DENİZ DENGİZ MEHMET DÖNMEZ İLE SÖYLEŞTİ


 

Mehmet Dönmez’ in Nisan 2021’de Klaros Yayınları’ndan çıkan ilk kitabı ‘Olay Ufku’ üzerine söyleştik.

1. Öncelikle ilk kitabın hayırlı olsun, umarım okuru bol olur, neler hissediyorsun?

Teşekkür ederim. Garip duygular tabii. Bu ilk kitap sonuçta. Hayatta belli başlı bazı önemli olaylar olur, herkesin bildiği. Bu da onlardan biri gibi. İçsel bir olay da aslında. Bilim ve sanat her zaman merak ve ilgi alanım olmuştur. Sanat olmadan yaşam hükümsüzdür. Sanat, yaşama katmaya çalıştığımız anlamın ifadesidir, içeriğin ne olduğu, nasıl iletildiği değişse de sanat gereklidir. Ben de sanırım bu noktada bir şeyler ortaya koymaya çalıştım. Bunu yapabildim mi bilmiyorum, eğer evet ise ne mutlu bana.

2. Kendini bize kısaca anlatır mısın, neden öykü yazmaya başladın?

 

Önce ‘yazmak’ kısmını açıklayayım. Sonra da ‘öykü yazmak’ kısmını istersen. Yazmak bir varoluş biçimi oluyor. Hiçbir şey olamadığım zamanlar olduğum şey diyebilirim. Yaşamanın bir çeşit yan etkisi de diyebiliriz. Öncelikle günlük, aforizma, anlatı türünde karalamalarım olmuştur. Sonra bir şeylerin öykülenmesi, kurgulanması daha keyif verici hale geldi. Ben küçükken dedemin masallarıyla büyüdüm diyebilirim. Devlerin, ejderhaların dünyalarında çok dolaştım. Bunun da öykü türünü seçmemde etkisi olmuş olabilir. Yaşamın bir kurgu olduğunu düşünürsek kurgu içinde kurgular kurarak o yaşamın absürtlüğünün bir penceresini açıyoruz.

3.Kitabı okuyup bitirdikten sonra şunları hissettim; sonsuz evrende yolculuk yapmak isteyenlere, paralel evrenlerden karadeliklere, hadron ve anti-hadronların, lepton ve anti-lepton çağlarına inanılmaz bir yolculuk, evrenin dört boyutuyla piknik yapmak isteyenler için ideal bir kitap diye düşündüm. Sen bu konuda neler düşünüyorsun?

 

Evet, bazı öykülerde kozmostaki garip durumları metafor olarak kullandım. Bunu hem evren merakımdan hem de iç dünyamızı yansıtabilecek farklı bir yol olabilir diye düşündüm. Bazı şeyler tamamen okuyucunun ne hissettiğine bağlı. Tabi ki her öykünün ayrı ayrı değerlendirilmesi yapılır. Ama genel olarak öyküdeki kahramanlar bir şeyler aramaktadırlar; kim zaman bir mezarlıkta kimi zaman bir hastanede, kimi zamansa bir kara delikte! Yalnızlığın, yabancılaşmanın, çıkışsızlığın, içsel sıkıntıların, arayışların biraz daha farklı bir biçimde ele alınması diyebiliriz. 

 

4.Kitapta on iki öykü var. Benim en sevdiğim “Beşir’in Bir Günü’’ öyküsü oldu. Beşir, çok tuhaf marazlı, hastalıklı ve anti-karaman, öykü de salgın gibi bir durum var sanki.  Yaşadığımız bu pandemi dönemini de düşündüğümüzde neler söylersin bu öykü için?

Bu öykü ilk yazdığım öykülerden biri. Kendisinin ancak hastanede ‘rahat’ edebileceğini düşünen hastalıklı biridir Beşir. Aslında Beşir ismini seçmemin nedeni  Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu/Yasak Aşk eserinde yaşanılanlara tanıklık eden Beşir’in dramıdır. Beşir, aslında kelime anlamı olarak ‘müjdeli haber getiren, güleç yüzlü’ anlamlarına gelse de yaşadığı çağa tanıklık etmenin, gördüğü, bildiği ve deneyimlediği şeylerin ağır yükünü taşır. Onun müjdeli haberi insanın trajedisidir! O yüzden gördüğü, bildiği derecede  ‘hastalıklı’dır da.

