SERÇE BALADI ÜZERİNE DENİZ DENGİZ AYLİN ÖZER SÖYLEŞİSİ


Sevgili Aylin Özer'in 2020 yılının Ekim ayında Klaros Yayınları’ndan çıkan ikinci şiir kitabı ‘Serçe Baladı’ üzerine söyleştik.

  1. Neden şiir ve öykü yazmaya başladın bunu kısaca anlatır mısın?

Etrafımı çok fazla gözlemliyorum. Sanki sürekli içine kapatıldığımız bir matrixdeymişiz gibi hissediyorum çoğunlukla. Bu yüzden üzerimde/üzerimizde yazılmış bir yazgı varsa bunu edebiyat ile değiştirmek istiyorum. Önce kısa kısa denemelerle başladım aslında, sonra aforizmalar, derken şiir ve öykü. Henüz bir roman denemem yok. Sanırım uzun şeylerden sıkıldığım için bir serçe telaşında yazmayı seviyorum.

2. “Serçe Telaşı” ve “Serçe Baladı” isimlerini taşıyan iki şiir kitabın var.  Sen de bilirsin “serçe, gruplar halinde yaşayan göç etmeyen bir kuştur. Bir serçe asla yalnız değildir. Kentsel yerlerde en çok uçarken ve yiyecek ararken görülürler. Parklarda, bahçelerde, çitlerde...” Kitap isimleri olarak serçeyi seçmiş olmanın özel bir nedeni var mı?

Bu soru bana çok sorulan bir soru aslında. Hem yazar/şair dostlardan hem de okurdan. Evet, var tabi. Ben kendimi hep kentte yaşayan, kendinden göç etmeyi sevmeyen (serçeler göç etmez), pır pır, heyecanlı ve naif biri olarak tanımlarım bu da serçe imgesi ile çok uyuşan bir şey. Önce telaşla yazdım, şimdilerde de baladımı fısıldıyorum serçenin sesiyle

3. Seninle birlikte birçok kez kısa şiir çalışmaları ve minimal öykü çalışmaları yaptık,  hatta ‘Serçe Baladı’ın da yer alan şu dizeleri: “Su giyindim üzerime, sessizliğim bundan.” karşılıklı yazmıştık. Şunu sormak istiyorum ikili çalışmanın kolaylıkları ve zorlukları nelerdi?

 

Hatırlıyorum, ben senden kelime isterdim ve o kelimenin içinde geçtiği kısa durum hikâyeleri yazardım. Hatta bir keresinde senin yaptığın bir resmin üzerine “Fug” isimli öyküyü yazmıştım. Güzel bir çalışmaydı. Ortak çalışmanın bence hiçbir zorluğu yok. Aksine insanı besleyen bir şey… Farklı bakış açıları, düşünceler, imgeler. Bence yine yapmalıyız böyle çalışmalar. 

 

4. Toplumsal olaylara çok duyarlı biri olduğunu biliyorum. Günümüz edebiyat ortamını da düşünürsek bu konu da neler söylemek istersin?

Ben zaten toplumum. Ben/biz olmasak toplum nasıl olacaktı ki? Bu yüzden sorunlar bizim sorunlarımız. Çocuk ve kadın hakları, hayvan hakları, tecavüz, pedofili, çocuk gelinler, kadın cinayetleri... Ben bunlara duyarsız kalırsam yatağa yattığımda uyuyamam. Uykumu kaçıran şey bir imge, bir kitap olmalı. Bir çocuğun öldürülmesi değil!

Yazarak, çizerek, sokaklara çıkarak, gerekirse bağırarak onların sesini duyurmamız gerekiyor. Çünkü birey olmak insan olmak bunu gerektiriyor. Edebiyatçı, felsefeci, şair falan değil önce insan olmak yani.

Ki sanatçı insanlar mutlaka toplumsal olaylara karşı hassas olmalı ve eleştirel bir tavır sergilemeliler. Toplumcu şair/yazar vs anlamında demiyorum bunu. Kimse tek başına değil herkes bir yere ait. Ülküsü, cinsiyeti, milliyeti falan da kastetmiyorum. Benim ütopyamda herkes eşit ve herkes mutlu olmalı. Sanatçı da yeteneği açısından ayrıcalıklı olduğu için sıradan insanlardan (sanatçı olmayanlardan) çok daha fazla duyarlı olmalıdır diye düşünüyorum toplumsal konularda.

