anlatılsın bu anlatının temelini sağlam bir inanç oluşturuyor. Bu inanç; hem Tanrı’ya hem Tanrı’nın yeryüzündeki yansımalarına hem de kişilerin kendilerine duydukları inançtır.

Tiplemelerinizi oluştururken nasıl bir yol izlediniz?

Kuvvetlendirmemiz gereken yönlerimizle törpülememiz gerekenleri baz alarak kendini yeniden gerçekleştirebilecek insana odaklandım. Yazgılarına boyun eğmeyen, var olanı kabullenmeyip direnç gösteren ve her koşulda kendini yeniden var edebilen kadınları ele aldım. İyi insan olmak benim için olmazsa olmazdı. Bu bağlamda da romanın kahramanlarından Çoban’dan referans aldım, diyebilirim.  

Romanınınız, kadim bir hikâye olmasına rağmen yakın dönem sosyal sorunları da barındırıyor. Bu bilinçli bir seçim miydi?

Kadın; yaratılışından günümüze kadar kötü bir talihe sahip olduğu sürece, hep bir yerlere sığınma ihtiyacı duymuştur ve duyacaktır. Hangi döneme, uygarlığa, inanışa, ırka ait olursa olsun, yazgılarını değiştirmek isteyen kadınlarla benim aramda geçen evrensel bir hikâye anlatmak hayalimdi. Benim de ait olduğum bu topraklara ait bütün kadın hikâyelerine bir zeyl olsun istedim. Yaşadıklarına tahammülü kalmayıp bir yerlere sığınma ihtiyacı duyanlara bir umut olsun istedim. Okuyucu her satırda kendinden bir zerre bulsun ve bu zerrelerden hayata tutunsun istedim.

Yaşam, onunla başa çıkabilmeyi de bünyesinde barındırıyor ve bu eylemi tarihlendirmek çok zor. Eski ya da yeni yaşamda bu keder hep var olacak ve mücadele bitmeyecek. Umut, atılan her adımda kendini hissettirmeye devam edecek.

Okurlarınıza, kitabınızla ilgili ne söylemek istersiniz?

Okurlarımın romana yükleyecekleri anlamları çok merak ediyorum. Yaşamlarımızın bir yerlerde kesişebileceğine dair bir duygudaşlık oluşturabilmek isterdim. Bu devinimde, kendilerini iyileştirebilecek olanın yine kendileri olduğu bilincini aşılamak amacındayım ki bu da kendine inanmayı ve güvenmeyi beraberinde getiriyor. Bu bir inanç hikâyesi ve neye inanacaklarını en iyi kendileri bilirler elbette. Ben, okurlarıma inanıyorum, sonunda iyilik kazanacak ve kötülük yerini cesurca uçan mutlu kuşlara bırakacak, biliyorum.

Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.