Amerikalılaştırabildiklerimizden misiniz?


Amerika’nın Shakespeare’i olarak nitelendirilen Ralph Waldo Emerson’un 1844 tarihli deneme serisinde yer alan “Şair” [“The Poet”] başlıklı denemesinin tarafımdan yapılan çevirisi Türkçe ve İngilizce olarak Klaros Yayınları’ndan Eylül 2021 tarihinde çıktı. Bu denemenin bazı bölümlerinin Türkçe çevirisi daha önce Ç.N. Çeviri Edebiyatı dergisinde yayımlanmıştı. Platon’dan bir sayfa okumadan yazmaya başlamayan Emerson ideal şairin peşine düşüyor. Ancak ideal şair imgesine sıkı sıkıya bağlanıldığında Milton ve Homeros’da bile sorunlar bulunabileceğini belirtiyor. Yüzlerce yıllık İngiliz şairleri antolojisinde gerçek şairi bulamadığını, bu antolojilerdeki şairlerin daha çok ‘nüktedan’ olduklarını ifade ettikten sonra ‘İdeal şairi yüzlerce yıllık geçmişte bulamamışsam kendi çağımda boşuna arıyorum,’ diyerek açık bir çağrıda bulunuyor.

 

 Bu çağrıya kulak veren Walter Whitman, Çimen Yaprakları adlı şiir kitabını Emerson’a gönderiyor. Ve Emerson, Whitman’ın kitabından övgüyle söz ediyor. Estetik ve poetika kitaplığında temel kaynak özelliği taşıyan “Şair,” şiir yazan herkesin el kitabı olabilecek bir eser… Kant’ın Yargı Yetisinin Eleştirisi’ne göre neyin şiir ve kimin şair olduğuna dair estetik bir yargıda bulunabilmek için öncelikle Şair ide’sinin tanımlanması gerekir. Bu kitapta Platonik anlamda ideal bir şair tanımı yapılmakla birlikte “Şair” tartışması İdealizm düzeyinde kalmamakta, Alman felsefesinden alınan Transandantalizm kavramı ile gerçek hayatta karşılığını bulan bir nesnelliğe dönüşerek Walter “Walt” Whitman örneğinde ifadesini bulan bir şair figürü ortaya çıkmaktadır. Bu kitaptan sonra Whitman’ın Çimen Yaprakları adlı eseri Samuel Taylor Coleridge’in icat ettiği tabirle tekrar bir ‘yakın okuma’ya tâbi tutulduğunda ‘modern okur’ daha derinlikli bir kavrayışa ulaşır. Bununla birlikte, söz konusu dönüşüm (transformasyon) sırf Whitman’a özgü olmayıp “Her devir kendi Şair’ini bekler,” şiarıyla bütün çağlarda yinelenen bir fenomene atfedilmektedir.

 

 Bu metinde edebiyat ve şiir dünyası ile yakından ilgilenen okurların aşina oldukları Walt Whitman isminin “Walter” Whitman olarak geçtiğini fark etmişsinizdir. Aslında “Walt” diye bir isim yok İngilizcede. Walter adını Amerikalılar “Walt” olarak kısaltıyorlar. İngilizler bu kısaltmayı kullanmaz. İki heceyi tek heceye düşürmek söylem kolaylığı sağlıyor Amerikalılara. Amerikalı Walt Disney’in de gerçek adı Walter Elias Disney’dir. İngiltere’deyken İngilizler dilleri dönmediği için ismimi söylerken “Volkan” yerine “Walter” diyorlardı. “Walt” diyeni duymadım. Ama özellikle İngiltere’de adı Walter olan ve çok samimi olmadığınız birini “Walt” diye çağırırsanız tuhaf karşılanır. Bu isim kısaltma meselesinin bir diğer sebebi de şu olabilir. Walter esasen bir Avrupalı ismi. Amerikalılar adı Walter olan meşhur şahsiyetlerine “Walt” diyerek onları bir anlamda ‘Amerikalılaştırmış’ oluyorlar. Avrupalı Walter Benjamin’e “Walt” Benjamin dendiğini hiç duyduğunuz mu?

 

 Aynı durum Thomas adı ve Tom kısaltması için de geçerli. Thomas Chatterton İngiliz şair. “Tom Chatterton” denmiyor ona. Tom Cruise’un gerçek adı Thomas Cruise Mapother. Ailesi köken olarak İrlanda göçmeni. O da Amerikanlaşarak Thomas yerine Tom’u kullanıyor. Bu metinde Walt yerine Walter ismini kullanmamın bir diğer sebebi de Walter Whitman’ın Çimen Yaprakları adlı kitabını Emerson’a gönderdiği sırada henüz “Walt Whitman” olmadığını, başka bir ifadeyle kendisini meşhur eden ‘Amerikalı şair’ kimliğini ve imajını henüz kazanmadığını ima etmek isteğidir. Walter Whitman’ın “Walt” Whitman’a dönüşme süreci aynı zamanda Avrupa göçmeni kökeninden sıyrılarak Amerikanlaşma ideolojisinin bir sonucudur. Basit bir isim kısaltma meselesinden hareketle alt katmanlarında derin kültürel, sosyolojik ve ideolojik tercihlerin ve tutumların yattığı bir gerçekliğe değinmiş oluyoruz. Emerson evrensel bir filozof-şair figürü çizerken, oğluyla aynı adı taşıyan babası İngiliz asıllı Walter Whitman, annesi Hollanda asıllı Louisa Van Velsor olan Walt Whitman, Ezra Pound’un deyimiyle, “Amerika’nın şairidir… Hattâ bizzat Amerika’dır.” On dokuzuncu yüzyılın sonu ile yirminci yüzyılın başında imparatorlukların yıkılarak ulus devletlerin ortaya çıktığı bir dönemde ülkeler kendi ulusal şairini çıkarma gayreti içinde olmuşlardır. Ancak Emerson’un Şair’i ulus devlet paradigmasının dışında evrensel bir mahiyete sahiptir.

Benzer Yazılar