Evet. İnsanlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olan bir pandeminin içinden geçiyoruz. Bir virüsün neden olduğu bu salgın birçok şekilde hayatımızı etkiledi. Beşir de kendini hasta olduğuna inandırmış bir anti-kahraman. Ama onun hastalığı ‘bilme’ hastalığı, uyumsuz bir bilinçle uyanır her güne. O yüzden aslında anlatılanlar Beşir’in sadece bir günüdür. Öykünün ismi bundan dolayı ‘Beşir’in Bir günü’ olsun istedim.

5. ‘Olay Ufku’ bir kozmolojik terim mi? Seni bu ismi seçmeye iten şey neydi?

‘Olay Ufku’ okuduğun üzere zaten kitapta yer alan öykülerden birisi. Genel görelilikte olay ufku, bir karadelikte ışık ve maddenin artık kaçamadığı bölgeyi sınırlayan kuşağa denir. Olay ufku, herhangi bir fiziksel incelemede bulunamadığımız bir uzay parçasıdır. Ne olay ufkundan ötesini bilinen yasalarla açıklama olanağı vardır, ne de orada ne olup bittiğini bilmenin bir yolu vardır. İşte bu nokta yani olay ufku geri dönüşü olmayan da bir yerdir aslında. Bir noktadan sonra insan farkında olur ya! Bir şeyler olmuştur! Derin bir acıdır hissedilen. Cesare Pavase’nin de dediği gibi “acı çekmiş kimse artık eskisi gibi değildir” İşte o nokta olay ufkudur. Geri dönüşü olmayan, normal olmayan ve uslamlanamaz şeyler yaşadığımız zaman kara delikte bir sır olacağız belki. ‘Olay Ufku’ ismi kozmolojiden bağımsız olarak insan bilincinin algıladığı olayların ufku olarak da değerlendirilebilir. Bu her iki durum veya yapılacak başka değerlendirmeler de bu ismi seçmemde etkili oldu.

6.Yaşadığın coğrafyanın öykülerine yansımasını anlatılır mısın kısaca?

Yaşanılan coğrafyanın etkileri muhakkak ki vardır. Burada önemli olan şu: ne derece vardır? Bence yaşadığımız ‘coğrafya’ sadece birkaç yüz kilometreden ibaret bir şey değil, koca bir evreni paylaşıyoruz. Güneş hepimizin güneşi mesela. Olaylara olgulara bu pencereden bakmak gerektiğini düşünüyorum. Tabi burada yerelden evrensele ilkesini göz ardı ettiğimi sanma. Evreni anlamaya çalışmakla insanı anlamaya çalışmak ikisi de çok önemli çabalar.

7.Edebiyatta öykücü- okuyucu ilişkisini nasıl değerlendirirsin?

Elbette ki öykü bir aracıdır, öykücü ve okuyucu arasında. Bir kanaldır. Bu kanalın çift taraflı bir etkileşim olduğunu düşünüyorum. Bu kanalın hem kendisi hem de içindekileri ayrı ayrı şeyler iletir okuyucuya. Burada okuyucu okuduklarından çıkaracakları hissedecekleri konusunda özgürdür. Öykücü de aynı şekilde tabii. Benim burada öykücü olarak hissettiklerim önemli, yazmak beni rahatlatıyor. Bir sıkıntı topunun içimde erimesi gibi bir şey bu. Bazı kitapları okuduğum zaman başucumdan ayırmadığım zamanlar olmuştur. Bir histe ‘ortaklaşabilmek’  çabası belki de tüm bunlar.

8. Kısa öykü için neler söylemek istersin?

Kısa öyküler… Kısa ya da uzun olması biraz da iletmek istediği duyguların durumların uzunluğu ile de ilgili olabilir. Ama kısa ve öz anlatabiliyorsan derdini, ne güzel sevgili Deniz. Her tür ayrı ayrı güzeldir. Hani edebiyatçılar arasında söylenir ya “roman evlilikse öykü aşktır” diye. Her ikisinin de yeri ayrı ama şimdilik benim ki ‘aşk’.

Benzer Yazılar