Suriye’li büyük şair Adonis “kadından şair olmaz çünkü kadının kendisi şiirdir” diyor. (Bu sözü, galiba, Adonis’e atfen Hilmi Yavuz yazmıştı, ondan okumuştum.) Biraz romantikleştirme, biraz şu, biraz bu… Ama en nihayetinde bir tespitten öteye gitmeyen bir söz, bu söz. Adonis’in bulunduğu zaman, mekân ve çevresel koşullar, böyle bir tespitte bulunmasına neden olmuş olabilir. Aristoteles de kadınları tam insan olarak görmüyordu örneğin. O günkü koşullar çerçevesinde yapılmış bir tespitti bu. Aristoteles’e göre siyasal bir hayvan olan insan, bir şeylere başkaldırandır, karar alma mekanizmalarına doğrudan katılandır. Bu nedenle de ona göre erkek köleler ya da tüm diğer kadınlar ve hatta despotizm altındaki doğudaki kullar, eksik insandı. Günümüzde ise tartışması bile olmaz ki çok sağlam kadın şairler mevcut. (Kendine “şaire” diyenler hariç.)

 Yazının ne üstteki paragrafla ne de “kız tavlama” meselesiyle yakından uzaktan ilgisi yok. Aklıma Adonis’in bu sözü gelince yazıya bu sözü çürüterek –böyle bir çabaya bile gerek yok gerçi ama- başlayayım dedim. Yazının asıl meselesi ise “tav, tavlama, şiir tavlama sanatı” vb… Malum, bir kadın ya da bir erkek gerekli samimiyet kurulmadan ve koşullar sağlanmadan tavlanmaz ya hani, işte bir şiir de gerekli koşullar sağlanmadan tavlanmaz öyle!

 Yani anlayacağınız “demir tavında dövülür”. Gerekli ısı ve nemi sağladıktan sonra o demiri döver usta. Döver ve istediği şekli verir demire. Şiir için de durum böyle. Hem argo tabirle şiirin kalbine dokunup onu tavlamak manasında hem de o şiiri işleyip o şiire istenilen şekli vermek manasında…

 Peki bu “tav”ın belirli bir süresi var mı? Tabii ki yok. Bir mısradaki bir kelimeyi değiştirmek için yirmi yıl bekleyen şair mi dersiniz, bir günde on şiir yazan şair mi! (Son önerme, kapitalizmin yarattığı tüketim toplumuyla ilgili mi acaba?)

Benzer Yazılar