SAKIN SAÇINA KURU BİR ÇİÇEK – KIVANÇ NALÇA

FacebookTwitter

Büyük bir hikâye dinlemek ister miydiniz?
Ben de isterdim ama artık yok öyle bir şey.
Bu şiir merserizeden dokunmamalıydı
Bir de göz kırpmadan okunmamalıydı
Çünkü çok kolay
Ölmek çok kolay
Sus diyorum sana ha bire
Halim yok bir şiir bile…
Üzülmeyin
Alışın buna
Her şiirimde çıldıracaksınız
Hakikat konusunda endişelerim var
Yaşadığım hayat ne kadar hafif hem
ne kadar ağır
Gerçekten kaçışımızın tarihidir bu
Söyle bana,
ekmek ne kadar Allah’ındı?
Güneşin saçlarının kızgınlığını balık
Takımyıldızının gölgesinde serinlettiği
gecelerin artık hemen hemen gündüzlere
eşit olduğu yeni yılın o ilk günlerinde ben
hiç Arap mıyım, tapayım tanrınıza
Ben bunu sana üzülesin diye söyledim
O kadar, bu kader! Çünkü bir Shakespeare’iniz yok
Bunu benim daha önce de görmüşlüğüm var
Rengarenkler, kelimeler artık size ihtiyacım yok
İnsan olmak istiyorduk insandık da
Atar lağımlarım, toplar lağımlarım
İnsan bu kadar yaşıyormuş işte
Ne fena tılsımlı geceyi yanlış onarıyordunuz
Rüya heceleyici müstakil vekiller
Biraz allak bullak hani
Yüksek yüksek kürsülerden sidik yarışı
İrademizi darp eylediniz
İt önüne ot, at önüne et koymak için
Bu bir tesadüf mü yoldaşlar
Hayır bu bir tesadüf değil yoldaşlar
Ben bu kelimeyi bitirmeden gitmeni istiyorum
Çün kapının önünde bekliyor kekeme çocukluğum
Secdeye varmış ağaçlar gördüm Malta’da
Yağmur ileri geri konuşuyor işte
Doğru söyle bana,
zamanı görebiliyor musun?
Bir yaranın kabuk bağlayışını,
bir banknotun tedaviden kalkışını,
bir rengin soluşunu değil,
Zamanı görebiliyor musun?
Ben değil hâlâ.

FacebookTwitter
FacebookTwitter