NEVAL SAVAK İLE SÖYLEYİŞİ


 

Sevgili Neval Savak’la 2021 yılının Mayıs ayında Klaros Yayınları’ndan çıkan “Ölümden Dönen İklim’ üzerine söyleştik.

1 Daha önce yayımlamış olduğun “siyah avuntu”, “saklıçöl”, “tenuçumu”, “denize doğru gül”, “bir bıçak reveransı” adlı şiir kitapların, “Anneyle Kızı”, “Işığın Peşinde” ve “Gecenin İçinde Koşanlar” adlı romanların var. Şiir, öykü ve romanı ihmal etmeyen verimli bir yazarsın, bu konuda neler söylemek istersin?

Kalp fısıltısı, diyelim... Önce şiir, ardından kısa bir süre sonra roman yazmam benim için çok farklı ve cesaret isteyen bir deneyim oldu. Hem çok şanssızım hem de çok şanslıyım. Geç kalmak ve gerçekleşmek arasında bir yerdeyim şimdi. İnsan isterse her şeyi başarabilir;  yeter ki kalbinin ve yeteneğinin farkına varsın. Edebiyatın ortasına dikilen putları da kendi açımdan yıktığımı düşünüyorum. Çünkü üretmek, empati, gözlem, yaşam ister. Bununla beslenir. Kurallarla ne sanat yapılır ne de sanatçı olunur. Belirli zaman dilimi koyup ona göre kitap çıkarmak ya da şairsen şiir yaz, başka şeyle ilgilenme gibi yosun tutmuş putlara teşekkür ederim aslında. Beni motive ettiler.

2 ”tuz ve su” şiirinde “eski bir iskele gibi yıkılarak gitti yaz / kasım da gitti sonsuz bir başlangıç sonrası / içinde hep durgun sular taşıyan bir değirmen / öğüttü durmadan kendine dönen anıları”  ya da şu dizelerde “bütün mevsimler geçip gitti bir bulut kaldı saçlarında” , veya “kaç yağmur sonrası”  şiirindeyse şu dizeler “unuttum her şeyi, yaşamak çocuklukmuş” veya “babamın fesleğenleri” şiiri,  Şunu sormak istiyorum şiirlerinde unutmak istemediğin, sürekli hatırlamak istediğin bir kavram “anı”,  neler söylemek istersin bu konuda?

İnsan, onu üzen, kıran, paramparça eden şeyleri unutmak ister. Aslında en çok da bu tür anılar kalıyor zihinde. Kaçtığın şey gibi kovalıyor seni anılar. Tüm samimiyetimle söylüyorum, hatırlamak istemiyorum artık hiçbir anımı. Çok yordu beni insan ve yaşam. Kitaplarım çıktığında takılıp kaldığımı görüyorum anılara ve unutma kavramına. Belki de bu zehirden yazarak kaçmak istediğimden en çok da onları işliyorum.

 

 

 

 

 

 

 

3 ”yas gelmeden” şiirinde “kimbilir nerede diyor şimdi biri / bir yastan hızlı geçen saatlere / saat kaç diyor doktor boşluğa”  diyorsun. Kısaca anlatır mısın bize bu “boşluğu”?

Babam ölüyor gözlerimin önünde... Son nefesine şahitlik ediyorum. Hiçbir şey yapamamanın, çaresizliğin dibine vuruyorsun. Bin yaş daha alıyorsun... Babam kanser hastasıydı. Doktor yapılacak bir şey yok demişti. Son zamanlarımız birlikte geçmişti. Bir insanla adım adım ölüme nasıl yürünür öğrendim. Babam öldü, doktor geldi, saat kaç dedi... İnsan, pişmanlıktır. O vakit anladım. Anı demiştin ya önceki soruda, işte bir insana miras bırakılabilecek en ağrılı anıya yazmıştım bu şiiri.

4 Şunu da sormak istiyorum şiirinin merkezine oturttuğun temel sorunların nelerdir, öykü ve romanlarında farklılıklar var mı, bu bir dağınıklık yaratmıyor mu sende?

İhanet, sevgisizlik, insan ve insani değerlerin yok oluşu. Aslında farklı türler de olsalar genelde hep aynı temaları işledim. Geneli yaşanmış olaylardan, farklı kişilerin yaşanmış olayları olsa da bir kahraman üzerinden harmanlayıp kurguluyorum. Empati yeteneğimin gelişmiş olduğuna inanıyorum. Hepsini yüreğimde mayalayıp, kendim yaşamış gibi kah ağlayarak, kah gülerek ve gerçekten acı çekerek yazıyorum. Hiç dağıldığımı düşünmedim. Hepsinde ayrı bir mesaj, ayrı bir ses olduğunu, yazmak için yazılmış olmadığını görüyorum. Ne şiir yazmamı engelledi roman yazmam ne de roman yazmamı engelledi şiir yazmam. İkisi paralel ilerledi. Deneme, öykü de aynı anda oldu. 

5  “artık biliyoruz ikimiz de / çıkmaz bir sokak insan” diyorsun “tüm rastlantılar perşembe” şiirinde “çıkmaz bir sokak insan” dikkat çekici bir kullanım,  neler söylemek istersin?

