AREN HAŞAR’IN “KERTERİZ AĞACI” – Mehmet İşten

FacebookTwitter

Aren Haşar’la öğretmenliğimin son yıllarında yanılmıyorsam iki yıl aynı okulda çalıştık. O dönemlerde iş güç koşuşturmacasından fırsat bulup pek samimiyet geliştiremesek de bu genç felsefe öğretmeninin okumaya düşkün olduğunu, hatta şiir okuyucusu da olduğunu gözlemleyebilmiştim. Masanın üstündeki ders kitaplarının arasında mutlaka bir okuma kitabı da oluyordu. Bazen “baba” bir felsefe kitabı ama bazen de II. Yeni’den filan bir şiir kitabı. Öte yandan, kitaplar ya da şiir üzerine bir sohbetimizi hatırlamıyorum. Ben okuldan ayrıldıktan sonra da ilişkimiz kopmadan ve daha çok mesleki çerçevede sürdü. Şiir yazdığını ve bir kitabının yayınlanacağını öğrendiğimde elbette şaşırdım ve çok sevindim. Biraz mahcup ve samimi bir genç olarak hatırladığım Aren demek şairdi!.. Biraz da hayıflandım, daha çok konuşabilirmişiz aslında diye. Ama hayatın hayhuyu içerisinde pek çok güzelliği ve ilişkiyi ıskalamak zorunda kalmıyor muyuz nihayetinde?..  Demek şiir yazıyordu, hem de bunları kitaplaştıracak kadar ciddi bir uğraştı onun için şiir. Hiç şiirini okumamıştım. O sıralar bunu öğrenmiş olsaydım bile şiirlerini merak eder miydim? Bir ihtimal ama zayıf bir ihtimal. Çünkü meslek hayatım boyunca yazdığı şiirleri bana getiren çok sayıda öğrenci ya da meslektaşım olmuştu. Bunlardan edindiğim tecrübe artık beni bu konuda biraz isteksiz kılmıştı. “Şair olmak” bir yanıyla havalı bir şey ama çoğu kişi gerçekten şair olmanın ne olduğunu, ne olması gerektiğini düşünmeden, kavramadan şair olmaya heves ediyor. Çoğunlukla da ders kitaplarında gördükleri birkaç şiir üzerinden. Ben de bunların benzerini yazabilirim düşüncesiyle. Ama gerçekte şair olmanın, şair sayılmanın bir yolu, ölçüsü var mıdır, neler yapılması gerekir sorularını yeterince kendilerine yöneltmeden geliştirilen bir heves oluyor bu. Böyle olunca da ilk yazılanlar genellikle bugün için “şiirimsi” diyebileceğimiz bir düzeyde şeyler oluyor. Sonrasında bu uğraşı ciddiye alıp derinleştirebilen de az çıkıyor zaten. Geçmiş şiiri az çok elden geçiren, şiirin poetikası ile ilgili sorunlara ilgi duyan, Türkçedeki usta şairleri sevebilecek noktaya gelebilen, halihazırda yazılmakta olan şiire de kenarından köşesinden bakınan ve nihayetinde yazdığı şiirleri bir dergide yayınlatma çabasına girip bu yolda emek veren… İşte ancak oralara gelebilmiş olanların yazdıklarına bakma isteği bulabiliyorum çoğunlukla. Ötekiler malum “lisede ben de yazmıştım.” diyen grubu oluşturuyor.

O dönemde yazıyor muydu bilmiyorum ama yazıyorduysa ve şiirlerini bana göstermiş olsa kesinlikle olumlu bir etkisi olurdu bende. Her neyse geçmiş zaman…

“Kerteriz Ağacı” adlı şiir kitabını bana ulaştırmak için adresimi istediği andan itibaren bunları düşündüm. Kitap bana ulaştığı ve okumaya başladığım andan itibaren de bir şok yaşadığımı itiraf ederim. Çünkü gerçekten de hiç ilk şiirler gibi olmayan, ciddi bir olgunluğa erişmiş ve çekinmeden de söyleyebilirim, çok iyi bir şairin muştucusu şiirlerdi karşılaştığım.