 

5. Şiirinde kadın oluşuna ve sorunlarına bakışını merak ediyorum, bu konuda neler söylemek istersin?

 

“Ben kadınım, şiirlerden çok küfürlerde geçti adım.” sanırım misyonum bu. Her zaman kadın sorunlarının arkasında olacağım. Gerek öğretmen, gerek sosyolog gerekse şiir yazan bir insan olarak. Beni bu yoldan ancak ölüm ayırabilir ki; umarım öldükten sonrada dizelerimle ya da yaptıklarımla benden sonra gelenlere yol gösterici olabilirim. Zaten kitaplarım da daha çok kadın ve çocuk sorunlarına değiniyorum.

 

6. “başını alıp giden bir şiir var içimde / ayaklarım: kara roman.’’ diyorsun “adım’’ şiirinde. Bize bu ‘kara roman’ ı kısaca anlatır mısın?

Kara roman=Hayat matematiksel bir ifade olarak bu kadar basit. Ben hiç pembe dünya görmedim ama pembe gözlüklerim var. Hayatı hep olumlamayı seçtim acılar çeksem de! Beni genelde gülen yüzümle tanıyor insanlar. Hatta çoğu zaman : “Bunları sen mi yazdın, bu sen değilsin!” diyenler oluyor. Ben her ikisiyim de aslında. Mutlu küçük kız çocuğu ve acı çeken bir kadın. “Ağrılı geçen bir kadınlığın çocukluğudur yazdıklarım.” diye imzalarım kitaplarımı genelde.

 

7. Sahi, hep çocuk mu kalmak istiyorsun, ‘acıyla olgunlaşmış insan’ diyorlar, Tanrı bilmez mi hep çocuk kalmak istediğimi.’ dizelerinde olduğu gibi?

Mümkün mü Deniz? Eğer öyleyse hep çocuk kalmayı isterdim. Küçük dünyamda küçük şeylere sevinebilmeyi, ölümü / acıyı tatmamayı. O zaman sevdiklerimde ölmezdi. “Vampirle Görüşme” filmi geldi aklıma şimdi. Genç bir kızken ısırılan bir kız hayatı boyunca hep aynı yaşta kalıyor ve sevdiği herkes ölüyor. Ben öyle olmak istemem. Ben çocuk olayım evet ama babam da hep o yaşta olsun. Hastalanmasın, ölmesin!

 

8. Birçok şair ve yazardan epigraf yapmışsın, bunun nedenini açıklar mısın?

Son zamanlarda çok okuma yaptım, okudukça etkilendim, etkilendikçe de yazdım. Onlara saygımı sunmak istediğim için epigraf yaptım. Umarım hissetmişlerdir.

 

9. Yeni şiir ya da öykü çalışman var mı Aylin? Bir serçe daha doğacak mı?

Bir serçe değil ama bir doğum olacak. Bu sefer bir felsefe kitabı hazırlığı içindeyim. Yarıladım sayılır, birazda kendi alanımla ilgili olsun istedim bu sefer. Ama şiir yazmaya devam tabi. En son Kadın Harekâtı dergisi için “Siyah Anna” şiirini yazdım ayrıca bir grup öğrencim ile de Serçe Baladı okuması yapıp aynı dergide bir köşe çalışmamız oldu genç yazar öğrencilerle. Denemelerimi de ayrıca bir kitapta toplamayı düşünüyorum. Pandemi bana iyi geldi anlayacağın bol bol vaktim oldu. George Orwell diyor ki : “Bir yazarın gündüz çok yorulmadığı bir işi olmalı ki akşam yazmaya gücü olsun.” Ben hep çok yoğun çalışıyordum Deniz, şimdilerde yazmaya daha çok vakit ayırabildim ve bu söyleşiye de.

 

 

Benzer Yazılar