Neredeyse yarım asır olacağım. Çok şey gördüm, çok şey yaşadım, çok insan tanıdım. Küçük yaşta çalışmaya başladım. Sonra çalışma ve aynı zamanda gece okulu. Çok taşındık küçükken. İnsana hep önem ve değer verdim. Hep dinledim, gözlemledim insanı. Şimdi anlıyorum tüm bunların neden olduğunu. Bakmak değil, görmekmiş insana yazdıran. İnsanın, ölene kadar öğreneceği şeyler hep olacak. Yetiştik, tecrübe sahibi olduk lafları boş. İnsan, tanınmaz bir nesneymiş. Bu şiirde onu dile getirdim. Tanıdığınızı sandığınız insanlar, en çok da onlarda anlıyorsunuz insanı. Bu acı bir aşk şiirinde insandan vazgeçtiğim bir dize oldu.

 

 

 

 

 

6 “şiirin sözü açık seçik, yalın ve dolaysız biçimde” olduğuna inanıyor musun, şiirde yalınlık konusunda neler söylemek istersin?

 

Hem yalınlık, hem karmaşa, hem de kapalılığın bir arada olmasına inanıyorum. En çok da doğal ve samimi olmasına… Çünkü okura geçen budur. Herkes şiirin uzmanı değil sonuçta. Her kesimden insan şiir okumak ve okuduğunu kendiyle özdeştirmek istiyor. “Ben şiiri seviyorum ama hiçbir anlamadığım için sıkılıp, bırakıyorum kitabı.” diyen okuyucularla söyleştim. O yüzden tüm bunları harmanlayıp yazabilmektir şairin ustalığı. Kime şiir yazdığınız burada devreye giriyor. İnsanın anlayabileceği ortak bir dil ve yapı benim görüşüm.

 

7 “bir takvim öğleni” şiirinde geçen şu dizeleri çok sevdim “utancını sakla unutmaz kitaptır zaman / bir gün bir çocuk çıkar bozar tüm oyunları” bu şiir özelinde nasıl bir değerlendirme yapmak istersin?

Zaman kavramı anlaşılmazdır. Her ne kadar insan bir sınırlama getirse de bana göre kavramsızdır, zaman. Ve hiçbir şey nedensiz değildir. Her şey bir amaca yönelik oluşur ve zaman bunu saklar. Kaybolmayacak tek şey zaman ve sesdir evrende. İnsan dışında döngüdür her şey. Kitaplar, yazılanlar yanabilir ve yok olabilir. Ama ses kaybolmuyor. Uzay boşluğunda dönüp dolaşıyor. Belki de bir şekilde birilerine bir yerlere çarpıp geri dönüyor zamana. Yazarken sürekli sesli bir şekilde dile getiriyorum sözcükleri. İçinde bulunduğumuz çağın canilerine demek istedim ki, hiçbir zalimlik sonsuza kadar sürmez.

 

8 Kitabını okurken “ölüm” imgesi dikkatimi çekti. “kim doldurabilir ölümden açılan boşluğu” veya “ölüm soğuk bir eylem, kalbim / diyor elveda boyunu aşan asıra elveda” ya da “kente yaz gelir yaralar hep yakınından / bir ölü uzanır toprağa / soğur ev sonra uzun uzun insan” gibi dizeler, neler söylemek istersin?

İnsan sadece ölünce ölmüyor. Yaşarken ölmek diye bir şey var. En sevdiklerimizden aldığımız yaralarla ölüyoruz; ister kasıtlı ister kasıtsız olsun. Hepimiz zaman zaman ölüyoruz başkalarının elleriyle fakat kanlı canlı yaşıyoruz. Şöyle bir dönüp baktığımda topluma “Yürüyen ölüler” görüyorum etrafta. Ölen kurtuluyor aslında. Yaralı kalan en çok ölü değil mi?

 

 

9 Son olarak şunu sormak istiyorum sana bundan sonra yapmak istediklerin, beklentilerin ve önerilerin nelerdir?

Bir ara dedim kendi kendime, çok geç başladın, başladın ama 5 seneye 6 şiir kitabı 3 roman ve biri de temmuz ayında çıkacak “Bir Bozkır Öğleni” olan romanla birlikte 4 roman olacak. Bitti, yeter dedim kendime. Şimdi, Açık Öğretim Medya ve İletişim bölümünün 1. sınıfını bitirip ikinci sınıfına geçtim. Bu arada yazmam, yazamam dememe rağmen hem şiir hem de roman yazıyorum. Okulu bitirip önce ülkemi sonra da dünyayı dolaşmak istiyorum. İstiyorum çünkü insan insanın celladı olsa da yine de insan insanın ilhamı oluyor. Hiçbir şey beklememeyi bu yaşımda öğrendim. Yaşamın getirdiğini yaşamak en güzeli. Yap ve bırak, her ne yapıyorsan. Örneğin kitap mı yazıyorsun, bittiği an bırak, unut ve devam et. Böyle olunca çok çeşitlilik hayatına akıyor. Sonra daha iyi bir şey gerçekleştirebiliyorsun. Her şeyi (İyi olan) her şeyi deneyimlemek... Sadece kalbinin izinden ve sesinden gitmesini ve yapmak istediğini yapmasını öneririm insanlara. Ölüm gibi bir kederli durağa doğru giderken ayrıntıların ne önemi var ki hayatta? Yaşamak için yaşamalı!

 

Benzer Yazılar