geçtiğimiz kotralarla baş hizamızda
duyuyoruz bir fotoğraftır kıyıda köşeleri sesli
pozumuz ona karşı silahsız
ona doğru ışıklar durağan,
gözlerin düşürdüğünü topladıysa dalgalar
gözleri kapalı çıktıysa gümüş tuzlarının
eksik bir zamanı niçin saklar insan.
kokluyorum
dehşetini sevgilerin çiğ
büyünün buharına kokuyorlar,
kenar mahallelere,
estetiğine cesetlerin.
inanmışım yalan söyleyebildiğine fotoğrafların on dokuzuncu yüzyılda
geç kalmasıyım o gün bugündür gözlerin
bir başkasında yabancı bir hevesim.
bir fotoğrafım dinçliği kan yankısında
bir fotoğrafım tadı çürük sularda yıkanmış
bir fotoğrafım iştahla ayrıldığı kemikten etin
aldım, verdim
ve yenildim.
düştüm ardına şeylerin bilmediğim.
bu fotoğrafı bir zenci kadının bile isteye vurduğum omzundan çektim.
güneşlerdendi sığmadı ele avuca tesadüftü gözlerin
kontrastını düşürdüm kotraların
ısıttım tenini kâr etmedi.
bulanıklığını gözlerimle tutabilir miydim.
kim demiş
güzellik ellerinden tutmamış
bakmamış büyük hüznün tozlu yüzüne,
saklandığın yeri açamıyorum insandan küçük
açık bir kadraj dalgınlığından yuvarlak sessizliğinde
köşeleriydin oysa zamanın fazlalıkların gülümsedikçe
çok yakışacaktın eczacıbaşı kokteyllerine.
