Uzun zamandır suskunluğunu koruyan Mehmet Girgin’den iki kitap birden düştü masama!
Biri, Esrik Bilgi* adında -dört kitaptan süzülen- şiir seçkisi; diğeri, aforizmaya yakın kısa şiirlerden oluşan Parçalanamayan Parçayım** adıyla seslenen ince boyunlu bir kitap!..
Girgin’in şiirine pek yabancı değilim. Onun, taşra kimliğiyle içindeki doğayı uzak kentlerle tanıştıran yalın üslubunun farkındayım. Durmadan kendini yontan, bilgelik ve çağrışım dolu bir üslup bu! Sözcük ekonomisinde oldukça tutumlu. Öte yandan uzak-yakın dinlemeyen ‘çıt’ sesine uyarlı bir duyarlık içinde. Arkasını sorup soruşturuyor dünya hâllerinin. Örneğin, Geyik şiirini, “Işık sana ulaştı mı? / Işıktan içtin mi? / Işıklı mavi geyiği söndürmüşler” dizeleriyle bitirdiğinde, doğayla insan sarmalında bir şeylerin parçalandığını duyumsuyor insan. Şairin, bir şaman ruhuyla davrandığı çok açık. Mevsim Değirmeni, Akaağaç, Yerli, Yeraltı, Bozkırın Efendisi, Vadi, Buğday Tarlaları, Tan Kızıllığı, Dilimde Türküler, Kırkayak, Boğa, Geyik gibi birçok şiirin adı doğa kaynaklı. Bu durum, oksijeni bol çok özel bir terapi sağlıyor sanki okura. Hepi topu dört dizeden ibaret Tan Kızılığı şiiri ne kadar sevgiliyi anlatsa da aslında doğadan ödünç alınmış tanrısal bir güzelliğe işaret ediyor bence:
“Tan kızıllığı kemirirse sütlenmiş inciri
Vaktidir tozlu yollarda koşmanın
Ve nadasa bırakılmış yüzünü
Avuçlarıma almanın”
Doğanın yüzü her şeye yansır sonuçta. Daha önce altını çizerek okuduğum Taş Ev de bu türden bir şiir… Okunası… Daha dorusu yüzüne bakılası:
“Nereye gidebilirsin ey Mehmet
Taş ev orda dururken yurdunda
Yaralı bir ceylan ya da bir kuş
Ya da ayağı kırılmış bir kırlangıç
Senin kokun eğrelti kokusudur
Çocukluğun var şimdi önünde
Korkusuz krallar gibi uzun
Saklansan gölgen karşıdan aşar
Karşında eğilir kusuşuz dereotu
Alnından damlar güz vakti güneş
Gölgeli bulut ya da uzayan yokuş
Çocukluğuna gider çaresiz
Bir kenti bırakıp buralarda”
Girgin’in yalınlığında Dağıstanlı şair Resul Hamzatov’u buluyorum biraz. Doğayla uyumlu imgesel söyleminde ise Fransız şair Renê Char geliyor aklıma. Çitlerin ve ağaçların gölgeleri yan yana hep. İnsanlar buğday başakları gibi dağılmışlar. Henüz buzların çözüldüğü mevsimde şen şatır bir huzur bacası tütüyor arada. Doğayla barışık bu eğilimi Parçalanmayan Parçayım’da da görebilirsiniz yakından. Çok değil, Ağrı adlı dörtlüğe kulak vermek yeterli:
“Bir şarkıdır kışın uzaması buralarda
Ağrıya tırmanan keçi yoludur aşk
Tatlı günlerimiz de olmuştur mutlak
Tanıdım seni renklerinden ey hayat”
Durun, size Seferis’in, “Karanlık senden çıkaracağım ışığımı” haykırışı ekseninde ışıklı birkaç dize daha aktarayım, ışıksız yapamayan şairden:
“İÇİME IŞIK DOLUYOR
İçime ışık doluyor / Kara ışık
Tanırım evreni / Kara müjdeyi
Kanımı emzirmeliyim karanlığa / Kanını emmeliyim karanlığın”
‘Kara ışık’ olur mu, olur! Geceden süzdüğümüz ışıktır o! Yaşam ne siyah ne beyazdır tek başına. Doğurgan renkler arada yer alır. Dağlar gökkuşağından bir atkı giyer birden. Renk cümbüşü zıp zıp zıplar ortalıkta.
Okunması dileğiyle…
*Esrik Bilgi – Mehmet Girgin, Klaros Yayınları, 1.basım, Ocak 2026
**Parçalanmayan Parçayım – Mehmet Girgin, Klaros Yayınları, 1.basım, Ocak 2026
