MEHMET GİRGİN’DEN İKİ KİTAP BİRDEN!.. / AHMET GÜNBAŞ

FacebookTwitter

Uzun zamandır suskunluğunu koruyan Mehmet Girgin’den iki kitap birden düştü masama!

Biri, Esrik Bilgi* adında -dört kitaptan süzülen- şiir seçkisi; diğeri, aforizmaya yakın kısa şiirlerden oluşan Parçalanamayan Parçayım** adıyla seslenen ince boyunlu bir kitap!..

Girgin’in şiirine pek yabancı değilim. Onun, taşra kimliğiyle içindeki doğayı uzak kentlerle tanıştıran yalın üslubunun farkındayım. Durmadan kendini yontan, bilgelik ve çağrışım dolu bir üslup bu! Sözcük ekonomisinde oldukça tutumlu. Öte yandan uzak-yakın dinlemeyen ‘çıt’ sesine uyarlı bir duyarlık içinde. Arkasını sorup soruşturuyor dünya hâllerinin. Örneğin, Geyik şiirini, “Işık sana ulaştı mı? / Işıktan içtin mi? / Işıklı mavi geyiği söndürmüşler” dizeleriyle bitirdiğinde, doğayla insan sarmalında bir şeylerin parçalandığını duyumsuyor insan. Şairin, bir şaman ruhuyla davrandığı çok açık. Mevsim Değirmeni, Akaağaç, Yerli, Yeraltı, Bozkırın Efendisi, Vadi, Buğday Tarlaları, Tan Kızıllığı, Dilimde Türküler, Kırkayak, Boğa, Geyik gibi birçok şiirin adı doğa kaynaklı. Bu durum, oksijeni bol çok özel bir terapi sağlıyor sanki okura. Hepi topu dört dizeden ibaret Tan Kızılığı şiiri ne kadar sevgiliyi anlatsa da aslında doğadan ödünç alınmış tanrısal bir güzelliğe işaret ediyor bence:

“Tan kızıllığı kemirirse sütlenmiş inciri

Vaktidir tozlu yollarda koşmanın

Ve nadasa bırakılmış yüzünü

Avuçlarıma almanın

Doğanın yüzü her şeye yansır sonuçta. Daha önce altını çizerek okuduğum Taş Ev de bu türden bir şiir… Okunası… Daha dorusu yüzüne bakılası:

“Nereye gidebilirsin ey Mehmet

Taş ev orda dururken yurdunda

Yaralı bir ceylan ya da bir kuş

Ya da ayağı kırılmış bir kırlangıç

Senin kokun eğrelti kokusudur

Çocukluğun var şimdi önünde

Korkusuz krallar gibi uzun

Saklansan gölgen karşıdan aşar

Karşında eğilir kusuşuz dereotu

Alnından damlar güz vakti güneş

Gölgeli bulut ya da uzayan yokuş

Çocukluğuna gider çaresiz

Bir kenti bırakıp buralarda”

Girgin’in yalınlığında Dağıstanlı şair Resul Hamzatov’u buluyorum biraz. Doğayla uyumlu imgesel söyleminde ise Fransız şair Renê Char geliyor aklıma. Çitlerin ve ağaçların gölgeleri yan yana hep. İnsanlar buğday başakları gibi dağılmışlar. Henüz buzların çözüldüğü mevsimde şen şatır bir huzur bacası tütüyor arada. Doğayla barışık bu eğilimi Parçalanmayan Parçayım’da da görebilirsiniz yakından. Çok değil, Ağrı adlı dörtlüğe kulak vermek yeterli:

“Bir şarkıdır kışın uzaması buralarda

Ağrıya tırmanan keçi yoludur aşk

Tatlı günlerimiz de olmuştur mutlak

Tanıdım seni renklerinden ey hayat”

Durun, size Seferis’in, “Karanlık senden çıkaracağım ışığımı” haykırışı ekseninde ışıklı birkaç dize daha aktarayım, ışıksız yapamayan şairden:

“İÇİME IŞIK DOLUYOR

İçime ışık doluyor / Kara ışık

Tanırım evreni / Kara müjdeyi

Kanımı emzirmeliyim karanlığa / Kanını emmeliyim karanlığın

‘Kara ışık’ olur mu, olur! Geceden süzdüğümüz ışıktır o! Yaşam ne siyah ne beyazdır tek başına. Doğurgan renkler arada yer alır. Dağlar gökkuşağından bir atkı giyer birden. Renk cümbüşü zıp zıp zıplar ortalıkta.

Okunması dileğiyle…

 

 

*Esrik Bilgi – Mehmet Girgin, Klaros Yayınları, 1.basım, Ocak 2026

**Parçalanmayan Parçayım – Mehmet Girgin, Klaros Yayınları, 1.basım, Ocak 2026

 

 

FacebookTwitter
FacebookTwitter