Lokman Kurucu’nun OKB56 Yayınları’ndan çıkan son şiir kitabı Nihil’de, şair öncelikle boşluk ve hiçlik kavramlarını sorgular. Boşluk; yokluk, hiçlik temeline dayanır.
Sartre, hiçliğin varlığını, bilincin boşluk olduğu düşüncesiyle ortaya koyar. İnsan hiçlikle özünden ayrılmıştır. Boşluk eksikliği; anlamlandırmaya çalışılan yaşama kendi ritmini katan görev başında “sessizlik” ortamıdır. ‘Üç’ başlıklı şiirde, boşluktaki kişiyi-kişileri görürüz.
Anlatıcı doktor Nihil’in uyandıktan sonraki gözlemleri: “uyandığında akşamdı/ üç kişiydiniz/ boşluğa yapışık”
Sessizlik ortamının anlam arayışında Portakal’ın ritmi:”biri başını arıyordu/ olmamıştı turuncusunu/ görmeye.”
Hiç’liğin ritmi: “diğeri kemiriyordu/ et, kemik/ ilik”
Doktor ‘sen’ dir. Bizdir.
‘O’ portakal.
‘Zaman’ ise hiçlik, doktor+portakal+biz ve şairin hepsini çağırdığı bilincin boşluğu.
“Sen, o ve zaman/ çıkıyordunuz/ birbirinizden”
Boşluk kavramı üzerine Aristotales’le fikir birliği kuran İbn-i Sina, “Ruh bedenin içinde kaybolmuş konuk gibidir” der. Ruh açlığından söz eder. “Yunus” başlıklı şiirde, aç ruhun boşluğunu doldurmaya çalışması: “Bütün gün arayıp durdun/ bulamazdın o eksik şeyi// çekmecelerini karıştırırdın ruhunun/ kötünün her renginde ruhunun// halıları kaldırırdın gökyüzü kadar yalnızlık// eski defterleri açardın/ denenmiş birkaç ölüm// ve boşlukta bir dize:// “içindeki boşluğun içine kadar git!”/// yarım ömür dolaşıp durdun/ bulamadın/ /bir sen daha yoktu içinde,/ eksik// yunus akardı/ kapı deliğinden”
‘Döngü’ başlıktaki şiirde yine uykudan uyanan biri-birileri var, en çok da Portakal olması beklenen. Boşluk kavramı soyuttan somuta taşınır bir tabut kimliği eklenerek Boşluk-boş’tur, sen-o-zaman ile doldurulur: “uyudun/ yarısından çoğu boş bir tabutta dinlenen/ sonra uyandın,/ portakalın bitmiş rüyasıydı.”
Sartre, düşünen bilinçli öznenin, kendi özüne hiçlik aracılıyla ulaştığını söyler. İnsanın anlam arayışı hem varlıkla hem hiçlikle ilişkisidir. Hiçliğin sorgulanışı bireysel değil, toplumsal kaygıdır. Şiirin devamında çocukların bilincinde olmadan duyumsadığı yaşamı, şairin sorguladığı boşluğuna toplar, hiç’liğine savurur. “sabah odadan dışarıya baktığında çocuklar/ atların altından yeryüzünü çekip/ Nihil’e boşluk kusuyordu.
‘Atak’ başlıklı şiirde boşluğuna girip çıkamamanın şaşkınlığı. Yaşama kendi ritmini katabilmek için aranan kapı: “rüzgar almış/ götürmüş kapıları// kendine ne zaman/ nerden girdiğini// unuttun”
Şair kapıları sıkça kullanır. İçindeki boşluğu yaratan kapılar, içindeki boşluğa almayı istediği kapılar, kaapanan kapılar. “Sekiz” başlıklı şiirde sevgiye, gençliğe açılmayan kapılar: “sokakta kapı; bağırıyorsun// sıra sıra tahta kapıları evlerin/ “seviyorum”/ kimse girmiyor/ için açık kapılarla örtülüyor/ boğuluyor gençlik”
“Dar Kapı” şiirinde morga açılan kapılar: “bu kapıda sıkışmış/ reçeteden çıkan ses:// ol’up hislerine/ girmesinler diye/ deliremeyenler// haplarımıza oruç tutturmalıyız// ve bize her gece Anethama’nın “Flaying” şarkısını/ dinletenleri/ “aşk” diye morga// düşüyor kollar/ açılıyor kapı// “delirdin/ diyor / Nihil// “geç!”