 

Aren Haşar şiirinin özgünlüğü

Kitabın adından başlamak gerekir: Kerteriz Ağacı. “Kerteriz” pek çok kişinin anlamını bildiğini sandığım bir sözcük, esasen denizcilikte kullanılıyor, “kerteriz noktası” olarak günlük dilde de karşılığı oluşmuş durumda. Nedir? Konum belirlemeyi sağlayan nokta, işaret… Bu anlam çerçevesinde “Kerteriz Ağacı” adı çok çağıran bir ad haline geliyor. Çok çarpıcı bir kitap adı ve kapağı da bunun altında kalmıyor.

Şiir dilinde özgünlük zordur çünkü doğal olarak çok sayıda usta şairden etkilenmiş, onlara öykünmüşsünüzdür. Özgünlük adına bulunacağınız girişimler yani farklılık temrinleri çoğunlukla sırıtır, gören gözler için komik bile görünebilir. Özgünlük derken kastettiğimiz birtakım deneysel zırtapozluklar, dil cambazlıkları değil elbette, daha derinden bir şey. Özgünlük genellikle zaman içinde ve iyi bir şairseniz ortaya çıkabilir bu nedenle. İlk kitabında özgünlüğü sağlamış şair pek azdır. Fakat Aren Haşar’ın “Kerteriz Ağacı”nın akla ilk getirdiği sözcük bu, özgünlük.

Kitaba da ismini veren ilk şiirin daha ilk dizelerinde bunu hissediyorsunuz:

“ben gözlerimin hakkı var diye diye

bir iç teselli ile kandırıp kendimi

tarla tarla yere baktırırdım

tüm o göğebakanları”

“tarla tarla” ikilemesi belki ilk kez kullanılıyordur şiirde hatta dilde. Ki hemen alttaki dizelerde “tarla tarla sevişmek”ten de söz edecek şair. Belki kimi yaşantıları şiire dönüştürüyordur, bir yerinden günebakan tarlalarına, “göz hakkı” deyimiyle sevgiliyle yapılan bir kır gezisinde ola ki aşırılmış meyvelere, belki ilk sevişilen yer olduğu için bir ağaçla işaretlendiğine götürüyor insanı. Ama kesinlikle yeni, özgün ve çarpıcı.

Bu dizelerle başlayan kitap için sürprizli bir başlangıç yapmış demek abartı olmayacaktır.

 

“sen ise bir kerteriz ağacı düşlüyorsun

tarla tarla sevişeceğimiz tırmanınca üzerine

sarının ana tonlarında gittikçe eriyerek

yine de bir gözünün ucuyla

kerteriz ağacını düşleyerek”

 

Görüldüğü gibi dizelerin akışıyla şair mükemmel bir atmosfer de kuruyor. Belli ki dizelerdeki doğa unsurları rastgele seçilmiş ve şiirsellik oluşturmak için kurgulanmış unsurlar değil; zaman, mekan ve yaşantı bütünlüğü de oluşturuyor.  Şiirde atmosfer kurmak da önemli bir meziyettir. İmgelere yaslanan çoğu şiirde buna rastlamazsınız ama Aren’in çoğu şiirinde doğadan, eşyadan yararlanarak oluşturulmuş ve şiire katkısı olan bir atmosferle karşılaşıyorsunuz, Mezar adlı şiirine bakalım:

 

“mavi kelebekler uçuşuyormuş çehremde

güneşe doğru ağmazdan önce

tersine söylenen zafer marşları gibi

 

bu yüzdendir ki

ölümüne yatacağız seninle

kum tepelerinin ardında”

 

Aren Haşar’ın şiirinde en dikkatimi çeken konulardan biri de şu: Türk şiirinin alışık olduğu bir “şiirsel söyleyiş”, bir “eda” vardır, hemen hemen tüm şairlerin bu eda’ya bir biçimde yaklaştığını görürsünüz. Aren’in şiirinde bazı yerler bu edadan ayrılıyor, benim daha çok çeviri şiirlerde gördüğüm ve oldukça da etkileyici bulduğum farklı bir söyleme doğru kayıyor, çeviri şiir okuyanlar bilir bunu, hafif yadırgatıcıdır ama kendine göre bir albenisi vardır bu söylemin. Birkaç örnek vereyim:

