Vaktiyle gelincik toplamayı severdi Nilüfer
Kuyuya atılıncaya kadar
Üç gün sonra bulundu cesedi, iki kolu kırık
Kimliksiz, sanki fi tarihinden kalan
Çocukluğu yarım kaldı Nilüfer’in kim olduğunu bilmeden
Hiç affetmedim kardeşlerini
Keşke yanında olsaydım o an
Haki bir bıçakla engel olabilirdim belki kuyuya atılmadan
O günden sonra azap verici zararsız bir deliyim
Bildiğim ya da bilmediğim her şeyden kuşku duymaya başladım
Birkaç yüz bin hücre vardı beynimi felç eden
Nilüfer’in kuyuya neden atıldığını soran
Günlerce teselli aradım, ağlamaktan halsiz
Yazmaya başladım amel defterime
İlahi bir sesin fısıldadığı
Zihnime akan kelimelerle
Yirmisinde hiç bilmediğim bir yere gittim
Bana ben kadar uzak
Güneye giden göçmen kuşların kanatlarında, Nilüfer’i
Unuturum sanmıştım, yanılmışım yaralarım hala acıyor soğukta
Süzülen her eylül rüzgârında bir yusufçuk adımı sesleniyor
Yarım kalmış uzak çocukluğum geliyor aklıma
Afyonlu sigaralardan içip dumanını çekiyorum
Çünkü o gün, Nilüfer kuyuya atıldığında ben de ölmüştüm
