Lokman Kurucu – Kardeş Türküler söyleşisi

FacebookTwitter

Lokman Kurucu:

Bazen bir türkü, onlarca siyasi partinin yapamayacağını yapar; bin yıllık putları kırar, binlerce önyargıyı bir çırpıda paramparça eder. Aynı zamanda, aynı mekânda bir araya gelmeyecek milyonları ortak ya da benzer duygularda buluşturur. Kardeş Türküler de hafızamıza tam bu yönüyle kazındı; hep böyle kaldı ve böyle kalmaya devam ediyor. Siz yola çıkarken böyle bir misyon edinmiş miydiniz? En azından yapacağınız işlerin Türkiye’de böyle sonuçlar doğuracağını az da olsa öngörebiliyor muydunuz?

Kardeş Türküler:

Evet, niyetimiz tam da buydu. Bu yüzden Kardeş Türküler’i bir grup olarak değil, bir kültür-sanat projesi olarak tanımladık. Amacımız bir barış projesi olmak ve bütün sanatsal üretimlerimizi bu düşünce üzerine inşa etmekti. Çünkü ancak böylece makamlarımız, sözlerimiz daha da renklenecek; daha adil, daha kapsayıcı bir müzik yelpazesi oluşacaktı. Otuz yıldır da bu uğurda üretmeye çalışıyoruz.

Tabii ki vicdanlı bir barış ortamına kavuşabilmek için öncelikle yanı başımızdaki farklı kültürlere, dillere ve inançlara sahip insanlarla yeniden tanışmamız gerekiyor. Kadınların ve LGBTİ+’ların yaşadığı meseleleri de bu çerçeveye dâhil etmeliyiz. Türkiye’de bize sunulan ya da rıza göstermemiz beklenen “yekpare millet” anlayışı, bu renkleri ya görmememizi ya da görsek bile bulunduğumuz konuma göre onlara yukarıdan ya da aşağıdan bakmamızı salık veriyor. Üstelik sözünü ettiğimiz renkliliği kabul eden kesimlerde bile çoğu zaman hiyerarşik bir bakış hâkim. “Yüce, kutsal, ebedî millet” söylemi, “ama benim çizdiğim sınırlar içinde kalırsanız” dipnotuyla farklı olana parmak sallamayı sürdürüyor ne yazık ki.

Bütün bunlara rağmen Kardeş Türküler, önyargılar yüzünden bir araya gelememiş farklı mahallelerden insanları buluşturdu; yeri geldiğinde onarıcı, iyileştirici bir rol üstlendi. Bunu da belki her kültüre eşit emek vererek, hakkaniyetli bir repertuvar oluşturarak başardık; hâlâ da başarmaya çalışıyoruz.

Lokman Kurucu:

Kardeşlikle “aynı” olmanın, hatta “aynılaşmanın” birbirine karıştırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Özellikle politik bağlamda kardeşliğin, öteki için bir “tuzak” olarak görülebildiği; hatta bugün geldiğimiz noktada “kardeşlik” vurgusunun kulağa zaman zaman itici bile gelebildiği bir ülkede, dinleyiciler olarak hâlâ rahatlıkla “Kardeş Türküler” diyebiliyoruz. Sanırım bunda Kardeş Türküler’in bize yalnızca türkülerin kardeşliğini değil, kardeşlerin farklılıklarını da göstermesinin payı var. Bu bir dinleyici okuması; eksik ya da fazla olabilir. Buna ne eklemek ya da bundan ne çıkarmak istersiniz?

Kardeş Türküler:

Çok yerinde bir değerlendirme. Gerçekten de kardeşler arasında ayrım yapar ya da onları aynılaştırmaya kalkarsanız, “kardeş” kelimesindeki duygudaşlık, her şeyin üzerini örten ağır bir halıya dönüşür; kırılganlıkları ve haksızlıkları o halının altına süpürmüş olursunuz. Bu yüzden, dediğiniz gibi, “kardeşlerin farklılıklarını” da görünür kılmaya çalıştık.

Nihayetinde, ister bilimsel olarak hepimizin Afrika’dan geldiğini kabul edelim, ister semavi dinlerin anlattığı gibi aynı anne ve babadan türediğimize inanalım; en temelde birbirimizle akrabayız. Ama bizim meselemiz kan bağı değil. Derdimiz, erdemli insana yaraşır bir yaşam alanı kurabilmek. Müzik ve dans da bu duygudaşlığa hizmet edebilecek en mucizevi imkânlarımızdan biri. Öyleyse neden bunları kullanmayalım?

Lokman Kurucu:

Bir sanatçıyı ya da bir grubu, mekanikleştiği; yani ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın aynı tadı verdiği noktada dinlemekten ve izlemekten kopuyoruz. Türkiye’de pek çok sanatçı ve grup bu mekanikleşmeden nasibini aldı, almaya da devam ediyor. Bence bu, sokaktan ve sokağın dilinden kopmakla ilgili. Kardeş Türküler ise bırakın mekanikleşmeyi, birçok konuda mekanikleşmeye itilen dinleyicisini her seferinde kendi konforundan çıkarıp sokağa çağırıyor. Sokakta olmak, sokağa çağırmak politik bir tercih mi; yoksa zaten olan, doğal ve organik bir hâl mi sizin için?

Kardeş Türküler:

Sanatçılar mevcut gidişattan rahatsızlarsa, dillerini şişirmek yerine dertlerini ve itirazlarını sözlere, makamlara aktarmak zorundalar. Bu, insan olmanın en doğal hâllerinden biri. Eğer bunu yapamıyorsak, benliğimizi ve vicdanımızı eziyor, giderek köleleşiyoruz demektir.

Kardeş Türküler de “Kral çıplak!” diyen çocuk olmak istiyor; güncel meselelere dair şarkılar üretmeye devam ediyor. Öte yandan çok büyük bir akvaryumun içindeyiz ve seslerimiz giderek bulanıklaşıyor. Bu yüzden daha çarpıcı, daha sarsıcı ifadelere ihtiyacımız var. Açıkçası biz de o yeni ifade gücünü henüz tam anlamıyla bulabilmiş değiliz. Şahsen ben de bu yenilenememe hâlinin sıkıntısını üzerimde taşıyor ve yeni yollar aramaya çalışıyorum.

Lokman Kurucu:

“Yol, yolcunun içinden başlar.” der şair Ömer Faruk Hatipoğlu. Ne zaman içimizde bir yol belirse, yola çıkmasak da, çıkamasak da bir şeyler değişmeye başlar. Kardeş Türküler sizin için bir yol mu, bir yer mi; yoksa ikisi birden mi?

Kardeş Türküler:

Şu göçler ve göçmenler çağında huzurlu bir yer bulmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. İnsanın insana yaptığı zulmün ne yazık ki haddi hesabı yok. Dolayısıyla hayatlar artık daha çok yollarda biçimleniyor; umudun yamacında, göçün içinde…

Ama bir yandan da yerimizi, yurdumuzu, mahallemizi, köyümüzü, kültürümüzü ve kadim geleneklerimizi koruyamazsak, yollarda bize eşlik edecek hayallerimizin canlılığı da, renkleri de solar. Sanırım bizim hâlimiz tam da bu: Hem yola aitiz hem yere. Biri olmadan diğeri eksik kalıyor.

Bu biçim, yayımlanacak söyleşilerde kullanılan klasik format olduğu için hem daha profesyonel hem de okuması daha akıcı görünecektir

FacebookTwitter
FacebookTwitter