 

“gittikçe büyüyerek ufalan masumiyetini

isimsizlerin bayramını dahi kutlamadığı o gece

bir düş çocuğunun çocuk düşünde görür”

Süt Dişleri, sayfa 11

 

“avunmanın abartılmış dozu

acının çoğunu ok diye sunuyor

ellerimizle ruhumuza sapladığımız”

Ok, sayfa 28

 

“ay açıldıkça bulutlardan

yitiriyor gizemini sen gibi

ve yitirdikçe gizemini

daha bir büyülüyor beni”

O Gece, sayfa 41

 

Bu ve benzeri söyleyişlerde ancak çevirilerini okuyabildiğim Batı’nın büyük şairlerinin, bir Baudelaire’in, bir Celan’ın, bir Trakl’ın, Pound’un lezzetini buluyorum ben. Kitabın neredeyse tamamında hâkim bir özellik bu. Bundan sonraki şiirlerinde de umarım bu bilinçli ya da bilinçsiz oluşturduğu söylemi geliştirerek devam ettirir. Çünkü bunu Türkçe şiir için bir kazanç olarak görüyorum.

Aren’in felsefe eğitimi almış olması ve felsefe okumayı sevmesi şiirlerinde ciddi bir derinlik olarak yansıyor. Hemen hemen her şiirinde yaşamla ilgili, yaşamın anlamı ile ilgili, önemsiz görünen ayrıntıların önemi ile ilgili, insan için “kerteriz noktası” olan konularla ilgili anlamsal bir derinlik görebiliyoruz: “avunmanın dozunu öyle abarttılar ki/ yalnızlıkları bir seçimmiş gibi/ ve bundan kıvanç duyarcasına gülerlerdi/ oynanılan rol beklenenden aşırı bir ustalık” (Arzudan Uzak, sayfa 12) “müsamerelerde çeşit çeşit oynayıp/ evine dönüyor  bir nevi kendine olmalı” (Maske, sayfa 14)

“bir dâhinin duyurduğu o aslandım nihayet/ ne çocuk olabilen ne çocuğu görebilen” (Aslandım Nihayet, sayfa 16) dizelerinde mesela bize Nietzsche’nin Zerdüşt’ü uzaktan gülümsüyor. Yunan mitolojisinin ya da daha genel anlamda mitolojinin de bu anlam derinliğinde yeri var: “narkissos ile boy ölçüşüyorum kendimi sevmekte/ kendimi sevmekte senin gözlerinden” (Çağıl Çağıl, sayfa 44)

Hristiyan mitolojisi, efsaneleri ve inanışı da şiirlerde içselleştirilmiş bir unsur olarak yer alıyor. Hâkim olmadığım bir kültür olmasına karşın örneğin Çul Kuşanmak şiirinde “çul kuşanır içtenliği kişilerin/ delilik ve kutsallık bir çuldan/ duyurur acılarını göreli iyilerin” dizelerinde azizlerin, keşişlerin hatta doğrudan İsa’nın macerasına çekiliyorum. Şiirin bütünü de oldukça ilginç, yukarıda söz ettiğim çeviri şiir dilindeki yabansı lezzetin iyi bir örneği olduğu gibi felsefi derinliğin belirgin biçimde yansıdığı şiirlerden biri.

Söylenecek daha çok şey var ama bir ilk kitap için davet oluşturmaya yeterlidir sanıyorum yazdıklarım. Aşktan yaşamın anlamına, gayrimüslimlikten gündelik hayat ayrıntılarına, çocukluktan doğaya kadar geniş bir izleği takip eden Aren Haşar nitelikli ve beklentileri yükselten bir ilk kitapla çıktı. Merakla takip edeceğiz. Farklı sese, dile sahip genç şairler çok ciddi ihtiyacı var şiirimizin. Uzun zamandır görmediğim özgün şiir dili, çarpıcı derinliği için yürekten kutluyorum ve şiirimize hoş geldin, ne iyi ettin diyorum.

Kerteriz Ağacı, Aren Haşar, Klaros Yayınları, 2026

FacebookTwitter
FacebookTwitter