Küçük harf kullanılan şiirler toplamında büyük harfle yazılan Nihil; boşluk, doluluk, hiçlik, kapılar, portakal, doktordur. Bizdir. Hep bakar, bakanların bakışına da çokça bakar. “Sabah Masada” şiirindeki bakmanın felsefesi: “denizi değil, /denize bakışları seyrederdin/ Nihil de seni”
Doğa felsefesinin başlatıcısı Miletli Thales’in doğaya ve gökyüzüne kendinden geçerek bakarken bir çukura düşmesi kendi boşluğuna, öbürünün boşluğuna bakar. Antik Yunan felsefesinde temaşa kavrımının: doğanın kendi içindeki düzeni gözlemleyerek anlamak anlamındaki gibi insana ve kendi boşluğuna bakar. İnsan felsefesini başlatan Sokrates gibi kendine ve insana doğurma yöntemiyle bakar ama onun gibi agoralarda değil kapıların, pencerelerin ardında kendi “sessizliği”nde yapar. Şairin, şiirinde yarattığı felsefi ritimdir geveze sessizlik. Dar kapı şiirinin başlangıcı gibi: “Sense ağır bir olmazlık/ geveze bir cesaretle/ bir deliğe sıkışmış/ bileğine portakal çiziyorsun// bu dar kapının/ diyorsun/ ardında onlar var/ ne tanrı/ ne maymun/ ne insan” Birçok filozofun farklı yanıtlar verdiği “İnsan nedir?” sorusudur şairin ‘ardında onlar var’ dizesi.
Nihil kendi boşluğuyla denize bakanların bütün boşluklarını emmek ister. Şiirin boşluğuna vantuz bir bakışla çekiverir insanlık hallerini.
Boşluk emicisi şair “Suskunluk” başlıklı şiirde yine bakmaktadır. Özlemi, arzusu ona farklı bakış yöntemleri, düş kurmalarını gözyaşıyla, yalnızlıkla sınayarak armağan etmiştir. Görmek için bakar. “denizle birlikte büyümeyen çocuk/ her şeye denize bakar gibi bakarken/ herkes boşluğunu buldu sende//acın tuza iniyor/ üşüyeceksin”
Legoterapi ekolü kurucusu nörolog Viktor Frankl, insanın en temel motivasyon kaynağının “anlam arayışı” olduğunu söyler.
Anlam arayışını ise, bilincin boşluğunu kullanabilenler, onu şiire çağıranlar sorun eder. Frankl’e göre kişinin acı, zorluk karşısında bile kendi tutumunu seçerek yaşama amaç ve anlam katabilecektir.
Lokman Kurucu şiirinde; acıyla, üşümeyle, bakmayla, görmeyle yaşama anlam katmıştır. Felsefi bir soru olan “Hayatın Anlamı Ne?” sorusudur da şiirler toplamı. Şiirin devamında Bergson’un estetik felsefeye kazandırdığı, her zorluğa karşın vitalite (yaşam atılımı) ile biter. Kendi ve insanın boşluğunun üstünde uçan şair bir reçete sunar kendine, okura.
Bu kimi için deniz, kimi için dağ, kimi için annesizlik, kimi için ayrılık olabilir: “vazgeçmeyi hak edene dek/ sus ama unutma/ denizle büyümeyen çocukların kaderidir/ iyileşeceksin”
Her şeye denize bakar gibi bakan, denize bakanlara filozof gibi bakan şiire selam olsun.
